Ali Erdem Doğanoğlu, "Cumhurbaşkanının Görev Süresinin Belirlenmesi Sorunu", Ankara Barosu Dergisi, Yıl 2011, Sayı 3.

Anayasa Mahkemesi 6216 Sayılı Kanun’un Kanun Hükmünde Kararnamelerin Şekil Bakımından Denetlenmesinde Sınır Getiren Hükmünü İptal Etti

Bilindiği gibi Anayasa’nın 148. maddesinin 2. fıkrasıyla kanunların ve anayasa değişikliklerinin şekil bakımından denetiminde kapsam yönünden çeşitli sınırlar öngörülmüştür. Buna göre, Anayasa Mahkemesi, kanunların şekil bakımından denetiminde sadece son oylamanın öngörülen çoğunlukla yapılıp yapılmadığına, Anayasa değişikliklerinde ise teklif ve oylama çoğunluğuna ve ivedilikle görüşülemeyeceği şartına uyulup uyulmadığına bakabilir. Bu sınırlamalar sadece kanunlar ve Anayasa değişiklikleri ile ilgilidir, şekil yönünden denetime tabi diğer normlar, yani kanun hükmünde kararnameler ve TBMM İçtüzüğü değişiklikleri ile ilgili değildir. Doktrinde neredeyse oy birliğiyle kabul edilen bu hususun1, 03.04.2011 tarihinden önce yürürlükte bulunan 10.11.1983 tarihli ve 2949 sayılı “Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun”un “Şekil Bozukluğuna Dayalı İptal Davası ve Sınırı” başlıklı 21. maddesiyle teyit edildiği söylenebilir. Ancak Anayasa Mahkemesi’nin kuruluş ve görevlerine ilişkin önemli değişiklikler getiren 07.05.2010 tarihli ve 5982 sayılı “Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun” gereği çıkarılan ve 30.03.2011 tarihinde kabul edilip 03.04.2011 tarihli ve 27894 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren 6216 sayılı “Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun”la, bu konuda farklı bir düzenleme öngörülmüştür. 6216 sayılı Kanun’un “Şekil Bakımından İptal Davası ve Sınırı” başlıklı 36. maddesinin 1. fıkrasına göre “Şekil bakımından denetim… …Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün son oylamasının öngörülen çoğunlukla yapılıp yapılmadığı; kanun hükmünde kararnamelerin ise yetki kanununda öngörülen süre içinde çıkarılıp çıkarılmadığı ile Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu üyelerinin imzalarının bulunup bulunmadığı hususlarıyla sınırlıdır.”. Bu düzenlemede geçen TBMM İçtüzüğüyle ilgili bölüme ilişkin iptal talebi reddedilmiş, ancak “kanun hükmünde kararnamelerin ise yetki kanununda öngörülen süre içinde çıkarılıp çıkarılmadığı ile Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu üyelerinin imzalarının bulunup bulunmadığı ” ibaresi Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmiştir.2 Gerekçeli karar henüz Resmi Gazete’de yayınlanmadığından iptal edilen ibare yürürlükten kalkmamıştır.

AED

Dipnotlar

  1. Kanun hükmüne kararnameler ve TBMM İçtüzüğü değişikliklerinin şekil yönünden denetiminde sınır öngörülmediğine ilişkin olarak Bkz. Ergun ÖZBUDUN, Türk Anayasa Hukuku, Yetkin Yayınları, Gözden Geçirilmiş 10. Baskı, Ankara, 2008, s. 407,408.; Bülent TANÖR –Necmi YÜZBAŞIOĞLU, 1982 Anayasasına Göre Türk Anayasa Hukuku, Beta Yayınları, 8. Bası, İstanbul 2006, s.504.; Erdoğan TEZİÇ, Anayasa Hukuku, Beta Yayınları, 8. Bası, İstanbul 2003, s.183.; Kemal GÖZLER, Türk Anayasa Hukuku, Ekin Kitabevi Yayınları, Bursa 2000, s. 888,889.; Yılmaz ALİEFENDİOĞLU, Anayasa Yargısı ve Türk Anayasa Mahkemesi, Yetkin Yayınları, Ankara 1996, s.79. ^Yukarı
  2. Kaynak Anayasa Mahkemesi’nin resmi internet sitesinde yayınlanan “1 Mart 2012 Perşembe Günü Saat 09.30’da Yapılan Mahkeme Toplantısında Görüşülen Dosyalar ve Sonuçları”na ilişkin duyurudur. Erişim için: http://www.anayasa.gov.tr/index.php?l=gundem&id=366 Son Erişim Tarihi: 15.03.2012. ^Yukarı

