Ali Erdem Doğanoğlu, "Cumhurbaşkanının Görev Süresinin Belirlenmesi Sorunu", Ankara Barosu Dergisi, Yıl 2011, Sayı 3.

17.10.2011-23.10.2011 Güncel Anayasa Mahkemesi Kararları

GÜNCEL ANAYASA MAHKEMESİ KARARLARI

21.10.2011

Anayasa Mahkemesinin E: 2008/54, K: 2011/45 Sayılı Kararı (14/7/1965 Tarihli ve 657 Sayılı Kanunda Değişiklik Yapan 21/3/2006 Tarihli ve 5473 Sayılı Kanun ile İlgili)
Devlet Memurları Kanunu’nun Milli Eğitim Bakanlığı’nın sözleşmeli personel statüsünde öğretmen istihdam edebilmesini sağlayan hükmünün Anayasa’ya aykırılığı iddia edilmiştir. İddiaya göre hüküm, eğitim hizmetinin özellikleri gereği Anayasa’nın 128. maddesine göre bu tür hizmetin ancak “memur” ya da “diğer kamu görevlisi” statüsüyle gördürülebileceği, ancak itiraz konusu düzenlemeyle istihdamın bir akdi ilişki ile gerçekleştirildiği ve bu statüde çalışanların “memur” ya da “diğer kamu görevlisi” sayılamayacağı gerekçesiyle Anayasa’nın 128. maddesine; aynı şartlarda aynı işi yapan memur statüsündeki öğretmenlerle sözleşmeli personel statüsündeki öğretmenler arasında özlük ve sosyal haklar bakımından farklılık yaratılması sonucunu doğurduğu için de Anayasa’nın 2. ve 10. maddelerine aykırıdır. Mahkeme, sözleşmeli personel statüsünde öğretmen olarak çalışanların yaptıkları işin ve idareyle kurdukları sözleşmenin niteliği(idari hizmet sözleşmesi) gereği, bu statünün Anayasa’nın 128. maddesinde gösterilen “diğer kamu görevlileri” kapsamına dahil olduğunu ve bu nedenle 128. maddeye aykırılık bulunmadığını; memurlar ile sözleşmeli personelin birbirinden farklı hukuki durumlarda olduklarını, farklı hukuki durumlarda bulunanların farklı hükümlere tabi kılınmasının eşitlik ilkesine aykırılık teşkil etmeyeceğini ve böylece Anayasa’nın 2. ve 10. maddelerine de aykırılık bulunmadığını belirterek Anayasa’ya aykırılık itirazını oyçokluğuyla reddetmiştir.
Kararın tam metnine ulaşmak için tıklayınız.

Anayasa Mahkemesinin E: 2009/85, K: 2011/49 Sayılı Kararı (22/11/2001 Tarihli ve 4721 Sayılı Kanun ile İlgili)
Türk Medeni Kanunu’nun itiraz konusu düzenlemesine göre, kadın evlenmekle kocasının soyadını alır. Kadının isterse evlenmeden önceki soyadını da kullanabileceğini, ancak bunu tercih etse bile önceki soyadıyla birlikte kocasının soyadını da kullanmak zorunda olduğunu emreden söz konusu hükmün birçok gerekçeyle Anayasa’ya aykırılığı iddia edilmiştir. Buna göre, soyadının kişilik hakkına ve kişinin manevi varlığına dahil olması karşısında kadının sadece evlenmeden önceki soyadını kullanma imkanının bulunmamasının Anayasa’nın 12. ve 17. maddelerine; evlilik içerisinde kadının kocanın soyadını almak zorunda bırakılmasının Anayasa’nın 41. maddesinde sözü edilen “eşler arasında eşitlik”, genel olarak 10. maddesinde gösterilen “eşitlik” ve 2. maddesindeki “hukuk devleti” ilkelerine; konuyla ilgili Türkiye’nin de taraf olduğu uluslararası anlaşmaların açık hükümleri ve İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi’nin ilgili kararı (Ünal Tekeli-Türkiye Davası) ile itiraz konusu hükmün açıkça çelişmesi nedeniyle Anayasa’nın 90. maddesine aykırılık söz konusudur. Mahkeme ise, nüfus kayıtlarının düzenli tutulması ve bir ailenin belirli bir soyadı ile düzenli biçimde adlandırılması gibi gerekliliklere dayandırmak suretiyle soyadı belirlenmesine ilişkin yasal sınırlama getirmenin kamu yararı gerekçesine dayandığını belirtmiş, bu sınırlamaların hangi yönde yapılacağı hususunda da yasakoyucunun takdir yetkisinin bulunduğunu ifade ederek iptal talebini oyçokluğuyla reddetmiştir.
Kararın tam metnine ulaşmak için tıklayınız.

