Ali Erdem Doğanoğlu, "Cumhurbaşkanının Görev Süresinin Belirlenmesi Sorunu", Ankara Barosu Dergisi, Yıl 2011, Sayı 3.

12.12.2011-18.12.2011 Güncel Anayasa Mahkemesi Kararları

GÜNCEL ANAYASA MAHKEMESİ KARARLARI

15.12.2011

Anayasa Mahkemesinin E: 2009/86, K: 2011/70 Sayılı Kararı (31/5/2006 Tarihli ve 5510 Sayılı Kanun ile İlgili)
Sosyal güvenlik mevzuatına göre, belirli koşullar altında, babası ölen kadına ve çocuklarına babasının hak sahipliği nedeniyle ölüm aylığı bağlanmaktadır. Bu koşullardan birisi de kadının evli olmamasıdır. İtiraz konusu hükme göre ise, babasının hak sahipliği nedeniyle ölüm aylığı alan kadın evlenmiş ve boşanmış ancak fiilen boşandığı kişiyle birlikte yaşıyorsa ölüm aylığı kesilir, yapılan ödemeler de geri alınır. Hükmün ölüm aylığı alan ve boşandığı eşten başka birisiyle birlikte yaşayan kişiyle itiraz konusu düzenlemede gösterilen duruma uyan kişi arasında eşitsizlik yarattığı; mahkeme kararıyla boşanmanın gerçekleşmiş olmasına rağmen boşanmanın esas alınmayıp fiili durumun göz önünde bulundurulmasının mahkeme kararını uygulamamak anlamına geldiği; resmi evlilik ile fiilen birlikte yaşamanın kişi bakımından aynı şey olmadığı, fiilen yaşamanın hiçbir güvence sağlamadığı ve bu halde itiraz konusu hükmün hakkaniyete aykırı bir durum oluşturduğu; muvazaanın mahkeme kararlarına karşı ileri sürülemeyeceği gerekçeleriyle, Anayasa’nın 2. 5. 10. 11. 12. 17. 20. 35. 60. ve 138. maddelerine aykırılık iddia edilmiştir. Mahkeme, evli olmayan kadının babasının hak sahipliği nedeniyle ölüm aylığı alma imkanının uygulamada mevcut evliliklerin sadece hukuken sona erdirilmesi suretiyle suistimal edildiğini ve düzenlemenin bunu engellemek için getirilmiş olduğunu, bunun da hakkın kötüye kullanılmasını önlemek adına yapıldığı için hukuk devleti anlayışına uygun olduğunu; itiraz gerekçesinde sözü edilen durumlardaki kişilerin farklı konumda bulunmaları nedeniyle eşitlik karşılaştırmasının yapılamayacağını ve bu nedenle eşitlik ilkesine aykırılık bulunmadığını; hakkın kötüye kullanılmasının sosyal güvenlik hakkıyla bağdaşmayacağını; düzenlemenin Anayasa’nın 65. maddesinin öngördüğü biçimde bir denge kurulması için getirilmiş olduğunu gerekçe göstererek iptal talebini oyçokluğuyla reddetmiştir.
Kararın tam metnine ulaşmak için tıklayınız.

