Ali Erdem Doğanoğlu, "Cumhurbaşkanının Görev Süresinin Belirlenmesi Sorunu", Ankara Barosu Dergisi, Yıl 2011, Sayı 3.

Bakır Çağlar için Kişisel Bir Not

Değerli anayasa hukukçusu Prof. Dr. Bakır Çağlar‘ı geçtiğimiz günlerde kaybettik. Anayasa hukuku camiası için kuşkusuz çok büyük bir kayıp; son yıllarda sessiz kalmayı tercih etmiş olsa da, eminim bize öğreteceği, bizlerle paylaşcağı daha çok şey vardı.

Benim anayasa hukuku maceramda Bakır Çağlar’ın özel bir yeri var; not etmeden geçemeyeceğim. Henüz çiçeği burnunda bir araştırma görevlisi iken üzerinde çalışacağım konuyu büyük ölçüde onun yazdıklarından etkilenerek belirlemiştim. Yazmaya karar verdiğim konu, “milletlerarası anayasa hukuku” idi. Tezin sonunda bu kavramsal çerçevenin bir çok eksiği olduğunu fark ettim ancak onun yazdıklarını okuduktan sonra (eğer bu alana gerçekten katkıda bulunacaksak) mevcutla yetinmeyip; yeni, farklı, değişik kavramların peşine düşmemiz gerektiğini çok daha iyi anladım. Eksikliği hep hissedilecek.

Prof. Dr. Bakır Çağlar’ı, Pınar Öğünç’ün kaleme aldığı, onu çok iyi anlatan bir yazıyla uğurluyorum…

LG

18.07.2011-24.07.2011 Güncel Anayasa Mahkemesi Kararları

23.07.2011

Anayasa Mahkemesinin E: 2007/2, K: 2011/13 Sayılı Kararı (31/10/2006 Tarihli ve 5553 Sayılı Kanun ile İlgili)
Tarımsal üretim sürecine ilişkin olarak, Tohumculuk Kanununun çeşitli hükümlerinin Anayasa’ya aykırılığı iddia edilmiştir. Dava konusu hükümler genel itibariyle, tohum üretimi sürecindeki çeşitli aşamalara ilişkin olarak yürütme organına yetki veren düzenlemelerdir. Bu düzenlemeler, sürece ilişkin çeşitli hususların genelge veya yönetmelikle düzenleneceğini öngören veya yine sürece ilişkin çeşitli üretim, denetim, satış gibi işlemlerin bakanlıkça yetki verilmesi suretiyle başka kişi ya da kuruluşlarca yürütülebileceğini öngören kurallardır. İddianın öne sürdüğü Anayasa’ya aykırılık gerekçelerinin başında da yasama yetkisinin devredildiği gelmektedir. Mahkeme, dava konusu kurallardan sadece, özel hukuk tüzel kişilerine denetleme yetkisi devri imkânı veren düzenlemeyi, denetleme görev ve yetkisinin idarenin kolluk etkinlikleri içinde yer alan, genel idare esaslarına göre yürütülmesi gereken bir kamu hizmeti ve idarenin asli ve sürekli görevlerinden olduğu gerekçesiyle Anayasa’nın 128. maddesine aykırı bulmuş ve iptal etmiştir. Diğer hükümler yönünden, dava konusu düzenlemelerle teknik ve detay sayılabilecek hususlarda yürütme organına yasayla çerçevesi çizilmiş birtakım yetkiler verildiğini ve bu türden bir yetkilendirmenin yasamanın takdirinde olduğunu gerekçe göstererek Anayasa’ya aykırılık iddialarını reddetmiştir.
Kararın tam metnine ulaşmak için tıklayınız .

Anayasa Mahkemesinin E: 2009/58, K: 2011/52 Sayılı Kararı (22/11/2001 Tarihli ve 4721 Sayılı Kanun ile İlgili)
Medeni Kanun’un itiraz konusu düzenlemesine göre, tapu sicilinde hak sahibi olarak görünen kişinin ölmüş olması durumunda, bu taşınmazın, kanunda yer alan koşulların gerçekleşmesi halinde zamanaşımı yoluyla kazanılması mümkündür. Bu hüküm nedeniyle, miras yoluyla taşınmazı kendiliğinden kazanan kişilerin bu haklarını sırf açıklayıcı nitelikte olan tescil ile tapu sicilinde görünür hale getirmemeleri durumunda, haklarının hukuk tarafından tanınmaz hale gelmesi mümkündür. Bu durumun, kazanılmış haklara saygı ve hukuk devleti ilkeleri ile mülkiyet hakkına, yani Anayasa’nın 2. ve 35. maddelerine aykırı olduğu gerekçesiyle oybirliğiyle iptal edilmiştir.
Kararın tam metnine ulaşmak için tıklayınız .

Anayasa Mahkemesinin E: 2008/72, K: 2011/59 Sayılı Kararı (11/6/2008 Tarihli ve 5767 Sayılı Kanun ile İlgili)
Türkiye Radyo ve Televizyon Kurumu Yönetim Kurulunda Bakanlar Kurulu tarafından atanan üyelerin bulunmasına ve bu üyelerin yine Bakanlar Kurulu tarafından istendiğinde görevden alınabileceğine ilişkin düzenlemeler ile Kurumdaki çeşitli kadroların kaldırılıp bu kadrolarda çalışan görevlilerin yeni oluşturulan başka kadrolarda görevlendirileceğine ilişkin kanun hükümleri Anayasa Mahkemesi önüne getirilmiştir. Kurumun yönetim kurulunda Bakanlar Kurulu tarafından görevlendirilen kişilerin bulunmasının ve bu üyelerin yine Bakanlar Kurulu tarafından istendiğinde görevden alınabilmesinin Anayasa’nın 31. maddesi ile 133. maddesindeki “Devletçe kamu tüzel kişiliği olarak kurulan tek radyo ve televizyon kurumu ile kamu tüzel kişilerinden yardım gören haber ajanslarının özerkliği ve yayınlarının tarafsızlığı esastır.” hükmüne aykırı olduğu iddia edilmiştir. Mahkeme, demokratik ülkelerde özerk kurumların da hukuki ve demokratik denetime tabi tutulmak suretiyle keyfiliğe sapmaların engellenmeye çalışıldığı ve düzenlemenin buna yönelik olduğu gerekçesiyle Anayasa’ya aykırılık iddiasını reddetmiştir. Kurumdaki çeşitli kadroların kaldırılıp yeni kadrolar oluşturulmasını ve önceki kadrolarda çalışanların yeni ve fakat görev bakımından farklı kadrolara geçirilmesini öngören düzenlemelerin de kamu yararına yönelik olmadığı, siyasi iktidarın “kadrolaşma” amacıyla getirilmesini sağladığı düzenlemeler olduğu ve bunun hukuk devleti ilkesine ters düştüğü iddia edilmiştir. Buna karşılık olarak da Mahkeme, söz konusu hükümlerin Kurumun yeniden yapılandırılması kapsamında getirilen düzenlemeler olduğu, yetkisi dâhilinde yapabileceği kamu yararına uygunluk değerlendirmesi kapsamında da kuralların kamu yararına uygun görüldüğü gerekçeleriyle Anayasa’ya aykırılık iddialarını geri çevirmiştir.
Kararın tam metnine ulaşmak için tıklayınız .