Anayasa Mahkemesinin E: 2010/46, K: 2011/60 Sayılı Kararı (14/7/1965 Tarihli ve 657 ve 10/11/2005 Tarihli ve 5429 Sayılı Kanunlar ile İlgili)
Devlet Memurları Kanunu’nun geçici personel statüsünü düzenleyen hükmü (4/C) ile, Türkiye İstatistik Kanunu’nda yer alan ve geçici personele yapılacak ödemeler konusunda usul ve esasları belirleme yetkisini Bakanlar Kurulu’na veren düzenlemenin Anayasa’ya aykırılığı ileri sürülmüştür. İddiaya göre, itiraz konusu kuralda sadece “geçici personel” adı verilen statüden bahsedilerek, bu istihdam şeklinin kapsamı, çalışanların hak ve yükümlülükleri ile iş güvencesi ve sosyal güvenlik hakları belirlenmeden, düzenleme yapma yetkisinin bütünüyle Bakanlar Kuruluna bırakılması ve bu konuda yasal bir çerçevenin gösterilmemesi Anayasa’nın 2. 7.(yasama yetkisinin devreldilmezliği) 13. 17. 48.49.(çalışma hakkı) ve 60.(sosyal güvenlik hakkı) maddelerine aykırıdır. Mahkeme, geçici personel ihtiyacına ilişkin hususların belirlenmesinin teknik ve ayrıntılı konular olduğunu ifade etmiş ve bu konuda idareye yetki verilmesinin yasama yetkisinin devri anlamına gelmeyeceği sonucuna varmıştır. Ayrıca, bu statüde çalışacak kişilerin sosyal güvenlik mevzuatı kapsamındaki genel hükümler çerçevesinde sosyal güvenlik hakkından yararlanacağını, böylece bu statüde çalışanlar için sosyal güvenlik hakkının tanınmadığından da söz edilemeyeceğini beyan etmiştir. Mahkeme, paralel gerekçeleri geçici personele yapılacak ödemelerle ilgili usul ve esasları belirleme yetkisini Bakanlar Kurulu’na veren hükümle ilgili olarak da sunmuş ve her iki hüküm yönünden iptal taleplerini oyçokluğuyla reddetmiştir.
Kararın tam metnine ulaşmak için tıklayınız.