Anayasa Mahkemesinin E: 2008/80, K: 2011/81 Sayılı Kararı (1/6/1989 Tarihli ve 3568 Sayılı Kanunda Değişiklik Yapan 10/7/2008 Tarihli ve 5786 Sayılı Kanun ile İlgili)
Serbest Muhasebecilik, Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanunu’ndaki çeşitli hükümlerin Anayasa’ya aykırılıkları iddia edilmiştir. Dava konusu hükümler, Anayasa’ya aykırılık iddialarının gerekçeleri ile Mahkeme’nin kararları ve gerekçeleri her bir konuyla ilgili ayrı ayrı olmak üzere şu şekilde özetlenebilir:
1- Dava konusu hükme göre, serbest muhasebeci mali müşavirlik ve yeminli mali müşavirlik meslekleri yönünden milli savunmaya ve devlet sırlarına karşı suçlar ile casusluk suçundan kast ve süre koşulu aranmaksızın hüküm giymiş olmak, sürekli hak yoksunluğuna neden olmaktadır. Bu kapsamda değerlendirilebilecek kimi suçlarla, bu suçlardan hüküm giymiş olmanın sürekli hak yoksunluğuna neden olacağı görev ve hizmetlerin icrası arasında günün koşullarına ve gerçeklerine uygun bir neden sonuç ilişkisinin bulunmadığı; yaptırımın orantısız, adaletsiz ve hakkaniyete aykırı olduğu; yaratılan durumun eşitlik, ölçülülük, demokratik toplumun gereklerine uygunluk ilkeleriyle çalışma hakkına da uygun düşmediği gerekçeleriyle Anayasa’nın ilgili hükümlerinin ihlal edildiği iddia edilmiştir. Mahkeme, dava konusu hak yoksunluğu düzenlemesinde mesleklerin özellikleri, suçların niteliği, bu suçlara verilen cezalar ve cezaların süresi, suçların kasıtla veya taksirle işlenip işlenmediği gibi hususlar gözetilmediği, bu suçlardan mahkûm olanların söz konusu meslekleri sürekli olarak icra edememeleri sonucunun doğduğu ve bu durumun kişilerin işledikleri suçlara göre eylemle orantılı olmayan adaletsiz ve ölçüsüz bir hak yoksunluğuna yol açtığı gerekçeleriyle hukuk devleti ilkesine aykırılığın söz konusu olduğu sonucuna varmış, düzenlemeyi oyçokluğuyla iptal etmiştir. Ancak iptal kararının yürürlüğü bir yıl ertelenmiştir.
2- Kamuda çalışan ve kendi kanunlarına göre yeterlilikleri tespit edilip atanmış vergi denetim ve inceleme elemanlarının da yeminli mali müşavirlik yapma imkanları bulunmaktadır. Değişiklik öncesi mevzuata göre bu kişilerin yeminli mali müşavirlik yapabilmeleri için ayrıca bir sınav koşulu öngörülmemiştir. Dava konusu değişikle birlikte bu kişilerin Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler ve Yeminli Mali Müşavirler Odaları Birliği tarafından yapılacak yeterlilik sınavından başarılı olmaları koşulu getirilmiştir. Başvuru gerekçesinde, yeminli mali müşavirlik mesleğinin, kamusal yetkiyi kullanan vergi inceleme ve denetim elemanlarının birtakım fiili imkansızlıklar nedeniyle bir tür ikamesi olduğu, yeminli mali müşavirliğin vergi inceleme ve denetim görevinden daha nitelikli bir iş olmadığı ve bu durumda ek sınav koşulu öngörmenin haklı bir gerekçesinin bulunmadığı, sınav koşulunun hakkaniyet, hukuk güvenliği ve hukuk devleti ilkelerine ve Anayasa’nın 2.ve 11. maddelerine aykırı olduğu iddia edilmiştir. Mahkeme, sınav koşulunun kamu yararı ve mesleğin uluslararası standartlarda niteliğinin artırılması ve korunmasına yönelik olarak getirildiği, öte yandan geçiş hükümleriyle kazanılmış hakların korunduğu gerekçeleriyle iptal talebini oybirliğiyle reddetmiştir.
3- Yeminli mali müşavirlik sınavının tarafsız ve mevzuata uygun bir şekilde yapılması için gerekli tedbirleri alma görevi Maliye Bakanlığına verilmiştir. Alınabilecek tedbirler konusunda bir belirleme yapılmadığı, Maliye Bakanlığına keyfi uygulamalara yol açabilecek nitelikte sınırsız bir yetki verildiği gerekçeleriyle Anayasa’nın 2. ve 7. maddelerine aykırılık iddia edilmiştir. Mahkeme hükümle Bakanlığa herhangi bir düzenleme yetkisi verilmediği gerekçesiyle Anayasa’ya aykırılığın söz konusu olmadığı sonucuna oybirliğiyle varmıştır.
4- Dava konusu hükümle, yeminli mali müşavirlik sınav komisyonu üyelerinin Maliye Bakanlığı tarafından seçileceği, sınava mahkeme yoluyla itiraz olması halinde de görevlendirilecek bilirkişi heyetinin kimlerden oluşacağı(hangi görevlerde bulunan kişilerden kurulacağı) belirlenmiştir. Bu düzenlemenin, bilirkişi heyetinin tarafsız kişilerden oluşmasının şart olduğu gerekçesiyle Anayasa’nın 2. 9. 13. 36. ve 138. maddelerine aykırı olduğu iddia edilmiştir. Mahkeme, bir bilirkişi heyetinin hangi nitelikte kişilerden kurulacağını belirlemenin yasama organının takdirinde olduğunu, ayrıca kuralın ilgili olduğu konuda Maliye Bakanlığının doğrudan taraf sayılamayacağını ve Maliye Bakanlığından bir merkezi vergi denetim elemanının bilirkişi heyetinde bulunmasının heyeti tarafsız kılmayacağını, ayrıca kanunun gösterdiği nitelikleri taşımak koşuluyla somut olarak kimin bilirkişi heyetinde bulunacağını belirleme yetkisinin hala itirazın yapılacağı mahkemelerde olduğunu gerekçe göstererek iptal talebini oybirliğiyle reddetmiştir.
5-İptali istenen düzenlemelere göre, odalarda ve Birlik’te iki dönem üst üste başkanlık yapan kişi takip eden iki dönem yönetim kurulu üyeliği yapamaz. Bu hükümlerin, geçmiş dönemde yapılan görevleri kapsamadığı belirtilmiş olmadığı için geçmişe de etkili olacağı, bunun da hukuki güvenlik, hukuki istikrar ve hukuk devleti ilkelerine, dolayısıyla Anayasa’nın 2. ve 11. maddelerine aykırı olduğu iddia edilmiştir. Mahkeme, kuralın ne zaman yürürlüğe girmiş sayılacağı ve ne zaman uygulanacağının başka bir sorun olduğunu belirtmiş, kanun koyucunun söz konusu hükümlerde belirtildiği gibi bir koşul getirme yetkisinin bulunduğu gerekçesiyle, iptal talebini oyçokluğuyla reddetmiştir.
6- Odaların ve Birlik’in organlarının seçimine ilişkin çeşitli hükümler getirilerek, nispi temsil ilkesini esas alan düzenlemeler yapılmıştır. İddiaya göre söz konusu hükümlerin öngördüğü biçimde oluşturulacak karar ve yönetim organları, istikrarlı bir biçimde çalışamaz, bu durumda odalar ve Birlik toplumsal işlevini yerine getiremez, bu da kamu yararına ve Anayasa’nın 2. maddesine aykırıdır. Mahkeme’ye göre, adil katılım, serbest, eşit ve genel oy gibi demokratik ilkelere bağlı kalmak koşuluyla yasama organının odalar ve Birlik organlarının seçimi sistemini belirleme yetkisi vardır. Dava konusu hükümlerle getirilen yeni sistem, azınlıkta kalanların da temsil edilebilmeleri amacına yönelik olup Anayasa’ya aykırı değildir. Bu hükümler yönünden iptal talepleri oybirliğiyle reddedilmiştir.
7- Birlik yönetim kurulu üyeliği için uç yıllık mesleki kıdem koşulu aranırken, yönetim kurulu üyeleri arasından seçilecek olan yönetim kurulu başkanı için beş yıllık mesleki kıdem koşulu aranmaktadır. Hiçbir üyenin beş yıllık kıdeme sahip olmaması durumunda yönetim kurulu başkanının seçilemeyeceği, ayrıca hukuken aynı statüde bulunan üç yıl kıdemli üyeler ile beş yıl kıdemli üyeler arasında bir farklılık yaratıldığı gerekçeleriyle Anayasa’nın 2. ve 10. maddelerine aykırılık iddia edilmiştir. Mahkeme, belirli görevlerin niteliğine bağlı olarak kıdem koşulu getirmenin yasa koyucunun takdirinde olduğunu, üç yıl kıdemli kişilerle beş yıl kıdemli kişilerin aynı durumda bulunmadıklarını ve dolayısıyla farklı hükümlere tabi kılınmalarının eşitlik ilkesine aykırılık teşkil etmeyeceğini belirterek iptal talebini oybirliğiyle reddetmiştir.
8- İptali istenen düzenlemeye göre yeminli mali müşavirlik için aranan on yıllık hizmet koşulunu tamamlamamış ancak vergi inceleme yetkisini almış kişiler, Maliye Bakanlığınca özel yeminli mali müşavirlik sınavına tabi tutulur. Kural olarak yeminli mali müşavirlik sınavını Birlik yapar, buna karşılık Maliye Bakanlığı’nın söz konusu düzenlemeye göre sınav yapmasının, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşunun yerine geçerek faaliyette bulunmak anlamına geldiği ifade edilmiş ve bunun Anayasa’nın 135. maddesine aykırı olduğu sonucuna oybirliğiyle varılarak düzenleme iptal edilmiştir.
9- Dava konusu geçici hükme göre, iki dönem peş peşe yönetim kurulu başkanlığı yapmış kişilerin iki dönem yönetim kurulu üyeliğine seçilemeyecekleri kuralı 1.4.2008 tarihinden sonra yapılacak seçimlerden itibaren uygulanacaktır. Oysa kanun 26.7.2008 tarihinde yayınlanmış ve yürürlüğe girmiştir, yani bir geriye yürütme söz konusudur. Kanunun geriye yürütülmesi hukuki güvenlik ve hukuki istikrar, dolayısıyla hukuk devleti ilkesine aykırı görülerek, kural oybirliğiyle iptal edilmiştir.
Kararın tam metnine ulaşmak için tıklayınız.