Anayasa Mahkemesinin E: 2008/35, K: 2011/65 Sayılı Kararı (26/3/2008 Tarihli ve 5751 Sayılı ve 3/7/2005 Tarihli ve 5403 Sayılı Kanunlar ile İlgili)
Fiilen ve hukuka aykırı olarak tarım dışı amaçlarla kullanılan tarım arazilerinin, belirli şartların sağlanması ve belirli bir ücret ödenmesi koşuluyla tarım dışı kullanımına izin verileceğini; bu arazilerde yürütülen faaliyetlerin ruhsat veya izin gibi başka şartlara bağlı olması durumunda da bu ruhsat veya iznin alınması ya da şartın sağlanması için başvuru tarihinden itibaren 2 yıl süre tanındığını; bu süre içerisinde de izinsiz, ruhsatsız veya gerekli koşul her ne ise o sağlanmadan faaliyete devam edilebileceğini; sonuçta da söz konusu arazilerin tarım arazisi olmaktan çıkarılmasının istenebileceğini düzenleyen hükümlerin Anayasa’nın 2. 8. 10. 11. 45. ve 38. maddelerine aykırılığı iddia edilmiştir. Mahkeme, düzenlemenin tabi olduğu arazilerin “tarım arazisi niteliğini kaybetmiş, toprak vasfını tekrar kazanması mümkün olmayan” araziler olduğunu; düzenlemenin bu arazilerin ekonomiye kazandırılması ve bu arazilerde yatırım yapmış kişilerin mağduriyetini giderme amacını taşıdığını ileri sürerek esas hükmün; ve aynı doğrultudaki gerekçelerle ilgili diğer düzenlemelerin Anayasa’ya aykırı olmadığı sonucuna varmıştır.
Kararın tam metnine ulaşmak için tıklayınız .

Anayasa Mahkemesinin E: 2009/63, K: 2011/66 Sayılı Kararı (9/6/1930 Tarihli ve 1700 Sayılı, 26/5/1981 Tarihli ve 2464 Sayılı, 13/12/1983 Tarihli ve 178 Sayılı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapan 25/6/2009 Tarihli ve 5917 Sayılı Kanun ile İlgili)
Kaymakam alımında uygulanan sınav usulüne ilişkin iki düzenlemenin Anayasa’ya aykırılığı iddia edilmiştir. Bunlardan ilkine göre, yazılı yarışma sınavında belirli puanın üzerinde not almış olmak koşuluyla, alınacak kaymakam sayısının dört katı kadar aday mülakata çağrılır. İkinci düzenlemeye göre ise, yapılacak mülakatta herhangi bir kayıt sistemi kullanılamayacaktır. Belirli dönemde alınacak kaymakam sayısının dört katı kadar yazılı yarışma sınavından başarılı olmuş adayın mülakata çağrılacağını öngören düzenleme, daha önceden ilgili yönetmelikte gösterilmiştir. Bu hükmün uygulanması Danıştay tarafından engellenmiş, bu sefer aynı düzenleme kanunla getirilmiştir. İşte bu düzenlemenin, yargı denetiminden kaçmak amacıyla yapıldığı, memurluğa alımda liyakat ve kariyerin gözetilmemesi sonucunu doğurduğu ve kamu yararına aykırı olduğu gerekçeleriyle Anayasa’nın 2. ve 138. maddelerine aykırı olduğu öne sürülmüştür. Mahkeme, düzenlemenin içerdiği konuda yasama organının takdir yetkisinin bulunduğu, söz konusu düzenleme yönünden bu yetkisini kullanışının da yetkisinin sınırları içinde olduğu gerekçesiyle düzenlemenin Anayasa’ya aykırı olmadığına karar vermiştir. İkinci olarak, mülakatların kayıt altına alınamayacağını öngören hükmün, başka gerekçelerle birlikte ve esas olarak yargısal denetimi güçleştireceği gerekçesiyle Anayasa’nın 2. 125. ve 138. maddelerine aykırı olduğu iddia edilmiştir. Mahkeme, sınav usulünü belirlemeye ilişkin yasama organının yetkili olduğu gerekçesiyle söz konusu düzenlemeyi Anayasa’ya aykırı bulmamıştır. Kararda bunların dışında, toplama yetkisi belediyelerde bulunan bazı birtakım vergilerin sadece belirli bir süre için merkez tarafından alınmasını öngören kuralın, memurların sağlık sigortasına ilişkin bazı yönlerden diğer kamu görevlileri ve sigortalılarla aynı hukuksal düzenlemelere tabi olması sonucunu doğuran bir kanun hükmünün ve Başbakanlıkça ithal edilen motorlu taşıtlara vergi muafiyeti sağlayan düzenlemenin Anayasa’ya uygunluğu tartışılmıştır. Bunların tümü için öne sürülen Anayasa’ya aykırılık iddiaları sonuçta reddedilmiştir.
Kararın tam metnine ulaşmak için tıklayınız .

Anayasa Mahkemesinin E: 2008/79, K: 2011/74 Sayılı Kararı (3/7/2008 Tarihli ve 5782 Sayılı Kanun ile İlgili)
Yabancıların Türkiye Cumhuriyeti topraklarında taşınmaz edinmelerine ilişkin çeşitli hükümler dava konusu edilmiştir. Bu hükümlerden biri yabancı gerçek kişilerin edinebilecekleri taşınmaz oranını belirleyen ve bu oranı değiştirme yetkisini Bakanlar Kuruluna veren düzenlemedir. Bu düzenlemenin belirsiz, kamu yararına ve yabancı tüzel kişiler bakımından aynı konuda getirilen hükümlerle karşılaştırıldığında eşitlik ilkesine aykırı olduğu iddia edilmiştir. Mahkeme, değerlendirmesinde kuralın belirli ve Bakanlar Kuruluna tanınan yetkinin de açık ve sınırlı olduğu, yabancı tüzel kişilerle gerçek kişilerin farklı hukuki durumda bulunmaları nedeniyle eşitlik ilkesine aykırı olmadığı ve kamu yararı değerlendirmesi yapma yetkisinin sınırları kapsamında kamu yararına aykırılık tespit etmediği gerekçeleriyle iptal talebini reddetmiştir. İkinci olarak yabancı yatırımcıların taşınmaz edinmelerine ilişkin hükmün, belirli bir oran sınırı getirmemesinin kamu yararına ve Anayasa’nın 2. Maddesine aykırı olduğu iddia edilmiştir. Mahkeme, yabancı yatırımcıların hangi koşullarda ve hangi kayıt ve şartlarla taşınmaz edinebileceğinin hükümde açıkça gösterildiğini ve bir belirsizlik bulunmadığını, bunun dışında kamu yararı değerlendirmesinin Anayasa’ya uygunluk denetiminde görebileceği sınırlı işleve atıfla Anayasa’ya aykırılık iddiasını geri çevirmiştir. Üçüncü olarak, yine yabancıların taşınmaz edinmesine ilişkin getirilen bir geçiş hükmü, belirsiz olduğu, geçiş döneminde yabancıların sınırlama olmaksızın taşınmaz edinebilmelerine olanak tanıdığı ve böyle bir ihtimalin gerçekleşmesi durumunda da ne yapılacağının gösterilmediği gerekçeleriyle Anayasa’nın 2. maddesine aykırılık nedeniyle iptal edilmiştir. Kararda yer alan her bir hükme oybirliğiyle varılmıştır.
Kararın tam metnine ulaşmak için tıklayınız .