Anayasa Mahkemesinin E: 2004/16, K: 2011/63 Sayılı Kararı (10/10/1984 Tarihli ve 3056 Sayılı Kanun ile İlgili)
Başbakanlık merkez teşkilatında çalışacak kadro karşılığı sözleşmeli personelin sözleşme usul ve esasları ile ücret miktarı ve her çeşit ödemelerinin tespitinde Bakanlar Kurulu’nu yetkili kılan düzenlemenin Anayasa’nın 7. ve 128. maddelerine aykırılığı ileri sürülmüştür. Mahkeme’nin yaptığı değerlendirmeye göre, itiraz konusu hükmün ilgili olduğu statü, Anayasa’nın 128. maddesinin 1. fıkrasında gösterilen “diğer kamu görevlileri” kapsamına dahildir. Bu statüde bulunan kişilerin aylık ve ödenekleri Anayasa’nın 128. maddesinin 2. fıkrasına göre kanunla düzenlenmek zorundadır. Yine Anayasa’nın 7. maddesine göre de, Anayasa’da kanunla düzenlenmesi öngörülen konularda, yürütme organına genel ve sınırları belirsiz bir düzenleme yetkisinin verilmesi mümkün değildir. Böylece itiraz konusu düzenlemenin ilgili olduğu personelin, her çeşit ödemeleri konusunda yasal düzenleme yapılmayarak tüm yetkinin Bakanlar Kuruluna bırakılması Anayasa’nın 7. ve 128. maddelerine aykırıdır. Mahkeme, bu gerekçelerle hükmü Anayasa’ya aykırı bulmuş, ancak itiraz başvurusunun ilgili olduğu somut uyuşmazlık yönünden değerlendirmede bulunup esas incelemeyi sınırlandırdığından hükmü kısmen iptal etmiş ve iptal hükmünün yürürlüğünü bir yıl ertelemiştir.
Kararın tam metnine ulaşmak için tıklayınız.

Anayasa Mahkemesinin E: 2008/88, K: 2011/85 Sayılı Kararı (17/7/1963 Tarihli ve 278 Sayılı Kanunda Değişiklik Yapan 31/7/2008 Tarihli ve 5798 Sayılı Kanun ile İlgili)
TÜBİTAK Bilim Kurulu üyelerinin, ilgili hükümlerde belirtilen koşul ve oranlar çerçevesinde yine bu hükümlerle yetkilendirilen kurum ve kuruluşlarca gösterilecek adaylar arasından Başbakan tarafından seçileceğine ilişkin düzenlemelerin ve TÜBİTAK Başkanının seçiminde Başbakana, Bilim Kurulu tarafından gösterilen iki adaydan birini seçerek atanması için Cumhurbaşkanına teklif etme yetkisi tanıyan hükmün Anayasa’ya aykırılığı iddia edilmiştir. İddiaya göre iki tür düzenleme de, kamu yararı amacına yönelik olmayıp, TÜBİTAK’ın özerkliğini zedeleyebilecek, bilimsel tarafsızlığını yok edebilecek, Kurum’u siyasallaştıracak ve merkezi idareye bağımlı kılacak niteliktedir ve bu nedenlerle Anayasa’nın 2. 11. ve 123. maddelerine aykırıdır. Mahkeme’ye göre TÜBİTAK, özel yasayla kurulmuş, tüzel kişiliğe, idari ve mali özerkliğe sahip bir “hizmet yerinden yönetim kuruluşu” olmasına rağmen bu hususlara ilişkin anayasal bir koruma bulunmamakta ve bunlar yasayla belirlenmektedir. Yani Kurum’un statüsüne ilişkin zikredilen hususların tümü yasa koyucunun takdirindedir. Mahkemeye göre, benzer konulardaki Anayasal korumalar “Mahalli İdareler”e ilişkindir ve TÜBİTAK bu kapsamda değildir. Ayrıca Mahkeme, dava konusu düzenlemelerin kamu yararı dışında bir amaca yönelik olduğuna ilişkin kanıt bulunmadığını belirtmiş ve tüm bu gerekçelerle iptal taleplerini oybirliğiyle reddetmiştir.
Kararın tam metnine ulaşmak için tıklayınız.