Anayasa Mahkemesinin E: 2011/60, K: 2011/147 Sayılı Kararı (6/4/2011 Tarihli ve 6223 Sayılı Kanun ile İlgili)
Bakanlar Kuruluna kamu kurum ve kuruluşlarının teşkilat, görev ve yetkileri ile kamu görevlilerine ilişkin konularda kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi veren yetki kanununun Anayasa’ya aykırı olduğu ileri sürülmüştür. İddiaya göre, yetki kanununda kanun hükmünde kararname çıkarma yetkinsin verildiği konular çok geniş belirlenmiş, yetki kanununa dayanılarak hangi kanunlarda değişiklik yapılabileceği sayıldıktan sonra “ve ilgili diğer kanun ve kanun hükmünde kararnameler” gibi ifadelerle kapsam iyice genişletilip belirsizleştirilmiştir. Böylece, yürütme organına çerçevesi çizilmemiş, kapsamı belirsiz ve sınırsız bir yetki verilmiştir. Bunlar, kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi verilmesi hususunda Anayasa’nın 87. maddesinde belirtilen “belirli konu” ve Anayasa’nın 7. maddesinde gösterilen “yasama yetkisinin devredilmezliği” ilkelerine aykırıdır. Ayrıca yetki kanunu 6 ay süre için çıkarılmıştır ve bu süre içerisinde milletvekili genel seçimleri yapılacak ve yürütme organı da değişecektir. Böylece bir sonraki dönem yürütme organının “ipotek” altına alındığı, bunun demokratik hukuk devleti anlayışına, dolayısıyla Anayasa’nın 2. maddesine de aykırı olduğu ileri sürülmüştür. Bir de “önemlilik”, “ivedilik” ve “zorunluluk” koşullarının da gerçekleşmediği öne sürülmüştür. Mahkeme, kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisinin hangi konularda verildiğinin açıkça gösterildiğini, konu yönünden bunun dışında bir anayasal koşulun bulunmadığını, hatta yetki kanununa dayanılarak çıkarılacak kanun hükmünde kararnamelerle hangi kanunlarda değişiklik yapılabileceğinin gösterilmesinin dahi şart olmadığını ifade ederek bu yöndeki Anayasa’ya aykırılık iddialarına cevap vermiştir. Kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisinin yürütme organını bu konuda zorlamayacağı ve yürütme organının isterse kanun hükmünde kararname çıkarmayabileceği gerekçeleriyle yetki kanununun süresinin bir sonraki yürütme organının görev süresine taşmasının bir sorun yaratmayacağını ifade etmiştir. Dava konusu yetki kanununun olağan dönem kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi verdiğini ve bu nedenle “zorunluluk, ivedilik, önemlilik” koşullarının aranamayacağını; kaldı ki zorunluluk ve önemlilik gibi sübjektif değerlendirmelere konu olabilecek hususlarda Anayasa Mahkemesi’nin karar vermesinin onun işlevine uygun düşmeyeceğini beyan etmiştir. Sonuçta iptal taleplerini oyçokluğuyla reddetmiştir.
Kararın tam metnine ulaşmak için tıklayınız.