Anayasa Mahkemesinin E: 2009/24, K: 2011/75 Sayılı Kararı (31/8/1956 Tarihli ve 6831 Sayılı, 21/6/1987 Tarihli ve 3402 Sayılı Kanunlarda Değişiklik Yapan 15/1/2009 Tarihli ve 5831 Sayılı Kanun ile İlgili)
Orman Kanunu ve Kadastro Kanununda yer alan orman hukukuna ilişkin çeşitli hükümlerin ormanların ve orman köylüsünün korunmasına ilişkin, Anayasa’nın 169 ve 170. maddeleri ile kamu yararına ve bu bağlantıyla 2. maddesine aykırılık iddiaları öne sürülmüştür. Mahkeme, orman arazisi olmaktan çıkarılan yerlerin kazandırıcı zamanaşımı yoluyla edinilemeyeceğini düzenleyen hükmün, orman arazisi olmaktan çıkarılmayan yerlerin kazandırıcı zamanaşımı yoluyla edinilebileceği anlamına gelmediği savıyla; kadastro işlemlerine ilişkin birtakım kayıtların nasıl yazılacağına ilişkin düzenlemeyi yasa koyucunun, iddia edildiği gibi başka birtakım Anayasa’ya aykırı olacağı düşünülen düzenlemeleri yapmak için zemin hazırlamak amacıyla getirilip getirilmediğinin değerlendirilmesinin anayasa yargısı kapsamında olmadığı düşüncesiyle, bu hükümler yönünden öne sürülen Anayasa’ya aykırılık iddialarını geri çevirmiştir. Orman arazisi dışına çıkarılan yerlere ilişkin birtakım işlemlerin, İmar Kanunu ve Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu hükümlerine tabi olmaksızın yapılacağını öngören düzenlemeyi ise Anayasa’nın, toprağın korunmasını emreden 44. maddesine aykırı olduğu gerekçesiyle iptal etmiştir.
Kararın tam metnine ulaşmak için tıklayınız .

Anayasa Mahkemesinin E: 2009/31, K: 2011/77 Sayılı Kararı (21/6/1987 Tarihli ve 3402 Sayılı Kanunda Değişiklik Yapan 25/2/2009 Tarihli ve 5841 Sayılı Kanun ile İlgili)
Kadastro Kanunu’nun ilgili hükümlerine göre kadastro tutanaklarının kesinleştiği tarihten on yıl geçtikten sonra bu tutanaklar aleyhine dava açılamaz. İtiraz konusu düzenlemeye göre de, on yıllık dava zamanaşımı öngören hüküm, davacı kamu tüzel kişisi olsa dahi uygulanır. Bu şu anlama gelmektedir: özel mülkiyete tabi olmayan kıyı, orman gibi taşınmazlar da bir biçimde kadastro işlemleri sırasında kayıtlara girip özel mülkiyete konu gibi görünmüş ise, on yıllık dava zamanaşımından sonra artık bu şekilde gerçekleşen hukuka aykırılığı giderme imkanı yoktur. Bu hüküm Anayasa’nın kıyılardan yararlanmayı düzenleyen 43. maddesi ile, ormanların korunmasına ilişkin 169. maddesine aykırı bulunarak iptal edilmiştir.
Kararın tam metnine ulaşmak için tıklayınız .

Anayasa Mahkemesinin E: 2010/68, K: 2011/114 Sayılı Kararı (26/9/2004 Tarihli ve 5237 Sayılı Kanun ile İlgili)
Türk Ceza Kanununda düzenlenen tehdit suçunda, suçun temel şekli bakımından bir ayrıma gidilmiş bu ayrıma göre tehdidin hayata, vücut veya dinsel dokunulmazlığa yönelmiş olması ile malvarlığı zararına ya da benzer bir şeye yönelmiş olması farklı şekilde cezaya tabi kılınmıştır. Ancak aynı suçun nitelikli halleri bakımından bir ayrım yapılmamış tek bir ceza aralığı gösterilmiştir. Bu durumun, yani tehdit suçunun nitelikli halleri bakımından temel şeklindeki gibi bir ayrımın yapılmamasının hukuk devleti ilkesine aykırı olduğu iddia edilmiştir. Mahkeme, düzenlemenin yasa koyucunun takdirinde bir husus olduğunu ve düzenlemede hukuk devleti ilkesine aykırı bir yan bulunmadığını ileri sürerek iptal talebini reddetmiştir.
Kararın tam metnine ulaşmak için tıklayınız .

Anayasa Mahkemesinin E: 2008/24, K: 2011/14 Sayılı Kararı (Siyasî Parti Malî Denetimi)
Adalet ve Kalkınma Partisi’nin 2007 yılı kesinhesabı incelenmiş ve ilgili karar yayınlanmıştır.
Kararın tam metnine ulaşmak için tıklayınız.

Anayasa Mahkemesinin E: 2009/45, K: 2011/15 Sayılı Kararı (Siyasî Parti Malî Denetimi)
Adalet ve Kalkınma Partisi’nin 2008 yılı kesinhesabı incelenmiş ve ilgili karar yayınlanmıştır.
Kararın tam metnine ulaşmak için tıklayınız.

Anayasa Mahkemesinin E: 2009/11, K: 2011/16 Sayılı Kararı (Siyasî Parti Malî Denetimi)
Ayyıldız Partisi’nin 2008 yılı kesinhesabı incelenmiş ve ilgili karar yayınlanmıştır.
Kararın tam metnine ulaşmak için tıklayınız.

Anayasa Mahkemesinin E: 2010/9, K: 2011/17 Sayılı Kararı (Siyasî Parti Malî Denetimi)
Ayyıldız Partisi’nin 2009 yılı kesinhesabı incelenmiş ve ilgili karar yayınlanmıştır.
Kararın tam metnine ulaşmak için tıklayınız.

Anayasa Mahkemesinin E: 2009/36, K: 2011/18 Sayılı Kararı (Siyasî Parti Malî Denetimi)
Hak ve Hakikat Partisi’nin 2008 yılı kesinhesabı incelenmiş ve ilgili karar yayınlanmıştır.
Kararın tam metnine ulaşmak için tıklayınız.

Anayasa Mahkemesinin E: 2010/54, K: 2011/19 Sayılı Kararı (Siyasî Parti Malî Denetimi)
Hak ve Hakikat Partisi’nin 2009 yılı kesinhesabı incelenmiş ve ilgili karar yayınlanmıştır.
Kararın tam metnine ulaşmak için tıklayınız.