Anayasa Mahkemesinin E: 2009/94, K: 2011/90 Sayılı Kararı (21/2/1967 Tarihli ve 832 Sayılı Kanunda Değişiklik Yapan 19/11/2009 Tarihli ve 5924 Sayılı Kanun ile İlgili)
Sayıştay denetçi yardımcılığı kadrolarına atanacak kişilerin göreve alınmalarına ilişkin yapılacak eleme ve sınav usulüne ilişkin çeşitli hükümler ile, daha önce belirli bir dönemde aynı konuda yapılan eleme ve sınavların Danıştay tarafından yürürlüğünün durdurulması nedeniyle söz konusu dönemde söz konusu yarışmaya dahil olmuş kişilerin durumuna ilişkin getirilen bazı geçici hükümlerin Anayasa’ya aykırılıkları iddia edilmiştir. Sınav ve eleme usulüne ilişkin dava konusu düzenlemeler dava açıldıktan sonra çıkarılan kanun hükümleriyle yürürlükten kaldırıldığından, dava bu kısmı itibariyle konusuz kalmış ve Mahkeme davanın bu kısmı itibariyle karar verilmesine yer olmadığına oy birliğiyle karar vermiştir. Dava konusu diğer hükümler yönünden Anayasa’ya aykırılık gerekçeleri, kısaca yasaların genelliği ve kamu yararına uygun olmaları zorunluluğu kuralları, eşitlik ilkesi ve Anayasa’nın 138. maddesinde gösterilen mahkeme kararlarının bağlayıcılığı kuralına dayandırılmıştır. Mahkeme, dava konusu düzenlemelerin, belirli dönemde ilgili konuda yarışma sınavlarına girmiş kişilerin mağduriyetlerini gidermeye yönelik ve buna uygun olduğundan hareketle, tüm bu Anayasa’ya aykırılık iddialarını geri çevirmiş ve oybirliğiyle iptal taleplerini reddetmiştir.
Kararın tam metnine ulaşmak için tıklayınız.

Anayasa Mahkemesinin E: 2008/31, K: 2011/94 Sayılı Kararı (7/5/1987 Tarihli ve 3359 Sayılı Kanunda Değişiklik Yapan 12/3/2008 Tarihli ve 5748 Sayılı Kanun ile İlgili)
Sağlık Bakanlığı eğitim ve araştırma hastanelerinde eğitmen(eğitim sorumlusu) konumundaki klinik şef, klinik şef yardımcılığı ve başastitanlık kadrolarına yapılacak atamalara ilişkin çeşitli hükümlerin Anayasa’ya aykırılığı iddia edilmiştir. Birbiriyle ilgili birçok yasa hükmünün tartışıldığı kararda, özellikle Anayasa’nın 2. 7. 8. 128. 138. ve 153. maddelerine aykırılık değerlendirmeleri yapılmıştır. Sonuçta çoğu oybirliğiyle olmak üzere tüm iptal talepleri reddedilmiştir.
Kararın tam metnine ulaşmak için tıklayınız.