Anayasa Mahkemesi’nin “Tarım Arazileri Kararı” Üzerine Bir Eleştiri

Anayasa Mahkemesi’nin, 23.07.2011 tarihli Resmi Gazete’de gerekçeli tam metni yayınlanan, E. 2007/2, K. 2011/13 sayılı ve 13.01.2011 tarihli kararında, tarım arazisi vasfında olup fiilen başka bir tür faaliyet için kullanılan arazilerin, belirli koşullarla tarım arazisi vasıflarına son verilip, mevcut kullanım biçimlerini hukuka aykırı olmaktan çıkarma imkânı getiren asıl düzenleme ve bu düzenleme ile aynı kanun maddesi içerisinde yer alan ilgili diğer hükümlerin Anayasa’ya aykırı olup olmadıkları tartışılmıştır. Tartışma, Anayasa’ya aykırılık iddiasında bulunanların gerekçesinden ve karşıoy yazılarından anlaşıldığı üzere çok yönlüdür; ancak iddianın öne sürdüğü ve karşıoy yazılarında gösterilen, dava konusu düzenlemelerin Anayasa’ya aykırı olduğu yönündeki güçlü gerekçeler bir yana, Anayasa Mahkemesi’nin konuya ilişkin asıl düzenlemeyle ilgili olarak ortaya koyduğu, söz konusu düzenlemenin Anayasa’ya aykırı olmadığı yönündeki gerekçe, bir yönden açıkça hatalı görünmektedir. Burada kısaca bunu ortaya koymaya çalışacağız.

Anayasa’ya aykırı olup olmadığı tartışılan, konuya ilişkin asıl hüküm “11/10/2004 tarihinden önce, gerekli izinler alınmadan tarım dışı amaçlı kullanıma açılmış bulunan arazilerin tarımsal bütünlüğü bozmuyor ise istenilen amaçla kullanımı için, bu Kanunun yayımı tarihinden itibaren bir yıl içerisinde Bakanlığa başvurulması, hazırlanacak toprak koruma projesine uyulması ve tarım dışı kullanılan tarım arazilerinin her metre karesi için beş Yeni Türk Lirası ödenmesi şartıyla izin verilir.” biçimindedir. Bu hükümde, hukuken tarım arazisi vasfında olup fiilen başka bir tür faaliyet için kullanılan bir arazinin istenilen amaçla kullanımına izin verilmesinin şartları açıkça ve sınırlı bir biçimde sayılmıştır. Devlete, özellikle amaç dışı kullanımının engellenmesine de vurgu yaparak, tarım arazilerinin korunması ödevini yükleyen Anayasa’nın 45. maddesi karşısında, dava konusu hükmü Anayasa’ya aykırı görmeyen Anayasa Mahkemesi, Anayasa’ya aykırı bulmama gerekçesi içerisinde, aynen şu cümleye yer vermiştir: “Söz konusu Yasa’da yer alan iptali istenen kuralın da tarım arazisi niteliğini kaybetmiş, toprak vasfını tekrar kazanması mümkün olmayan arazilerin yasal statüye kavuşturulup ekonomiye kazandırılması ve bu gibi arazilerde yatırım yapmış olan vatandaşların mağduriyetlerinin giderilmesi için kamu yararı amacıyla öngörüldüğü, bu düzenlemenin de anayasal sınırlar içinde yasa koyucunun takdirinde olduğu açıktır.” İşte gerekçesinin bu kısmından açıkça anlaşıldığı üzere, Anayasa Mahkemesi, hukuken tarım arazisi niteliğinde olup fiilen başka tür bir faaliyette kullanılan bir arazinin mevcut kullanımının devamına izin verilmesini, bu türden arazinin artık tarım arazisi niteliğini kaybetmiş olması ve toprak vasfını tekrar kazanmasının mümkün olmaması koşullarına bağlı görmektedir. Daha doğru bir ifadeyle, anlaşıldığı kadarıyla Anayasa Mahkemesi, başka bir amaç için kullanılan tarım arazilerinin tarım dışı kullanılmalarının yasallaştırılmasını sağlayan ve dava konusu olan düzenlemenin tarım arazisi niteliğini kaybetmiş olması ve toprak vasfını tekrar kazanmasının mümkün olmaması koşullarını da ihtiva ettiğini düşünmektedir. Oysa yukarıda metnini verdiğimiz dava konusu düzenleme açık ve anlaşılır bir hüküm olup bu koşulları içermemektedir.