Anayasa Mahkemesinin E: 2006/8 (Siyasi Parti Mali Denetimi), K: 2011/33 Sayılı Kararı
İşçi Partisi’nin 2005 yılı kesinhesabı incelenmiş ve ilgili karar yayınlanmıştır.
Kararın tam metnine ulaşmak için tıklayınız.

Anayasa Mahkemesinin E: 2007/16 (Siyasi Parti Mali Denetimi), K: 2011/34 Sayılı Kararı
İşçi Partisi’nin 2006 yılı kesinhesabı incelenmiş ve ilgili karar yayınlanmıştır.
Kararın tam metnine ulaşmak için tıklayınız.

Cumhurbaşkanının Görev Süresinin Belirlenmesi Sorunu

Ali Erdem Doğanoğlu’nun “Cumhurbaşkanının Görev Süresinin Belirlenmesi Sorunu” başlıklı makalesi, Ankara Barosu Dergisi, Yıl 2011, Sayı 3’te yayımlandı. Makalenin tam metnine ulaşmak için tıklayınız.

21.11.2011-11.12.2011 Güncel Anayasa Mahkemesi Kararları

GÜNCEL ANAYASA MAHKEMESİ KARARLARI

10.12.2011

Anayasa Mahkemesinin E: 2004/85, K: 2009/69 Sayılı Kararı (7/5/1987 Tarihli ve 3359 Sayılı Kanunda Değişiklik Yapan 14/7/2004 Tarihli ve 5220 Sayılı Kanun ile İlgili)
Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu ek madde 2’nin birinci fıkrasındaki dava konusu hükümle, Hazine adın kayıtlı ve Sağlık Bakanlığı’na tahsisli taşınmazlar ile Sağlık Bakanlığı’nın kullanımında olan taşınmazların bu konuda genel koşulları gösteren ilgili yasa hükmüne bağlı olmaksızın tamamen Maliye Bakanı’nın inisiyatifiyle satılması olanaklı hale getirilmiştir. Bu düzenlemenin mülkiyet hakkına ve dolayısıyla Anayasa’nın 35. ve 11. maddelerine aykırı olduğu iddia edilmiştir. Dava konusu düzenleme belirli özelliklerdeki kamuya ait taşınmazların daha önceden belirlenmiş diğer yasal koşullar aranmaksızın satışını mümkün kılmaktadır. İki tür taşınmaz bu kapsamda değerlendirilmiştir; bunlardan ilki “Hazine adına kayıtlı ve Sağlık Bakanlığı’na tahsisli taşınmazlar” diğeri de “başka hangi özellikleri gösterirse göstersin ve hangi hukuki statüde bulunursa bulunsun Sağlık Bakanlığı’nın kullanımında bulunana taşınmazlar”dır. Mahkeme düzenlemeyi bu ayrımı esas alarak incelemiştir. Sonuçta Hazine adına kayıtlı ve Sağlık Bakanlığı’na tahsisli taşınmazlar yönünden satış için istisna getirilip diğer koşulların aranmamasını yasa koyucunun takdirinde bir husus olarak değerlendirmiş, buna ilişkin bir anayasal koruma bulunmadığını belirterek iptal talebini oybirliğiyle reddetmiştir. Sağlık Bakanlığı’nın kullanımında bulunan taşınmazlar yönünden ise, hukuki belirsizliğin söz konusu olduğunu ve idareye çerçeve ve ilkeler gibi zorunlu görülen yasal sınırlar belirlenmeksizin bir yetki verildiğini, bunun yasama yetkisinin devredilmezliği kuralına aykırılık teşkil ettiğini gerekçe göstererek Anayasa’nın 2. ve 7. maddelerine aykırılık tespit ederek oyçokluğuyla iptal kararı vermiştir.
Kararın tam metnine ulaşmak için tıklayınız.