Anayasa Mahkemesinin E: 2009/62, K: 2011/96 Sayılı Kararı (19/3/1969 Tarihli ve 1136, 25/10/1984 Tarihli ve 3065, 6/6/2002 Tarihli ve 4760 Sayılı Kanunlarda Değişiklik Yapan 16/6/2009 Tarihli ve 5904 Sayılı Kanun ile İlgili)
Kararda ilk olarak Katma Değer Vergisi Kanunu ve Özel Tüketim Vergisi Kanunu’nun, belirli malların Başbakanlık merkez teşkilatına teslimi ile aynı tür malların Başbakanlık merkez teşkilatı tarafından ilk iktisabını vergiden müstesna kılan hükümlerinin Anayasa’ya uygunluğu tartışılmıştır. İddiaya göre, dava konusu kurallarla Devlet tüzel kişiliği içinde sadece Başbakanlık merkez teşkilatına tanınan istisnaların hiçbir ekonomik ve sosyal gerekçesi gösterilmemiştir ve istisnaların hangi amaçla ve niçin yapıldığına dair bir açıklık bulunmamaktadır. Bu düzenlemeler kamu hizmetinin daha iyi bir şekilde yerine getirilmesine yönelik düzenlemeler değildir ve Anayasanın 73. maddesinde öngörülen “mali güce göre vergilendirme” ve “vergi yükünün adaletli ve dengeli dağılımının sağlanmasının” aracı olarak da getirilmemiştir. Vergide muafiyet ve istisnalar getirilirken bunlarla hizmet arasında gerçeklere uygun nesnel ve zorunlu bir neden sonuç bağının bulunması gerekirken dava konusu kurallarda bu bağ da bulunmamaktadır. Belirtilen nedenlerle dava konusu hükümler Anayasa’nın 2. ve 73. maddelerine aykırıdır. Mahkeme, getirilen muaflık ve istisnaların tümüyle yasa koyucunun vergilendirme alanındaki takdir yetkisine dayandığını belirtmekle yetinerek Anayasa’ya aykırılık iddialarını oyçokluğuyla reddetmiştir. İkinci olarak, Avukatlık Kanunu’na eklenen ve kamu alacaklarına ilişkin uyuşmazlıklarda maktu yasal vekalet ücretinin belirleneceğini öngören hükmün Anayasa’ya aykırılığı iddia edilmiştir. Dava konusu düzenleme yapılmadan önce, vergi mahkemelerindeki vekalet ücretinin asıl olarak maktu, sınırlı olarak da nispi belirlenmesine ilişkin Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi hükmü Danıştay Sekizinci Dairesince iptal edilmiş, iptal kararı uyarınca tarifede vergi davalarında nispi vekalet ücreti düzenlemesi yapılmış, iptal kararı temyiz edilmiş ve yasa koyucu tarafından yargılama sürecinin sonucu beklenilmeden dava konusu kanun hükmü çıkarılmıştır. İddiaya göre, düzenleme bu yönü itibariyle Anayasa’nın 138. maddesinin 4. fıkrasına aykırıdır. Yine iddiaya göre hüküm, ayrıca, ilgili konuda Türkiye Barolar Birliği’nin ücret tarifesi belirleme yetkisini adil ve makul olmayan bir şekilde elinden almakta, bu yönüyle de Anayasa’nın 2. ve 135. maddelerine de aykırılık oluşturmaktadır. Mahkeme, maktu ücretin belirlenmesi yetkisinin halen Türkiye Barolar Birliği’nde olduğunu, diğer taraftan dava konusu düzenlemenin ilgili olduğu hususlarda kural koymanın yasama yetkisinin genelliği prensibi kapsamında değerlendirildiğini belirterek iptal talebini oyçokluğuyla reddetmiştir.
Kararın tam metnine ulaşmak için tıklayınız.

Anayasa Mahkemesinin E: 2010/91, K: 2011/98 Sayılı Kararı (13/4/1994 Tarihli ve 3984 Sayılı Kanunda Değişiklik Yapan 15/5/2002 Tarihli ve 4576 Sayılı Kanun ile İlgili)
Özel radyo ve televizyonların Radyo ve Televizyon Üst Kurulu’nun gelirleri kapsamında ödeyecekleri reklam geliri payları ile frekans kira ücretlerinin kanunda gösterilen sürelerde ödenmemesi durumunda Üst Kurul’un yayın izninin ve lisansının iptaline karar vereceğini öngören düzenlemenin Anayasa’ya aykırılığı iddia edilmiştir. İtiraz gerekçesine göre, ilgili kapsamda yayın yapılması düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti kapsamında anayasal koruma altındadır. Bu korumayı sağlayan Anayasa’nın 26. maddesinde de bu özgürlüğün sınırlanma sebepleri arasında “mali bir yükümlülüğün yerine getirilmemesi”ne yer verilmemiştir ve bu nedenle düzenleme Anayasa’nın 26. Maddesine aykırıdır. Mahkeme ise, itiraz konusu düzenlemede öngörülen müeyyidenin idari bir yaptırım olduğunu belirterek, yasa koyucunun idari yaptırımları öngörmek konusunda takdir yetkisi bulunmasına rağmen bu yetkisini hukuk devleti ilkesine uygun biçimde kullanmak zorunda olduğu, ancak söz konusu düzenlemenin hukuk devletinin gereklerinden olan ölçülülük ilkesinin alt unsurları sayılan zorunluluk ve elverişlilik koşullarını sağlamadığı gerekçesiyle düzenlemenin Anayasa’nın 2. maddesine aykırı olduğu sonucuna varmış, düzenlemeyi oybirliğiyle iptal etmiştir.
Kararın tam metnine ulaşmak için tıklayınız.