Anayasa Mahkemesinin E: 2010/6, K: 2011/20 Sayılı Kararı (Siyasî Parti Malî Denetimi)
Gönül Birliği Yeşiller Partisi’nin 2009 yılı kesinhesabı incelenmiş ve ilgili karar yayınlanmıştır.
Kararın tam metnine ulaşmak için tıklayınız.

90. Maddenin Uygulaması

Bilindiği gibi, Anayasanın 90. maddesinin 5. fıkrasına 2004 yılında eklenen cümle ile usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınması öngörüldü.

Bu düzenlemenin hukuk sisteminde nasıl uygulanacağı, ne gibi sonuçlar doğuracağı, yürürlüğe girdiği günden beri tartışma konusu oldu. Bu bağlamda, özellikle ilk derece mahkemelerinin bu hükme dayanarak karar verip veremeyecekleri konusu üzerinde duruldu. Bildiğimiz kadarıyla bu mahiyette kararları içeren bir veri tabanı mevcut değil. Dolayısıyla, 90. maddenin ilk derece mahkemeleri tarafından uygulanmasına ilişkin örnekleri ancak basına yansıdığı ölçüde ve basına yansıdığı biçimde öğrenebiliyoruz. Geçenlerde Hürriyet gazetesinde konuyla ilgili bir haber yayımlandı (17 Temmuz 2011, “Mahkemeden Bekarlık Soyadına Onay”). İlginç bir örnek olması nedeniyle haberi aynen alıntılıyorum:

Karadeniz Teknik Üniversitesi Sürmene Deniz Bilimleri Fakültesi Deniz Ulaştırma İşletme Mühendisliği bölümünde araştırma görevlisi olarak çalışan Hatice Yılmaz Yüksekyıldız, 13 Ocak 2011′de, evlilik soyadının iptaline ve yalnızca bekarlık soyadını kullanmasına karar verilmesi talebiyle avukatı Alev Yıldız aracılığıyla dava açtı.

Aynı zamanda uluslararası gemilerde 3. kaptan olarak çalıştığını, birçok ülkeye “Yılmaz” soyadıyla girdiğini ve mesleğinde bu soyadıyla tanındığını ifade eden Hatice Yılmaz Yüksekyıldız, 2010′da eşi Ercan Yüksekyıldız ile evlendiğini, Türk Medeni Kanununun 187. maddesi gereğince bekarlık soyadı yanında eşinin soyadını da kullanmak zorunda kaldığını kaydetti.

Bu nedenle mesleğinde bazı sorunlarla karşılaştığını bildiren Hatice Yılmaz Yüksekyıldız, birey olarak, kendi soyadını kullanma hakkının kişiye sıkı sıkıya bağlı, devredilemez hak olduğuna dikkati çekti ve Türk Medeni Kanununun 187. maddesinin, Türkiye’nin onayladığı uluslararası sözleşmelere aykırı olduğunu ifade etti.

Dava, Ankara 11. Aile Mahkemesinde görüldü. Dahili davalı Ercan Yüksekyıldız da eşinin kişilik haklarının korunmasına yönelik olarak, kendi soyadını kullanma isteğini kabul ettiğini dava sürecinde mahkemeye bildirdi.

Hakim Mustafa Karadağ da Hatice Yılmaz’ın, yalnızca bekarlık soyadını kullanma talebini uygun bularak, davanın kabulüne karar verdi.

Hakim Karadağ’ın yazdığı gerekçeli kararda, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesini (AİHS) onaylayan devletlerin, cinsiyet de dahil olmak üzere, hiçbir ayrımcılık yapılmadan herkesin hak ve özgürlüklerden yararlanmasının sağlanmasını taahhüt ettiğine dikkat çekildi.

Türkiye’nin onayladığı Kadına Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Uluslararası Sözleşmesinde de temel hak ve özgürlüklerin kadın ile erkek eşitliğine dayalı olarak kullanılmasının, ayrımcılık oluşturan mevzuatın değiştirilmesinin, evlenmede kadına erkeklerle eşit hak sağlanmasının ve bu arada aile adının eşitlik içinde seçilmesinin taahhüt edildiğine yer verildi.

Türkiye’nin onayladığı uluslararası sözleşmeler ile ulusal yasaların aynı konuda farklı hükümler içermesi halinde uluslararası sözleşme hükümlerinin esas alınacağının Anayasa’da düzenlendiğine işaret edilen kararda, Türk Medeni Kanununun 187. maddesinin, evlenen kadının, yalnızca bekarlık soyadını kullanma hakkını kullanmasına engel teşkil ettiği belirtildi.

Oysa Türkiye’nin onayladığı sözleşmelerin ve bunlara bağlı ek protokollerin, kadınların soyadını seçme hakkını temel hak olarak belirlediği kaydedilen kararda, Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi ile Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin de eşlerin soyadı seçiminde eşitlik sağlanmasını önerdiklerine dikkat çekildi.

AİHM’nin benzer talepli davaları kabul ettiği hatırlatılan kararda, sonuç olarak Hatice Yılmaz’ın, mesleki bakımdan tanınırlığı nedeniyle evlendikten sonra da önceki soyadını kullanmakta hukuki yararı olduğu, bununla birlikte Türkiye’nin onayladığı uluslararası sözleşmeler ile protokollerin ve tavsiye kararlarının davada uygulanması gerektiği ifade edilerek, bu sebeple davanın kabulüne karar verildiği bildirildi.