Anayasa Mahkemesinin E: 2008/111, K: 2010/22 Sayılı Kararı (14/7/1965 Tarihli ve 657 Sayılı Kanun ile İlgili)
Devlet Memurları Kanunu’nda “toplu müracaat ve şikayet etmek” şeklinde bir disiplin suçu düzenlenmesinin Anayasa’nın 2. 13. ve 74. maddelerine aykırı olduğu iddia edilmiştir. Mahkeme, toplu dilekçe ve şikayet hakkının demokratik bir toplumun vazgeçilmez unsurlarından olduğunu ve Anayasa’nın 74. maddesinde de açıkça korumaya alındığını, bu haktan memur - memur olmayan vatandaş ayrımı yapılmaksızın tüm yurttaşların, hatta karşılıklılık koşulu ile yabancıların da yararlanabileceğinin düzenlendiğini ifade ederek bir karşı oy ve oyçokluğuyla iptal kararı vermiştir.
Kararın tam metnine ulaşmak için tıklayınız.

Anayasa Mahkemesinin E: 2007/97, K: 2010/32 Sayılı Kararı (2/7/1993 Tarihli ve 485 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapan 9/2/2006 Tarihli ve 5456 Sayılı Kanun ile İlgili)
İlgili kanun hükmünde kararnamede kanunla yapılan değişikliklerle, “Gümrük Başmüdürlükleri” ve “Gümrük Muhafaza Başmüdürlükleri” kaldırılmış, yerlerine “Gümrük ve Muhafaza Başmüdürlükleri” kurulmuştur. Bu kapsamda, görevlerine devam eden “Gümrük Başmüdürleri” ve “Gümrük ve Muhafaza Başmüdürleri”nin görevlerine son verilerek bu kişiler “Müsteşarlık Müşaviri” kadrolarına atanmıştır. Kendiliğinden bu atamaların gerçekleşmesi sonucunu doğuran kanun hükmünün Anayasa’nın Başlangıcı ile 2. ve 36. maddelerine aykırılığı iddia edilmiştir. Mahkeme, görevleri devam eden başmüdürlerin kariyer, liyakat ve kadro dereceleri gözetilmeksizin düzenleme yapılarak, kaldırılan başmüdürlükler yerine kurulan başmüdürlüklerde görev yapmalarının engellenmiş olmasını ve tüm bunların kanun hükmüyle yapılmasının hak arama özgürlüğünü kısıtladığını gerekçe göstererek bir karşıoyla ve oyçokluğuyla hükmü Anayasa’nın 2. ve 36. maddelerine aykırı bulmuş ve iptal etmiştir.
Kararın tam metnine ulaşmak için tıklayınız.

24.10.2011-20.11.2011 Güncel Anayasa Mahkemesi Kararları

24.10.2011-20.11.2011 Güncel Anayasa Mahkemesi Kararları

GÜNCEL ANAYASA MAHKEMESİ KARARLARI

21.10.2011

Anayasa Mahkemesinin E: 2009/44 (Siyasî Parti Malî Denetimi), K: 2011/25 Sayılı Kararı
Milliyetçi Hareket Partisi’nin 2008 yılı kesinhesabı incelenmiş ve ilgili karar yayınlanmıştır.
Kararın tam metnine ulaşmak için tıklayınız.

Anayasa Mahkemesinin E: 2010/44 (Siyasî Parti Malî Denetimi), K: 2011/26 Sayılı Kararı
Milliyetçi Hareket Partisi’nin 2009 yılı kesinhesabı incelenmiş ve ilgili karar yayınlanmıştır.
Kararın tam metnine ulaşmak için tıklayınız.

Anayasa Mahkemesinin E: 2009/26 (Siyasî Parti Malî Denetimi), K: 2011/27 Sayılı Kararı
Vatanseverler Partisi’nin 2008 yılı kesinhesabı incelenmiş ve ilgili karar yayınlanmıştır.
Kararın tam metnine ulaşmak için tıklayınız.

Anayasa Mahkemesinin E: 2010/15 (Siyasî Parti Malî Denetimi), K: 2011/28 Sayılı Kararı
Vatanseverler Partisi’nin 2009 yılı kesinhesabı incelenmiş ve ilgili karar yayınlanmıştır.
Kararın tam metnine ulaşmak için tıklayınız.

Anayasa Mahkemesinin E: 2010/58 (Siyasî Parti Malî Denetimi), K: 2011/29 Sayılı Kararı
Vatanseverler Partisi’nin 2010 yılı kesinhesabı incelenmiş ve ilgili karar yayınlanmıştır.
Kararın tam metnine ulaşmak için tıklayınız.

