Ali Erdem Doğanoğlu, "Cumhurbaşkanının Görev Süresinin Belirlenmesi Sorunu", Ankara Barosu Dergisi, Yıl 2011, Sayı 3.

Anayasa Mahkemesinden Sürpriz Karar

Anayasa Mahkemesi, 2525 Sayılı Soyadı Kanunu’nun ‘“Evliliğin feshi veya boşanma hallerinde çocuk anasına tevdi edilmiş olsa bile babasının seçtiği veya seçeceği adı alır” cümlesini Anayasa’ya aykırı bularak iptal etti. Kararda “Kadına Karşu Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi” gibi çeşitli uluslararası sözleşmelere de atıf yapılarak, eşitlik ilkesinin, aynı konumda bulunan kadın ve erkeğin yasalar önünde eşit haklara sahip olmasını gerektirdiği belirtildi. Mahkeme kararında şu ifadeler yer aldı: “Kişinin cinsiyeti nedeniyle karşı cinse göre ayrıcalıklı duruma getirilmesi bu ilkeye aykırı düşer. Ayrıca eşitlik, bireyler arasındaki farklılıkların göz ardı edilerek herkesin her bakımdan aynı kurallara bağlı tutulması anlamında da algılanamaz. Kimi kişilerin başka kurallara bağlı tutulmalarında haklı nedenler varsa, yasa önünde eşitlik ilkesine aykırılıktan söz edilemez. Bu nedenle, yaradılış ve işlevsel özelliklerin zorunlu kıldığı kimi ayırımlar haklı bir nedene dayandığı ölçüde eşitliği bozmadığı halde, sadece cinsiyete dayalı ayrımlar eşitlik ilkesine açık bir aykırılık oluştururlar. Eşler, evliliğin devamı boyunca ve boşanmada sahip oldukları hak ve yükümlülükler bakımından aynı hukuksal konumdadırlar. Erkeğe velayet hakkı kapsamında tanınan çocuğun soyadını seçme hakkının kadına tanınmaması, velayet hakkının kullanılması bakımından cinsiyete göre ayırım yapılması sonucunu doğurur. Bu nedenle itiraz konusu kural, Anayasa’nın 10. ve 41. maddelerine aykırıdır, iptali gerekir.” (Karar metni için tıklayınız)

Anayasa Mahkemesi, 10.3.2011 tarihli kararında, evli kadının yalnız önceki soyadını kullanması istemiyle önüne gelen davada buna engel teşkil eden 4721 Sayılı Medeni Kanun’un 187. maddesini Anayasaya ve eşitlik ilkesine aykırı bulmayarak; “kamu düzeni”nin bunu gerektirdiği yönünde ifadeler kullanmıştı. Bu kararın üzerinden henüz 1 yıl dahi geçmeden eşitlik ilkesi temelinde ve benzer bir konuda farklı bir karar vermesi oldukça sürpriz bir gelişme. Kuşkusuz, verilen bu son karar, kadına karşı ayrımclılığın önlenmesi yönünden çok daha ileri bir aşamadır. Ancak, madem böyle bir mantık yürütülebiliyordu, keşke bir önceki soyadı kararında da aynı yönde bir karar görebilseydik demeden edemiyor insan. Bu kadar kısa bir sürede görülen fikir değişikliği bu nedenle şaşırtıcı..