Anayasa Mahkemesinin E: 2010/23, K: 2011/101 Sayılı Kararı (14/7/1965 Tarihli ve 657 Sayılı Kanunda Değişiklik Yapan 12/5/1982 Tarihli ve 2670 Sayılı Kanun ile İlgili)
Devlet Memurları Kanunu’nun itiraz konusu düzenlemesine göre disiplin cezası verilmesi durumunda, ceza sicilden silinene kadar tekerrür gerçekleşirse ceza bir derece arttırılır. Bu hükmün Anayasa’ya aykırılığı iddia edilirken, disiplin cezalarına karşı yargı yoluna başvurma imkanının bulunmadığı bir varsayıma dayanılarak bir muhakeme yapılmıştır. Buna göre, uyarma ve kınama cezası verilmesi durumunda hüküm yargı denetimine tabi olmadan kesinleşebilecek, oysa diğer cezalarda bu gerçekleşmeyecektir. Bu durumda, uyarma ve kınama cezalarına ilişkin tekerrür ile diğer disiplin cezalarında tekerrür hallerinde farklılık meydana gelecektir. Mahkeme, söz konusu başvuru yapıldıktan sonra gerçekleşen anayasa değişikliği ile Anayasa’ya “Disiplin kararları yargı denetimi dışında bırakılamaz.” hükmünün eklendiğini ve bu durumda artık uyarma ve kınama cezaları ile disiplin cezaları arasında tekerrür bakımından bir farkın kalmadığını belirterek Anayasa’ya aykırılık bulunmadığı sonucuna varmış ve iptal talebini oybirliğiyle reddetmiştir.
Kararın tam metnine ulaşmak için tıklayınız.

Anayasa Mahkemesinin E: 2010/38, K: 2011/112 Sayılı Kararı (24/6/1995 Tarihli ve 556 Sayılı KHK’de Değişiklik Yapan 3/11/1995 Tarihli ve 4128 ve 21/1/2009 Tarihli ve 5833 Sayılı Kanunlar ile İlgili)
İtiraz konusu düzenlemeye göre, marka taklit edilerek üretilen malı arz eden veya satan kişi, cezai sorumluluktan, malı nereden temin ettiğinin bildirir, bunun üzerine malı üretenler ortaya çıkar ve üretilen mallara el konması sağlanırsa kurtulabilir. Bu kuralda, marka taklit edilerek üretilen malı arz eden veya satan kişinin cezai sorumluluktan kurtulabilmesi, yani etkin pişmanlıktan yararlandırılabilmesi için öngörülen şartlar arasında tümüyle kendi inisiyatifinin dışında şartların öngörülmüş olmasının eşitlik ve adalet anlayışıyla bağdaşmadığı ve bu nedenlerle düzenlemenin Anayasa’nın 2. ve 10. maddelerine aykırı olduğu iddia edilmiştir. Mahkeme, suç ve ceza siyasetini belirleme yetkisinin yasakoyucuya ait olduğunu, bu kapsamda etkin pişmanlıktan yararlandırma koşullarını da itiraz konusu düzenlemede olduğu gibi belirleyebileceğini belirterek iptal talebini oyçokluğuyla reddetmiştir.
Kararın tam metnine ulaşmak için tıklayınız.