Anayasa Mahkemesinin E: 2008/32 (Siyasî Parti Malî Denetimi), K: 2011/30 Sayılı Kararı
Türkiye Müdafaa-i Hukuk Partisi’nin 2007 yılı kesinhesabı incelenmiş ve ilgili karar yayınlanmıştır.
Kararın tam metnine ulaşmak için tıklayınız.

Anayasa Mahkemesinin E: 2009/25 (Siyasî Parti Malî Denetimi), K: 2011/31 Sayılı Kararı
Türkiye Müdafaa-i Hukuk Partisi’nin 2008 yılı kesinhesabı incelenmiş ve ilgili karar yayınlanmıştır.
Kararın tam metnine ulaşmak için tıklayınız.

Anayasa Mahkemesinin E: 2010/23 (Siyasî Parti Malî Denetimi), K: 2011/32 Sayılı Kararı
Türkiye Müdafaa-i Hukuk Partisi’nin 2009 yılı kesinhesabı incelenmiş ve ilgili karar yayınlanmıştır.
Kararın tam metnine ulaşmak için tıklayınız.

Anayasa Mahkemesinin E: 2007/23, K: 2011/64 Sayılı Kararı (3/7/2005 Tarihli ve 5403 Sayılı Kanunda Değişiklik Yapan 31/1/2007 Tarihli ve 5578 Sayılı Kanun ile İlgili)
Kararda birbiriyle ilgili iki anayasaya aykırılık tartışması yapılmıştır. Bunlara sırayla bakalım. 1-)Tarım Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu ile tarımsal üretimi geliştirmek amacıyla çeşitli mekanizmalar öngörülmüştür. Bunlardan birisi de arazi toplulaştırması adını almaktadır. Arazi toplulaştırması kısaca tarıma elverişli ancak çeşitli nedenlerle bölünmüş tarım arazilerinin birleştirilerek tarımsal üretim için kullanılacak büyük araziler oluşturulmasıdır. Böylece tarımsal üretimin daha verimli bir şekilde gerçekleştirilmesi amaçlanmaktadır. Arazi toplulaştırmasının bir türü de özel arazi toplulaştırması adını almaktadır. Özel arazi toplulaştırmasında özellik bunu isteyen kişi lehine ayrıca arazi temin edilmesini de içermesidir. Özel arazi toplulaştırmasının kanunda sayılan belirli tüzel kişiler tarafından istenebileceği öngörülmüş, ancak hükümde belirli tüzel kişiler tek tek sayıldıktan sonra “gibi” sözcüğü eklenerek saymanın sınırlı olmaması sağlanmıştır. Bu hususun keyfi uygulamalara yol açabilecek nitelikte bir durum yarattığı, hukuki belirlilik ve hukuki güvenlik ilkelerine, dolayısıyla hukuk devleti ilkesine aykırı olduğu iddia edilmiştir. Mahkeme, özel arazi toplulaştırması isteyebilecek tüzel kişilerle ilgili sınırlı sayma yapılmamakla birlikte hükümde bu kişilerin sağlamaları gereken objektif birtakım niteliklerin gösterildiğini, ayrıca başvuruların kabulüyle ilgili olarak idarenin kanunun amacıyla bağlı olduğunu, dolayısıyla ortada belirsiz ve soyut bir durumun bulunmadığını gerekçe göstererek başvuruyu oyçokluğuyla reddetmiştir. 2-) Özel arazi toplulaştırmasıyla ilgili belirli noktalarda idarenin sürece ilişkin usul ve esasları belirleyeceği kanun hükmüyle öngörülmüştür. Bunun yasama yetkisinin devri niteliğinde ve Anayasa’nın 6. 7. ve 8. maddelerine aykırılığın söz konusu olduğu iddia edilmiştir. Mahkeme, belirtilen konuda genel çerçevenin kanunda çizilmiş olduğunu, bu çerçeve dahilinde belirli düzenlemeleri yapma imkanının idareye verilmesinin yasama yetkinin devri niteliğinde olmadığını ileri sürerek başvuruyu oyçokluğuyla reddetmiştir.
Kararın tam metnine ulaşmak için tıklayınız.

Anayasa Mahkemesinin E: 2010/32, K: 2011/105 Sayılı Kararı (26/10/1963 Tarihli ve 357 Sayılı Kanun ile İlgili)
İtiraz konusu hükümle, askeri hakim, savcı ve yardımcılarının görev suçlarından dolayı yargılanmaları halinde görevli mahkemenin “ilgilinin görevli bulunduğu yere en yakın askeri mahkeme” olduğu düzenlenmiştir. Bu düzenlemenin askeri hakim ve savcıların birinci sınıfa ayrılmamış ve kıdem bakımından kendilerinden düşük seviyedeki hakimlerden oluşan mahkemelerde yargılanmaları ihtimalini doğurduğu ve bunun adli ve idari yargı hakim ve savcılarıyla ilgili olarak da yargılanma usulünün bu gibi bir şeye imkan vermeyecek biçimde düzenlenmiş olması karşısında Anayasa’nın 2. 10. 36. 138. 139. 140. ve 145. maddelerine aykırılık oluşturduğu iddia edilmiştir. Mahkeme, iddiada zikredilen her bir Anayasa hükmüyle ilgili olarak ayrı ayrı ayrıntılı gerekçeler ortaya koyarak hükmü oybirliğiyle iptal etmiştir.
Kararın tam metnine ulaşmak için tıklayınız.