Anayasa Mahkemesi, bu bağlantıyı açıkça ifade etmiş olmasa bile mantık gereği söz konusu düzenlemeyi Anayasa’ya aykırı görmeme gerekçesini kanaatimizce bu koşullar üzerine kurmuştur. Çünkü eğer bu koşullar mevcut ise; yani hukuken tarım arazisi vasfını taşıyıp fiilen başka bir tür amaç için kullanılan arazi tarım arazisi olma özelliğini gerçekte yitirmiş ve hem de artık toprak vasfını kazanma olasılığı da yok ise, o araziyi hukuken “tarım arazisi” olarak korumaya devam etmenin bir anlamı kalmayacaktır. Bu türden arazilerin nasıl değerlendirileceğini takdir etmek de yasama organının yetkisinde ve hatta yerine getirmekle yükümlü olduğu görevlerinden sayılacaktır. Karara bakıldığında da Anayasa Mahkemesi’nin söylediği de esasen budur. Oysa yukarıda da ifade ettiğimiz gibi, açık, net ve anlaşılır olan, dava konusu hükme göre, halen tarıma elverişli olsa dahi veya artık tarıma elverişli olmayıp tarıma elverişli hale getirme imkânı bulunsa bile, bir arazinin, gösterilen diğer koşulların yerine getirilmesi halinde dava konusu hüküm kapsamına alınması mümkün görünmektedir. Bu halde söz konusu kararın yukarıda göstermeye çalıştığımız bağlantı ile sahip olduğu temel sağlam görünmemektedir.

AED

  • Üzerinde durulan kararın özetinin de yer aldığı iletiye ulaşmak için tıklayınız .
  • Üzerinde durulan kararın tam metnine ulaşmak için tıklayınız .

HOŞGELDİNİZ

“Yaşayan Anayasa”ya hoşgeldiniz. Bu web günlüğünü güncel anayasa gelişmelerini takip etmek için tutmaya başlamıştık. Böylece hem kendimiz hem okuyucularımız için bir “anayasal hafıza” oluşturmayı amaçlıyorduk. Bugüne kadar bu günlük, en azından bizim açımızdan, bu amaca layığıyla hizmet etti.
Zaman içerisinde, hukuk alanında internet kaynakları çeşitlendi. Dolayısıyla anayasa haberlerini takip etmek isteyen okuyucular için seçenekler çoğaldı. Biz artık anayasa haberlerini takip etme işini, aşağıda “Bağlantılar” bölümünde adreslerini verdiğimiz bu sitelere bırakıp, “anayasal hafıza”nın oluşumuna farklı bir biçimde katkıda bulunmak istiyoruz.
Bu sitede bundan böyle ağırlıklı olarak anayasal konulara ilişkin kısa yorumlara yer vereceğiz. Bu yorumları, dijital okur-yazarlığın gerekli kıldığı biçimde, kısa ve olabildiğince açıklayıcı bir üslupla kaleme almaya çalışacağız. Günlük notlarının yetmediği yerde yorum ve analizler devreye girecek. Sitemizdeki bir başka yenilik de “Anayasa Okumaları” olacak. Bu başlık altında postalayacağımız notlarla karşımıza çıkan yeni ve ilginç anayasa çalışmalarını okuyucularımızla paylaşacağız.
İyi okumalar…

DİĞER ÇALIŞMALAR

Doç. Dr. Levent GÖNENÇ’in diğer yayınlarına ulaşmak için tıklayınız.

Dr. Ersoy KONTACI’nın yayınlarına ulaşmak için tıklayınız.

Sitemizde daha önce yayımlanan “Analizler” ve “Yorumlar” için tıklayınız.

KATKILAR

Sitemize katkıda bulunan akademisyenlerin çalışmaları için tıklayınız.

HAZIRLAYANLAR

Levent GÖNENÇ [LG]
Ersoy KONTACI [EK]
Deniz POLAT [DP]
Ali Erdem DOĞANOĞLU [AED]

İLETİŞİM

yasayananayasa@gmail.com

Yönetici Alanı