DP

Yunanistan’da Partiler “İflasın” Eşiğinde

Kaynağı www.gazeteport.com.tr internet adresi olan habere göre, “ekonomik darboğazdaki Yunanistan’da, yasal gelirlerinin üzerindeki harcamalar nedeniyle bankalara yüksek faizlerle borçlanmak zorunda kalan iki büyük siyasi parti PASOK ile Yeni Demokrasi Partisi’nin (ND) iflasın eşiğine geldiği bildirildi. Yunan basınında yer alan haberlerde, ekonomik kriz nedeniyle devlet bütçesinden siyasi partilere verilen maddi desteğin gecikmesi ve bağışların azalması nedeniyle gelirleri azalan PASOK ve ND’nin, bütçelerinde oluşan kara delikleri kapatabilmek için bankalara yüksek faizlerle onlarca milyon avro borçlandıkları belirtildi. Bankalara olan borçlar nedeniyle, devlet bütçesinden siyasi partilere verilen maddi destek hakları 2019 yılına kadar ipotek altına alınan PASOK ile ND’nin, toplam borç miktarının 242 milyon avroyu bulduğu ifade edildi. Bankalara olan borç miktarı son beş yılda 67 milyon avro artan PASOK’un toplam borcu bu yıl itibarıyla 114 milyon avro’ya ulaşırken, 128 milyon avro borcu bulunan ND’nin ise, kısa bir süre önce ihtiyaçlarını karşılamak için Attika Bank’tan yüzde 8 faizle 2 milyon borç daha aldığı belirtildi.

Ülkedeki diğer küçük siyasi partilerin de bankalara borçlu olduğu belirtilen haberlerde, sadece Ortodoks Halk Partisi LAOS’un hiç bir bankaya borcu bulunmadığı bildirildi.

Oy oranlarına göre, yılda 15 ile 33 milyon avro arasında değişen devlet sübvansiyonu alan PASOK ve ND’nin, en büyük harcamaları seçim öncesi dönemlerde seçmenlerin taşınması, reklam kampanyaları ve kamu araştırmaları için yaptığı belirtildi.”

Yunanistan’da ortaya çıkan durum, partiler için sanki birer ticari kuruluşlarmış gibi “iflas” ibaresinin kullanılması ile daha da ilginç hale geliyor. Aslında, Türkiye’deki pozitif hukuka göre böyle bir borçlanmanın mümkün olmamasından dolayı bize ilginç geliyor demek daha doğru. Çünkü Türkiye’deki siyasi partilerin uymak zorunda oldukları kurallara ve bu konudaki temel kanun olan Siyasi Partiler Kanunu’na bakıldığında, siyasi partilerin kredi almalarının yasak olduğu görülmekte. Bu kanundaki düzenlemeye göre hiçbir siyasi parti ticari faaliyette bulunamayacağı gibi, kredi veya borç da alamayacaktır. Bu sebeple, siyasi partiler hukukun can damarı olan finansman sorununu bir ölçü daha gözler önüne sermesi bakımından habere dikkat çekmek mümkün…

DP

TBMM BAŞKANININ MEDYA TEMSİLCİLERİYLE YAPTIĞI YENİ ANAYASA ÇALIŞMA TOPLANTISI

TBMM Başkanı Cemil Çiçek ve Anayasa Uzlaşma Komisyonu Üyelerinin Dolmabahçe Sarayında Gazete, Televizyon ve Dergilerin Genel Yayın Yönetmenleriyle 3.11.2011 tarihinde Yaptığı Toplantının Tutanakları yayınlandı. Öncelikle, Uzlaşma Komisyonu\’nda yapılan toplantılar sonucu nelere karar verildiği şu şekilde açıklanmıştır: \”Görüş alma sürecini koordine etmek üzere, partilerin önerdiği birer uzman ve Meclis Başkanının görevlendireceği en az bir uzmanın katılımıyla beşer kişiden oluşan üç teknik heyetin kurulmasına karar verilmiştir. Teknik heyetler 15 Kasım itibariyle tamamlanmış olacak ve çalışmalarına başlayacaktır. Birinci heyet, siyasi partiler ile Anayasal kuruluşları; ikinci heyet, meslek örgütleri ve sendikaları; üçüncü heyet de, sivil toplum kuruluşları -dernekler, vakıflar- ve cemaat temsilcilerinden gelen görüşleri inceleyecektir. Katılım, veri toplama ve değerlendirme olarak belirlenen ilk aşamanın 2012 yılı Nisan ayı sonunda tamamlanması planlanmakta; ancak, yazılı görüşlerin 31 Aralık 2011 tarihine kadar komisyona iletilmesi konusunda hassas olunduğu belirtilmektedir. Çünkü teknik heyetlerin analiz edeceği görüşler, Anayasa Uzlaşma Komisyonu üyesi milletvekillerinden oluşacak ve her partiden birer üyenin olacağı üç farklı alt komisyon tarafından değerlendirilecektir. Alt komisyon üyeleri yapacakları değerlendirmeler sonucunda uygun gördükleri kurum, kuruluş veya sivil toplum temsilcilerini davet edip, sözlü olarak da bilgi alacaktırlar.\”