LG

11.07.2011-17.07.2011 Güncel Anayasa Mahkemesi Kararları

GÜNCEL ANAYASA MAHKEMESİ KARARLARI

12.07.2011

Anayasa Mahkemesinin E: 2008/84, K: 2010/121 Sayılı Kararı (28/3/2002 Tarihli ve 4749 Sayılı Kanunda Değişiklik Yapan 16/7/2008 Tarihli ve 5787 Sayılı Kanun ile İlgili)
Karar iki farklı hususa ilişkin bazı hükümlerle ilgilidir: 1- Kamu iktisadi teşebbüsleri, sermayelerinin yarısından fazlası kamuya ait olan kuruluşlar ve bazı belirli kamu kuruluşları, hazine garantisi ile borçlanabilmektedir. Bu tür garantili borçlanmalarda verilen garanti karşılığında, borçlanılan tutar üzerinden belirli bir oranda “garanti ücreti” alınmaktadır. İşte dava konusu hükümle, garanti ücretinin oranını hükümde gösterilen sınırlar içerisinde belirleme yetkisi hazine müsteşarlığının bağlı bulunduğu bakana verilmektedir. Bunun, yasama yetkisinin devri anlamına geldiği, Anayasa’nın 6. 7. ve 8. maddelerine aykırı olduğu iddia edilmiştir. Mahkeme, sınırlı olarak, ilkeleri ve çerçevesi kanunla belirlenmek koşuluyla uzmanlık ve yönetim tekniğine ilişkin konularda yürütmeye yetki verilmesinin Anayasa’ya aykırı olmayacağını belirtmiş ve dava konusu düzenlemeyi bu kapsamda değerlendirerek anayasaya aykırılık iddiasını oybirliğiyle reddetmiştir. 2-Bazı kamu kuruluşlarının hazineye olan borçlarının bütçedeki gelir gider hesaplarıyla ilişkilendirilmeksizin (yani bütçe kayıtlarında bunlara yer verilmeden) ve son olarak maliye bakanının kararıyla silinmesine imkân veren birtakım hükümlerin Anayasa’nın 2. 6. 7. ve 8. maddelerine aykırılıkları iddia edilmiştir. Mahkeme, silinen borçların bütçede görünmemesinin bütçenin açıklığını ve aleniliğini bozduğunu ve bütçenin birliği ve genelliği ilkelerini ihlal ettiğini gerekçe göstermiş ve dava konusu hükümlerin ilgili kısımlarının Anayasa’nın 161. maddesine aykırı olduğu sonucuna varmıştır. Diğer yandan Mahkeme, borçların silinmesine ilişkin maliye bakanına yetki verilmesini, yasama organının takdirinde bir husus olarak gördüğünü belirtmiş ve düzenlemelerin ilgili kısımlarının yasama yetkinsin devri niteliğinde bir durum oluşturmadığını ifade ederek bu kısımlar yönünden Anayasa’ya aykırılık iddiasını geri çevirmiştir. Bu kararlar da oybirliğiyle alınmıştır.
Kararın tam metnine ulaşmak için tıklayınız.

Anayasa Mahkemesinin E: 2009/47, K: 2011/51 Sayılı Kararı (21/6/1934 Tarihli ve 2525 Sayılı Kanun ile İlgili)
Soyadı Kanununun yabancı dilde bir soyadı almayı yasaklayan hükmünün, yabancı dilde bir soyadına sahip olup bunu Türkçe soyadı ile değiştirmek isteyen bir kişinin herhangi bir sorunla karşılaşmaması karşısında, yabancı dilde bir soyadı kullanmak isteyen kişiye izin vermemesi dolayısıyla Anayasa’nın 10. maddesinde gösterilen eşitlik ilkesine aykırı olduğu iddia edilmiştir. Mahkeme çeşitli sebeplerle ve sonuçta kamu yararı için, kanunla, soyadı değiştirme hakkına sınırlamalar getirilebileceğini, bunun yasama organının takdirinde olduğunu belirterek iptal talebini reddetmiştir. Ayrıca Mahkeme, eşitlik ilkesine aykırılık iddiasına karşılık olarak, hükmün yabancı bir soyadı almak isteyen herkese eşit şekilde uygulandığından söz etmiştir. Karar sekize karşı dokuz oy ile alınmıştır.
Kararın tam metnine ulaşmak için tıklayınız.

Anayasa Mahkemesinin E: 2010/3, K: 2011/53 Sayılı Kararı (14/12/2009 Tarihli ve 5941 Sayılı Kanun ile İlgili)
Çek Kanununda yer alan itiraz konusu düzenlemeye göre, belirli tarihten önce hükmün verilmiş olması ya da soruşturma veya kovuşturmanın başlatılmış olması koşuluyla, karşılıksız çek keşide etme suçunda, ödeme taahhüdünde bulunulması halinde hükmün infazı ya da soruşturma veya kovuşturma durur. Bu düzenlemenin Anayasa’nın 2. 10. 11. 36. 38. ve 141. maddelerine aykırılığı iddia edilmiştir. Mahkeme düzenlemenin, bir içerdiği belirli süreden önce hükmün verilmiş ya da soruşturma veya kovuşturmanın başlatılmış olması koşulunu, eşitlik ve hak arama hürriyeti yönünden; bir de esasını, Anayasa’nın 2. ve 141. maddeleri yönünden değerlendirmiş, sonuçta her iki noktada da yapılanın yasama organının takdir alnına dahil olduğu ve Anayasa’ya aykırılık bulunmadığı sonucuna varmıştır.
Kararın tam metnine ulaşmak için tıklayınız.

Anayasa Mahkemesinin E: 2009/59, K: 2011/69 Sayılı Kararı (4/11/1981 Tarihli ve 2547 Sayılı Kanun ile İlgili)
Yükseköğretim Kanunun itiraz konusu düzenlemesine göre bir yükseköğretim kurumunda çıkarma cezası alan kişiler bir daha başka herhangi bir yükseköğretim kurumuna alınamazlar. Bu hükmün Anayasa’nın temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasını düzenleyen 13. maddesine ve eğitim öğretim hakkını güvence altına alan 42. maddesine aykırılığı iddia edilmiştir. Mahkeme, çıkarma cezası alan kişinin bir daha başka bir yükseköğretim kurumuna alınmaması şeklindeki sınırlamanın eğitim öğretim hakkının özüne dokunduğu ve Anayasa’nın 13. ve 42. maddelerine aykırı olduğu sonucuna varmış, düzenlemeyi oybirliğiyle iptal etmiştir.
Kararın tam metnine ulaşmak için tıklayınız.

Anayasa Mahkemesinin E: 2009/30, K: 2011/76 Sayılı Kararı (12/4/2000 Tarihli ve 4562 Sayılı, 29/6/2001 Tarihli ve 4706 Sayılı Kanunlarda Değişiklik Yapan 18/2/2009 Tarihli ve 5838 Sayılı Kanun ile İlgili)
Davada iki farklı düzenlemenin Anayasa’ya uygunluğu tartışılmıştır. İncelenen ilk düzenlemede, 1.1.2005. tarihinden önce kesinleşen imar planlarında küçük sanayi sitesi olarak ayrılan veya aynı tarihten önce, Bakanlık tarafından onaylanan ve yatırım programına alınan Organize Sanayi Bölgelerinin bulunduğu alanlardaki mera vasıflı taşınmazlar hakkında mülkiyete yönelik Hazine tarafından dava açılamayacağı, açılmış davalardan vazgeçileceği, açılan davalar sonunda bu taşınmazların mera olarak sınırlandırılmasına ve özel sicile yazılmasına dair verilen ve kesinleşen mahkeme kararlarının uygulanmayacağı ve bu kararlar uyarınca tapu kütüklerine konulan şerhlerin terkin edileceği öngörülmüştür. Mülkiyete yönelik hazinece dava açılamaması, açılmış davalardan vazgeçilmesi ve kesinleşen mahkeme kararlarının uygulanmaması, tapu kütüklerine konulan şerhlerin terkin edilmesi, devlete meraların korunması görevini veren Anayasanın 45. maddesine; kesinleşmiş mahkeme kararlarının uygulanamayacağının öngörülmüş olması da Anayasanın 138. maddesine aykırı bulunarak oybirliğiyle iptal kararı verilmiştir. İkinci olarak, aynı konuya ilişkin mevzuatta yer alan bir düzenlemeyi yürürlükten kaldıran hükmün, yürürlükten kaldırdığı düzenlemenin yürürlükte kalmasının kamu yararına daha uygun olacağı gerekçesiyle iptali talep edilmiştir. Mahkeme bu türden bir kamu yararı değerlendirmesi yapma yetkisinin yasama organına ait olduğu gerekçesiyle bu talebi oybirliğiyle reddetmiştir.
Kararın tam metnine ulaşmak için tıklayınız.