Anayasa Mahkemesinin E: 2010/69, K: 2011/116 Sayılı Kararı (26/9/2004 Tarihli ve 5237 Sayılı Kanun ile İlgili)
İtiraz konusu düzenlemeyle, ceza infaz kurumuna veya tutukevine kanununda açıkça gösterilenlerden başka ilgili makamın belirleyeceği diğer eşyaların da sokulması suç olarak belirlenmiştir. İdareye yasak eşya belirleyerek suç tanımlama yetkisi verdiği gerekçesiyle söz konusu düzenlemenin Anayasa’nın 2. 7. 11. ve 38. maddelerine aykırı olduğu iddia edilmiştir. Mahkeme de söz konusu düzenlemenin, idareye tamamıyla sınırsız ve belirsiz bir biçimde ve geniş bir alanda suça konu olabilecek eşyayı belirleme yetkisi verdiği için hukuki belirlilik, hukuki güvenlik, yasama yetkisinin devredilmezliği, suç ve cezaların kanuniliği kurallarına; dolayısıyla Anayasa’nın 2. 7. 11. ve 38. maddelerine aykırı olduğu sonucuna varmış ve düzenlemeyi oyçokluğuyla iptal etmiştir.
Kararın tam metnine ulaşmak için tıklayınız.

Anayasa Mahkemesinin E: 2010/99, K: 2011/117 Sayılı Kararı (22/5/2003 Tarihli ve 4857 Sayılı Kanun ile İlgili)
İtiraz konusu düzenlemeye göre, iş sözleşmelerinde feshin geçersizliğine ilişkin davalarda Yargıtay’ın vereceği kararlar kesindir. Yani ilgili Yargıtay dairesinin bozma kararı vermesi durumunda kararı bozulan mahkemenin direnme yoluna gitme imkanı bulunmamaktadır. İtiraz gerekçesinde, söz konusu davalarda Yargıtay’ın bozma kararı vermesi durumunda, davanın daha doğru ve güvenilir karar çıkma ihtimali olan Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’na götürülmesinin engellenmesinin ve böylece başka tür uyuşmazlıklar ile iş sözleşmesinin feshinin geçersizliğine ilişkin uyuşmazlıklar arasında farklılık yaratılmasının hukuk devleti, adil yargılanma hakkı ve eşitlik ilkesine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. Mahkeme Anayasa’nın açık hükmü uyarınca mahkemelerin görev, yetki, işleyiş ve yargılama usullerinin kanunla düzenleneceğini ve bu kapsamda olmak üzere usul kanunlarının yapılmasının kanun koyucunun takdir yetkisine dahil olduğunu, ayrıca itirazda belirtilen türden bir eşitlik karşılaştırması yapılamayacağını belirterek iptal talebini oybirliğiyle reddetmiştir.
Kararın tam metnine ulaşmak için tıklayınız.