15.11.2011

Anayasa Mahkemesinin E: 2010/75, K: 2011/42 (Yürürlüğü Durdurma) Sayılı Kararı (29/6/2001 Tarihli ve 4708 Sayılı Kanunda Değişiklik Yapan 30/6/2004 Tarihli ve 5205 Sayılı Kanun ile İlgili)
4708 sayılı Yapı Denetimi Kanunu’nun 1. maddesinin ikinci fıkrasındaki “… ile tek parselde, bodrum katı dışında en çok iki katlı ve toplam ikiyüz metrekareyi geçmeyen müstakil yapılar …” ibaresinin 3/11/2011 tarihli, E. 2010/75, K. 2011/150 sayılı kararlar iptal edildiği belirtilmiş ve bu ibarenin uygulanmasından doğacak sonradan giderilmesi güç veya olanaksız durum ve zararların önlenmesi ve iptal kararının sonuçsuz kalmaması amacıyla gerekçeli karar Resmi Gazete’de yayınlanana kadar yürürlüğünün durdurulmasına oybirliğiyle karar verilmiştir.
Kararın tam metnine ulaşmak için tıklayınız.

16.11.2011

Anayasa Mahkemesinin E: 2009/11, K: 2011/93 Sayılı Kararı (3/6/2007 Tarihli ve 5684 Sayılı Kanun ile İlgili)
Sigortacılık Kanunu’ndaki itiraz konusu hükümle, sigorta şirketlerinin, sigorta acentelerinin ve brokerlerinin ortaklarının, yönetim ve denetim kurulu üyelerinin ve bunlar adına imza atmaya yetkili olanlar ile bu kuruluşlarda mesleki faaliyette bulunan şirket çalışanlarının eşlerinin sigorta eksperliği yapmaları ya da tüzel kişi sigorta eksperlerinin yönetim ve denetim kurullarında görev almaları, imzaya yetkili olarak çalışmaları, bunlara ortak olmaları ya da bunlardan ücret karşılığında herhangi bir iş kabul etmeleri yasaklanmıştır. Böylece belirli konumda bulunan kişilerin eşlerinin sigorta eksperliği mesleğini yapmaları tümüyle yasaklanmıştır. Bu türden bir sınırlamanın çalışma ve sözleşme hürriyetine, ölçülülük ilkesine ve ayrıca düzenleme yapılırken bu düzenleme öncesinde mesleğe başlamış ancak geçici olarak ara vermiş kişilerin haklarının korunmamış olması nedeniyle de hukuki güvenlik ve hukuk devleti ilkelerine aykırı olduğu gerekçeleriyle itiraz yoluna gidilmiştir. Mahkeme, bu konumdaki kişilerin eşlerinin ilgili olduğu işlerde eksperlik yapamayacağını öngören hükümlerin ayrıca zaten mevcut olduğunu, buna karşılık mesleğin tümden yasaklanmasının ölçülülük ilkesine aykırılık oluşturacağını da belirterek hükmün Anayasa’nın 2. 13. ve 48. maddelerine aykırı olduğu sonucuna bir karşı oy ve oyçokluğuyla karar vermiştir.
Kararın tam metnine ulaşmak için tıklayınız.

Bahçeşehir Toplantıları Üzerine Notlar - II (Aşamalı Anayasa Yapımı)

Bahçeşehir Üniversitesi tarafından “Yeni Anayasa Tartışmaları” vesilesiyle düzenlenen ve Harvard Üniversitesi’nden Prof. Dr. Marc Tushnet’in katılımı gerçekleştirilen çalıştayın ilk gününde, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Anayasa Hukuku Anabilim Dalı’ndan genç meslektaşım Arş. Gör. Gökhan Sümer, çok dikkat çekici bir soru/yorumuyla tartışmaya katıldı. Bu soru/yorum, daha önce bu sitede 25 Nisan 2011 tarihli notunda Levent Gönenç tarafından dile getirilen ve benim de 26 Mayıs 2011 tarihli notumla sorguladığım “aşamalı anayasa yapımı” (incrementalist aprroach to constitution-making) önerisinin (aynı isimle olmasa) Prof. Tushnet tarafından da Türkiye için düşünülebilecek yöntemler arasında sayılması üzerine gündeme geldi.

Hatırlanacağı üzere bu yaklaşım, temel olarak “etnik ve dini anlamda bölünmüş toplumlarda devletin üzerine yükseleceği temel ilkeler, kurumlar üzerinde önemli görüş ayrılıkları…” bulunduğu tespitinden hareket ediyor. Devamında ise önerilen husus; en azından kısa vadede çözümlenemeyeceği anlaşılan bu türden temel meselelerin, anayasa yapım sürecinin tıkanmaması adına “olağan siyasal süreçlere” bırakılması ve bu “olağan süreçlerin” işleyebilmesi için de, bahse konu temel meseleler hakkında anayasada yuvarlak ve belirsiz ifadeler kullanılması.