20.06.2011-10.07.2011 Güncel Anayasa Mahkemesi Kararları

GÜNCEL ANAYASA MAHKEMESİ KARARLARI

28.06.2011

Anayasa Mahkemesinin E: 2000/8 (Siyasî Parti Malî Denetimi), K: 2011/1 Sayılı Kararı
Anavatan Partisi’nin 1999 yılı kesinhesabı incelenmiş ve ilgili karar yayınlanmıştır.
Kararın tam metnine ulaşmak için tıklayınız.

Anayasa Mahkemesinin E: 2001/12 (Siyasî Parti Malî Denetimi), K: 2011/9 Sayılı Kararı
Anavatan Partisi’nin 2000 yılı kesinhesabı incelenmiş ve ilgili karar yayınlanmıştır.
Kararın tam metnine ulaşmak için tıklayınız.

Anayasa Mahkemesinin E: 2009/45, K: 2011/32 (Yürürlüğü Durdurma) Sayılı Kararı (4/6/2009 Tarihli ve 5903 Sayılı Kanun ile İlgili)
5903 sayılı, Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile Suriye Arap Cumhuriyeti Devleti Arasındaki Kara Sınırı Boyunca Yapılacak Mayın Temizleme Faaliyetleri ile İhale İşlemleri Hakkında Kanun’un 2. maddesinin 3. fıkrasının birinci ve ikinci cümlelerinin 2.6.2011 günlü, E. 2009/45, K. 2011/88 sayılı kararla iptal edildiği ve söz konusu hükümlerin uygulanmasından doğacak sonradan giderilmesi güç veya olanaksız durum ve zararların mevcut olması gerekçeleriyle, esas hakkındaki gerekçeli kararın Resmi Gazete’de yayınlanacağı tarihe kadar yürürlüklerinin durdurulmasına oybirliğiyle karar verilmiştir. Aynı Kanunun aynı karara konu olan diğer hükümleriyle ilgili iptal istemelerinin söz konusu kararla reddedildiği gerekçesiyle de, o hükümler yönünden yürürlüğün durdurulması isteminin reddine oybirliğiyle karar verilmiştir.
Kararın tam metnine ulaşmak için tıklayınız .

05.07.2011

Anayasa Mahkemesinin E: 2008/87, K: 2011/35 (Yürürlüğü Durdurma) Kararı (14.6.1973 Tarihli ve 1739, 2.3.1984 Tarihli ve 2985, 3.5.1985 Tarihli ve 3194, 22.2.2005 Tarihli ve 5302, 21.4.2005 Tarihli ve 5335 Sayılı Kanunlarda Değişiklik Yapan 24.7.2008 Tarihli ve 5793 Sayılı Kanun ile İlgili)
3194 sayılı İmar Kanunu’nun Ek 3. maddesinin birinci cümlesinde yer alan “… ve bu Kanunun 8 inci maddesinde yer alan ilan ve askıya dair hükümlerden muaf olarak …” ve yedinci cümlesinde yer alan “… ve 19 uncu maddede belirtilen ilan ve askıya dair hükümlerden muaf olarak kesinleşir ve yürürlüğe girer.” ibarelerinin 9.6.2011 günlü, E. 2008/87, K. 2011/95 sayılı kararla iptal edildiği ve söz konusu hükümlerin uygulanmasından doğacak sonradan giderilmesi güç veya olanaksız durum ve zararların mevcut olması gerekçeleriyle, esas hakkındaki gerekçeli kararın Resmi Gazete’de yayınlanacağı tarihe kadar yürürlüklerinin durdurulmasına oybirliğiyle karar verilmiştir. Aynı karara konu olan diğer hükümleriyle ilgili iptal istemelerinin söz konusu kararla reddedildiği gerekçesiyle de, o hükümler yönünden yürürlüğün durdurulması isteminin reddine oybirliğiyle karar verilmiştir.
Kararın tam metnine ulaşmak için tıklayınız .

Anayasa Mahkemesinin E: 2007/95, K: 2011/61 Sayılı Kararı (22.5.1930 Tarihli ve 1632 Sayılı Kanunda Değişiklik Yapan 11.12.1935 Tarihli ve 2862 Sayılı Kanun ile İlgili)
Askeri Ceza Kanununun itiraz konusu hükmüne göre belirli suçlar yönünden zamanaşımı, tüm askeri yükümlülüklerin bitiminden itibaren başlar. Bu hükmün, benzeri suçlar yönünden genel hükümlerle zamanaşımı sürelerinin belirlenmiş olması karşısında bakaya suçu yönünden farlı bir düzenleme getirmesinin eşitlik ilkesine ve Anayasanın 2. 10. ve 38. maddelerine aykırı olduğu iddia edilmiştir. Mahkeme, hükmü “bakaya suçu” yönünden ele almış, konuyu mevzuattaki ilgili diğer hükümlerle birlikte değerlendirmiş ve sonuçta bakaya suçu yönünden tüm askeri mükellefiyetlerin sona erme zamanının failin 41. yanışa gelmesine kadar uzayacak olması karşısında zamanaşımı süresinin bu esasa göre belirlenmesini temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin ölçülülük ilkesine aykırı bir durum olarak değerlendirmiştir. Böylece mahkeme itiraz konusu düzenlemeyi Anayasanın 2. maddesine aykırı olduğu gerekçesiyle oybirliğiyle iptal etmiştir.
Kararın tam metnine ulaşmak için tıklayınız.

06.07.2011

Anayasa Mahkemesinin E: 2007/37, K: 2010/114 Sayılı Kararı (3/7/2005 Tarihli ve 5393 Sayılı Kanun ile İlgili)
Belediye Kanununun itiraz konusu hükmüne göre belediyelerin kamu hizmetinde fiilen kullanılan malları ile topladıkları vergi, resim ve harçlar haczedilemez. Belediyelerin gördüğü türden hizmetlerin günümüzde artık özel kişiler tarafından da görülmesi ancak belediyelerin borçlanmaları durumunda benzer konumdaki özel kişilere göre ayrıcalıklı olmaları; belediyelerin ayrıcalıklı konumlarının alacaklıların ekonomik mahvına yol açabileceği; kişilerin belediyeye karşı alacaklı konumuna gelmeleri durumunda alacaklarını tahsil edememe durumuyla karşılaşabilecekleri ve bunun hukuki güvenlik bakımından kabul edilemez olduğu; hükmün getirdiği yasağın haczi engellemesi nedeniyle kesin bir mahkeme kararının icrasının mümkün olamayabileceği ve bunun mahkeme kararlarının bağlayıcılığı ile bağdaşmadığı başta olmak üzere çeşitli gerekçelerle itiraz konusu hükmün Anayasanın 2. 10. 12. 18. 123. 125. ve 176. maddelerine aykırılığı iddia edilmiştir. Mahkeme değerlendirmesinde özetle, hükümle getirilen yasağın kamu hizmetlerinin sürekli ve düzenli bir biçimde yerine getirilmesini sağlamaya yönelik ve sonuçta toplumsal yararı amaçlayan bir düzenleme olduğunu ve konu hükmün bu amaçlarıyla birlikte, halen belediyelerin borçlarını başka tür malvarlığı değerlerinin haczi suretiyle tahsil imkânının varlığı da göz önünde bulundurularak irdelendiğinde anayasaya aykırılığın söz konusu olmadığını belirtmiştir. Mahkeme oyçokluğuyla iptal istemini reddetmiştir.
Kararın tam metnine ulaşmak için tıklayınız.