Anayasa Mahkemesinin E: 2010/116, K: 2011/118 Sayılı Kararı (19/10/2005 Tarihli ve 5411 Sayılı Kanun ile İlgili)
Kararda Bankacılık Kanunu’ndaki cezai hükümlerle ilgili iki hususun Anayasa’ya aykırılığı tartışılmıştır. Tartışma konusu yapılan düzenlemelerden ilkine göre Bankacılık Kanunu’nda düzenlenen zimmet suçu, Türk Ceza Kanunu’nda düzenlenen zimmet suçunun nitelikli haline göre daha ağır cezalandırılmakta ve Bankacılık Kanunu kapsamındaki zimmet suçu yönünden diğer banka çalışanları üst düzey banka yöneticileriyle aynı derecede sorumlu tutulmaktadır. Bu iki hususun hukuk devleti ve eşitlik ilkelerine aykırı olduğu iddia edilmiştir. Mahkeme, itiraz konusu düzenlemede yer aldığı biçimde cezai sorumluluk öngörülmesinin ceza siyasetini belirleme yetkisi kapsamında yasa koyucunun takdirinde olduğunu ve aynı yükümlülüklere tabi banka çalışanlarının aynı şekilde cezai sorumluluğa tabi kılınmasında eşitlik ilkesine bir aykırılık bulunmadığını belirterek iptal talebini oybirliğiyle reddetmiştir. İkinci olarak, Bankacılık Kanunu’na göre suç teşkil eden hareket ve fiillerin başka kanunlara göre de cezayı gerektirdiği takdirde, failleri hakkında en ağır cezayı gerektiren kanun maddesinin uygulanacağını öngören düzenlemenin suç ve cezaların kanuniliği ilkesi ile, taşıdığı belirsizlik nedeniyle Anayasa’nın 38. maddesine aykırı olduğu iddia edilmiştir. Mahkeme, bu hükümde belirtilen türden bir düzenleme yapmanın da yasa koyucunun takdirinde olduğunu; ayrıca, itiraz konusu kural gereğince fail hakkında bir yaptırım uygulanabilmesi için bu yaptırımı gerektiren hareket ve fiilin diğer bir kanunda suç olarak düzenlenmiş olması ve bu suça ilişkin cezanın açık bir şekilde belirlenmesi gerektiğini; gerek suçun gerekse yaptırımın kanunla düzenlenmiş olması karşısında, bu yasal düzenlemelere atıf yapan itiraz konusu kuralda bir belirsizlik ve öngörülemezlikten söz edilemeyeceğini; bu nedenlerle suç ve cezaların kanuniliği ilkesine aykırılık bulunmadığını belirterek iptal talebini oybirliğiyle reddetmiştir.
Kararın tam metnine ulaşmak için tıklayınız.

HOŞGELDİNİZ

“Yaşayan Anayasa”ya hoşgeldiniz. Bu web günlüğünü güncel anayasa gelişmelerini takip etmek için tutmaya başlamıştık. Böylece hem kendimiz hem okuyucularımız için bir “anayasal hafıza” oluşturmayı amaçlıyorduk. Bugüne kadar bu günlük, en azından bizim açımızdan, bu amaca layığıyla hizmet etti.
Zaman içerisinde, hukuk alanında internet kaynakları çeşitlendi. Dolayısıyla anayasa haberlerini takip etmek isteyen okuyucular için seçenekler çoğaldı. Biz artık anayasa haberlerini takip etme işini, aşağıda “Bağlantılar” bölümünde adreslerini verdiğimiz bu sitelere bırakıp, “anayasal hafıza”nın oluşumuna farklı bir biçimde katkıda bulunmak istiyoruz.
Bu sitede bundan böyle ağırlıklı olarak anayasal konulara ilişkin kısa yorumlara yer vereceğiz. Bu yorumları, dijital okur-yazarlığın gerekli kıldığı biçimde, kısa ve olabildiğince açıklayıcı bir üslupla kaleme almaya çalışacağız. Günlük notlarının yetmediği yerde yorum ve analizler devreye girecek. Sitemizdeki bir başka yenilik de “Anayasa Okumaları” olacak. Bu başlık altında postalayacağımız notlarla karşımıza çıkan yeni ve ilginç anayasa çalışmalarını okuyucularımızla paylaşacağız.
İyi okumalar…

DİĞER ÇALIŞMALAR

Doç. Dr. Levent GÖNENÇ’in diğer yayınlarına ulaşmak için tıklayınız.

Dr. Ersoy KONTACI’nın yayınlarına ulaşmak için tıklayınız.

Sitemizde daha önce yayımlanan “Analizler” ve “Yorumlar” için tıklayınız.

KATKILAR

Sitemize katkıda bulunan akademisyenlerin çalışmaları için tıklayınız.

HAZIRLAYANLAR

Levent GÖNENÇ [LG]
Ersoy KONTACI [EK]
Deniz POLAT [DP]
Ali Erdem DOĞANOĞLU [AED]

İLETİŞİM

yasayananayasa@gmail.com

Yönetici Alanı