Gökhan Sümer, tam da bu noktada şu ilginç hususa dikkat çekiyor: Lerner, söz konusu yaklaşımı detaylı bir biçimde ele aldığı kitabında üç örnek üzerinde duruyor: Hindistan, İrlanda ve İsrail. Bu üç ülkenin kitapta örnek olarak alınan ve incelenen anayasa yapım süreçlerinin ortak özelliği ise, bu anayasa yapım süreçlerinin “aynı zamanda yeni bir devlet kurulumu ile eş zamanlı olarak ortaya çıkan süreçler olması”. Durum böyle olunca da, bu türden ülkeler açısından Lerner’in önerdiği aşamalı anayasa yapım sürecinin pratik bir faydası ortaya çıkmış oluyor: Yeni bir devlet oluşumu için vazgeçilmez kabul edilen anayasanın yapılabilmesi adına yukarıda değinilen türden temel anlaşmazlık konuları “erteleniyor” ve bu sayede, üzerinde uzlaşılabilen noktaların toplamından oluşan bir anayasanın ortaya konulması gibi somut bir hedefe ulaşılmış oluyor.

Ne var ki, aynı akıl yürütmenin Türkiye gibi hâlihazırda işleyen bir anayasası bulunan ülkeler için savunulabilmesi, yukarıdaki mantık çerçevesinde kolay görünmüyor. Zira yine Sümer’in ifadeleriyle söyleyecek olursak; Türkiye’deki anayasa yapım sürecinin “ontolojik temeli”, yani daha en başından itibaren bu işe kalkışılma nedeni, zaten bu “birkaç adet temel sorunu çözme” iddiası. O zaman, yanıtlanması gereken soru da şu oluyor kanımca: Zaten temel olarak bu “birkaç temel, can yakıcı sorunu çözme” iddiasıyla yola çıkılan bir anayasa yapım sürecinde, eğer bu “birkaç temel sorun” da ertelenecek veya “olağan siyasal süreçlere” bırakılacaksa, o zaman bu yola ne için çıkılmış oluyor?

Meseleye bu noktadan bakıldığında, aşamalı anayasa yapım yaklaşımının Türkiye açısından uygulanabilirliği; girişilebilecek bir anayasa yapım sürecinde masaya yatırılacak ve tartışılacak konuları “sıraya dizmek”le sınırlı kalıyor gibi görünmekte.

Bu konudaki tartışmayı derinleştirebilmek için, kitabın kendisinin de dikkatle okunması gerekiyor elbette: Hanna Lerner, Making Constitutions in Deeply Divided Societies, Cambridge University Press, 2011. (http://www.amazon.com/Making-Constitutions-Deeply-Divided-Societies/dp/1107005159).

EK

HOŞGELDİNİZ

“Yaşayan Anayasa”ya hoşgeldiniz. Bu web günlüğünü güncel anayasa gelişmelerini takip etmek için tutmaya başlamıştık. Böylece hem kendimiz hem okuyucularımız için bir “anayasal hafıza” oluşturmayı amaçlıyorduk. Bugüne kadar bu günlük, en azından bizim açımızdan, bu amaca layığıyla hizmet etti.
Zaman içerisinde, hukuk alanında internet kaynakları çeşitlendi. Dolayısıyla anayasa haberlerini takip etmek isteyen okuyucular için seçenekler çoğaldı. Biz artık anayasa haberlerini takip etme işini, aşağıda “Bağlantılar” bölümünde adreslerini verdiğimiz bu sitelere bırakıp, “anayasal hafıza”nın oluşumuna farklı bir biçimde katkıda bulunmak istiyoruz.
Bu sitede bundan böyle ağırlıklı olarak anayasal konulara ilişkin kısa yorumlara yer vereceğiz. Bu yorumları, dijital okur-yazarlığın gerekli kıldığı biçimde, kısa ve olabildiğince açıklayıcı bir üslupla kaleme almaya çalışacağız. Günlük notlarının yetmediği yerde yorum ve analizler devreye girecek. Sitemizdeki bir başka yenilik de “Anayasa Okumaları” olacak. Bu başlık altında postalayacağımız notlarla karşımıza çıkan yeni ve ilginç anayasa çalışmalarını okuyucularımızla paylaşacağız.
İyi okumalar…

DİĞER ÇALIŞMALAR

Doç. Dr. Levent GÖNENÇ’in diğer yayınlarına ulaşmak için tıklayınız.

Dr. Ersoy KONTACI’nın yayınlarına ulaşmak için tıklayınız.

Sitemizde daha önce yayımlanan “Analizler” ve “Yorumlar” için tıklayınız.

KATKILAR

Sitemize katkıda bulunan akademisyenlerin çalışmaları için tıklayınız.

HAZIRLAYANLAR

Levent GÖNENÇ [LG]
Ersoy KONTACI [EK]
Deniz POLAT [DP]
Ali Erdem DOĞANOĞLU [AED]

İLETİŞİM

yasayananayasa@gmail.com

Yönetici Alanı