Anayasa Mahkemesinin E: 2009/87, K: 2011/30 Sayılı Kararı (26/9/2004 Tarihli ve 5237 Sayılı Kanun ile İlgili)
Türk Ceza Kanununun itiraz konusu hükmünde, azmettirme durumunda azmettirilenin çocuk olması, bir ağırlaştırıcı neden olarak düzenlenmiştir. İtiraz başvurusunda bulunan mahkemeye göre, bu hükme dayanılarak ceza artırımı yapılabilmesi için cezanın süreli ceza olması şarttır. O halde süreli ceza söz konusu değilse itiraz konusu hükme dayanılarak ceza artırımı yapılamayacaktır ve bu nedenle hükmün eşitlik ilkesine aykırıdır. Anayasa Mahkemesi bu türden bir eşitlik karşılaştırmasının yapılamayacağını belirtmiş; itiraz konusu hükümle getirilen düzenlemenin, suç ve ceza politikasını belirleme kapsamında yasa koyucunun takdirinde bir konu ve ayrıca çocukların korunmasına yönelik Anayasa ve bu konuyla ilgili uluslararası belgelerdeki korumalara da paralel olduğunu ortaya koyup başvuruyu oybirliğiyle reddetmiştir.
Kararın tam metnine ulaşmak için tıklayınız.

Anayasa Mahkemesinin E: 2009/82, K: 2011/32 Sayılı Kararı (26/12/2002 Tarihli ve 4776 Sayılı Kanun ile İlgili)
Bütçe kanunu niteliğinde sayılan 4776 sayılı kanunun itiraz konusu hükmüne göre, Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığının mal ve hizmet satışları gayrı safi hasılatının %10’u kesilerek hazineye aktarılır. Bir kamu iktisadi kuruluşunun mal ve hizmet satışından elde ettiği gelirin nasıl ve ne şekilde dağıtılacağının bütçeyle ilgili bir husus olmadığı ve bu nedenle ilgili Anayasa hükümleri gereği itiraz konusu hükmün bütçe yasası içerisinde bulunamayacağı ortaya konmuş; böylece söz konusu hükmün Anayasanın 87. 88. 89. ve 161. maddelerine aykırılık gerekçesiyle oybirliğiyle iptaline karar verilmiştir.
Kararın tam metnine ulaşmak için tıklayınız.

Anayasa Mahkemesinin E: 2010/6, K: 2011/54 Sayılı Kararı (14/12/2009 Tarihli ve 5941 Sayılı Kanun ile İlgili)
Çek Kanununun, çek hukukuyla ilişkili bazı hususlarda cezai sorumluluk getiren çeşitli hükümlerinin, başta Anayasanın 38. maddesinde gösterilen “Hiç kimse, yalnızca sözleşmeden doğan bir yükümlülüğü yerine getirememesinden dolayı özgürlüğünden alıkonulamaz.” kuralına olmak üzere, bu konuyla ilişkili görülen çeşitli hükümlere aykırılıkları iddia edilmiştir. Anayasa Mahkemesi, temelde kambiyo taahhüdünün sözleşme ilişkisinden başka bir şey olduğunu ve itiraz konusu hükümler kapsamında cezai sorumluluk belirlemenin yasama organının yetkisine dâhil bulunduğunu belirterek, itiraz konusu hükümlerle ilgili anayasaya aykırılık iddialarının tümünü oybirliğiyle reddetmiştir.
Kararın tam metnine ulaşmak için tıklayınız.

Anayasa Mahkemesinin E: 2009/56, K: 2011/71 Sayılı Kararı (4/11/1981 Tarihli ve 2547 Sayılı Kanunda Değişiklik Yapan 17/8/1983 Tarihli ve 2880 Sayılı Kanun ile İlgili)
Yükseköğretim Kanununun itiraz konusu düzenlemesine göre, bir devlet yükseköğretim kurumunun belirli bir bilim veya sanat dalında bir öğretim üyesine ihtiyaç duyması halinde başka bir devlet yükseköğretim kurumundan görevlendirme yoluyla bu ihtiyacın karşılanması mümkündür. Bu şekilde yapılabilecek bir görevlendirmede kabaca şöyle bir usul izlenir: Yükseköğretim Kurulu ihtiyaçları belirler ve görevlendirmeyi yapacak olan, yani kendi kadrosundan ihtiyacı olan diğer kuruma öğretim üyesi sağlayacak olan kuruma o kurumdan sağlanacak öğretim üyelerini gösterir listeyi gönderir. Bunun üzerine görevlendirmeyi yapacak olan kurumun rektörü, ihtiyaca uygun durumda bulunan öğretim üyelerinden seçtiklerini görevlendirir. İşte bu noktada, görevlendirmeye uygun öğretim üyelerinden neye göre bir seçme yapılıp görevlendirmenin gerçekleştirileceğini gösteren bir kural bulunmamaktadır. Bu durumun yarattığı belirsizliğin hukuki güvenlik ve dolayısıyla hukuk devleti ilkesine, ayrıca Anayasanın 130. maddesine göre bu türden bir düzenlemenin kanunla gösterilmesi zorunlu bir düzenleme olduğundan bahisle de söz konusu Anayasa hükmüne aykırılık gerekçesiyle itiraz konusu hüküm oybirliğiyle iptal edilmiştir. İptal kararının yürürlüğe giriş tarihi ise kararın Resmi Gazete’de yayınlanmasından itibaren bir yıl ertelenmiştir.
Kararın tam metnine ulaşmak için tıklayınız.

Anayasa Mahkemesinin E: 2009/66, K: 2011/72 Sayılı Kararı (9/6/2004 Tarihli ve 5187 Sayılı ve 26/9/2004 Tarihli ve 5237 Sayılı Kanunlar ile İlgili)
İtiraz konusu düzenlemeye göre Basın Kanunu kapsamındaki günlük süreli yayınlar yoluyla işlenen suçlarda iki aylık dava zamanaşımı öngörülmüştür. Bu sürenin kısa oluşunun özellikle mağdur bakımından yarattığı durumun hak arama özgürlüğüne ve hukuk devleti ilkesine aykırı olduğu iddia edilmiştir. Anayasa Mahkemesi de öngörülmüş olan sürenin, özellikle ceza davasının açılmış sayılması için iddianamenin kabul edilmesinin şart olması karşısında fiilen çok kısaldığını ve sonuçta yeterli ve makul olmadığını ifade etmiş, itiraz konusu hükmü Anayasanın 2. ve 36. maddelerine aykırı olduğu gerekçesiyle iptal etmiştir.
Kararın tam metnine ulaşmak için tıklayınız.

09.07.2011

Anayasa Mahkemesinin E: 2011/1 (Değişik İşler), K: 2011/2 Sayılı Kararı (Anayasa Mahkemesinin E: 2007/1, K: 2009/4 Sayılı Kararı ile İlgili)
Anayasa Mahkemesi’nin 11.12.2009 günlü, E:2007/1 (Siyasi Parti-Kapatma), K:2009/4 sayılı kararı ile, Demokratik Toplum Partisi temelli olarak kapatılmış ve aynı kararla Anayasa Mahkemesi tarafından Demokratik Toplum Partisinin kapatılmasına beyan ve eylemleriyle sebep oldukları tespit edilen milletvekilleri Ahmet Türk ve Aysel Tuğluk’un Anayasanın kararın verildiği zaman yürürlükte olan 84. maddesinin son fıkrası uyarınca milletvekilliklerinin de düştüğü belirlenmiştir. Daha sonra Anayasanın 84. maddesinin söz konusu hükmü yapılan anayasa değişiklikleri kapsamında yürürlükten kaldırılmıştır. Bunun üzerine eski milletvekilleri Ahmet Türk ve Aysel Tuğluk vekilleri vasıtasıyla Anayasa Mahkemesine başvurarak milletvekilliklerinin devam ettiğinin tespitine karar verilmesini talep etmişlerdir. Karar bu başvuruya ilişkindir. Kararda çeşitli olasılıklar tartışılmış ve Ceza Muhakemesi Kanununda gösterilen yargılamanın yenilenmesi sebepleri arasında olaya uygun bir nedene yer verilmediği gerekçesiyle bu yolun işletilmesi suretiyle talebin tartışılması olanağının bulunmadığı, bir de siyasi parti kapatma davaları sonucunda verilen kararların bir ceza davasında bir ceza mahkemesince verilen ceza hükmü niteliğinde olmadığı gerekçesiyle Türk Ceza Kanunun zaman bakımından uygulanabilirlik hükümlerinin olaya uygulanamayacağı sonucuna varmıştır. Sonuçta talep yedi karşı oy ile ve oyçokluğuyla reddedilmiştir.
Kararın tam metnine ulaşmak için tıklayınız.

Anayasa Mahkemesinin E: 2006/20 (Siyasî Parti Malî Denetimi), K: 2011/12 Sayılı Kararı
Anavatan Partisi’nin 2005 yılı kesinhesabı incelenmiş ve ilgili karar yayınlanmıştır.
Kararın tam metnine ulaşmak için tıklayınız.

Anayasa Mahkemesinin E: 2007/19 (Siyasî Parti Malî Denetimi), K: 2011/13 Sayılı Kararı
Anavatan Partisi’nin 2006 yılı kesinhesabı incelenmiş ve ilgili karar yayınlanmıştır.
Kararın tam metnine ulaşmak için tıklayınız.

Anayasa Mahkemesinin E: 2010/81, K: 2011/78 Sayılı Kararı (8/6/1949 Tarihli ve 5434 Sayılı Kanunda Değişiklik Yapan 16/6/2010 Tarihli ve 5997 Sayılı Kanun ile İlgili
Sosyal güvenlik mevzuatında bulunan ve T. C. Emekli Sandığına tabi görevlerden ayrılanların emekli ikramiyesi alabilmelerini son defa bu tür görevde çalıştıktan sonra emekli olmaları koşuluna bağlayan hükmün Anayasaya aykırılığı iddia edilmiştir. Aynı hükmün daha önceden Anayasa Mahkemesinin 5.2.2009 günlü, E.2005/40, K.2009/17 sayılı kararıyla iptal edildiği öne sürülmüş ve Anayasa Mahkemesi kararda bu konu üzerinde durmuştur. Sonuçta Anayasa Mahkemesi, önceki kararına konu olan hüküm ile bu defa bakmakta olduğu davadaki hükmün aynı olup olmadığını tartışmış, aynı olduğuna kanaat getirmiş ve önündeki hükümle ilgili başkaca bir Anayasa aykırılık tartışması yapmaksızın Anayasa’nın 152. maddesine aykırı olarak, yani Anayasa Mahkemesi karalarının bağlayıcı olduğu kuralını ihlal edecek biçimde oluşturulan hükmün sırf bu nedenle Anayasaya aykırı olduğuna karar vermiştir. Karar oybirliğiyle alınmıştır.
Kararın tam metnine ulaşmak için tıklayınız.

HOŞGELDİNİZ

“Yaşayan Anayasa”ya hoşgeldiniz. Bu web günlüğünü güncel anayasa gelişmelerini takip etmek için tutmaya başlamıştık. Böylece hem kendimiz hem okuyucularımız için bir “anayasal hafıza” oluşturmayı amaçlıyorduk. Bugüne kadar bu günlük, en azından bizim açımızdan, bu amaca layığıyla hizmet etti.
Zaman içerisinde, hukuk alanında internet kaynakları çeşitlendi. Dolayısıyla anayasa haberlerini takip etmek isteyen okuyucular için seçenekler çoğaldı. Biz artık anayasa haberlerini takip etme işini, aşağıda “Bağlantılar” bölümünde adreslerini verdiğimiz bu sitelere bırakıp, “anayasal hafıza”nın oluşumuna farklı bir biçimde katkıda bulunmak istiyoruz.
Bu sitede bundan böyle ağırlıklı olarak anayasal konulara ilişkin kısa yorumlara yer vereceğiz. Bu yorumları, dijital okur-yazarlığın gerekli kıldığı biçimde, kısa ve olabildiğince açıklayıcı bir üslupla kaleme almaya çalışacağız. Günlük notlarının yetmediği yerde yorum ve analizler devreye girecek. Sitemizdeki bir başka yenilik de “Anayasa Okumaları” olacak. Bu başlık altında postalayacağımız notlarla karşımıza çıkan yeni ve ilginç anayasa çalışmalarını okuyucularımızla paylaşacağız.
İyi okumalar…

DİĞER ÇALIŞMALAR

Doç. Dr. Levent GÖNENÇ’in diğer yayınlarına ulaşmak için tıklayınız.

Dr. Ersoy KONTACI’nın yayınlarına ulaşmak için tıklayınız.

Sitemizde daha önce yayımlanan “Analizler” ve “Yorumlar” için tıklayınız.

KATKILAR

Sitemize katkıda bulunan akademisyenlerin çalışmaları için tıklayınız.

HAZIRLAYANLAR

Levent GÖNENÇ [LG]
Ersoy KONTACI [EK]
Deniz POLAT [DP]
Ali Erdem DOĞANOĞLU [AED]

İLETİŞİM

yasayananayasa@gmail.com

Yönetici Alanı