Toplantıda ikinci olarak, Anayasa Uzlaşma Komisyonu bünyesinde oluşturulan alt komisyonda görüşülen ve Uzlaşma Komisyonu\’nun çalışma esaslarını belirten 15 maddelik metin hakkında bilgi verilmiştir. Bu esaslara göre:

1. Komisyonun adı \”Anayasa Uzlaşma Komisyonu\”dur.
2. Komisyonun görevi Anayasa yapım sürecini yönetmek ve Anayasa taslak metnini hazırlamaktır.
3.Komisyonun Başkanı Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanıdır. Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanının yokluğunda Meclis Başkanının görevlendirdiği komisyon üyelerinden birisi oturuma başkanlık edecektir.
4.Komisyon haftada en az iki gün toplanacak, gerektiğinde haftalık toplantı sayısı artırılabilecektir. Toplantılar salı ve perşembe günleri yapılacak ve Ankara dışında da toplanılabilecektir.
5.Komisyon en az üç siyasi partinin 1’er üyesinin katılımıyla toplanacaktır.
6.Komisyon, komisyonu oluşturan bütün siyasi partilerin mutabakatı, görüş birliğiyle karar alacaktır. Yani oybirliği esası geçerli olacaktır.
7.Bu sürecin külliyatı oluşturulacak, ancak Komisyon çalışmaları sona ermedikçe hiçbir tutanak kamuoyuna açıklanamayacaktır.
8.Her siyasi partinin önereceği birer uzmandan oluşan üç teknik heyet kurulacaktır.
9.Her siyasi parti toplantılara en çok 2’şer danışmanla katılabilecektir.
10.Komisyon toplantıları basına kapalı olarak yapılacak ve komisyon toplantılarına komisyon üyeleri toplantıya davet edilen kişiler ve görevlendirilenler dışında kimse katılamayacaktır.
11.Komisyon çalışmalarını 2012 yılı sonuna kadar tamamlamayı hedeflemekte ve dört aşamadan oluşmaktadır. Buna göre aşamalar şu şekildedir: Birinci aşama: Katılım, veri toplama ve değerlendirmedir. İkinci aşama: İlkelerin belirlenmesini ve metnin oluşturulması. Üçüncü aşama: Metnin kamuoyuna sunulması ve kamuoyunca tartışılması. Dördüncü aşama: Komisyonda beliren görüşlere göre taslağın gözden geçirilerek teklif hâline getirilmesi.
12.Toplumun bütün katmanlarının Anayasa Uzlaşma Komisyonu’nun Anayasa yapım sürecine katılımı sağlanacaktır.
13.“Anayasa taslak metninin değiştirilememesi” kuralı getirilmiştir. Anayasa taslak metni gerek uzlaşma ve yasama komisyonlarında ve gerekse Genel Kurulda partilerin mutabakatı olmadıkça değiştirilemeyecek; metne ekleme yapılamayacaktır.
14.Komisyon, uyguladığı hukuku mutabakatla gözden geçirebilecek ve değiştirebilecektir. Ayrıca hakkında hüküm bulunmayan haller için de hukuk kuralı oluşturabilecektir. Anayasa taslak metninin ve kanunlaşma süreçlerinin bağlı olduğu hukuk metnin tamamlanmasından sonra siyasi partilerin mutabakatıyla oluşturulacaktır.
15.: Anayasa teklifinin Genel Kurulda kabul edilip kanunlaşmasıyla veya siyasi partilerin çekilmesi ya da çekilmiş sayılmasıyla Komisyonun görevi sona erecektir.

DP

Anayasa Uzlaşma Komisyonunun İlk Toplantı Tutanağı Yayınlandı

Bilindiği gibi Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Cemil Çiçek başkanlığında oluşturulan bir komisyon, yeni anayasa çalışmalarına başladı. 19.09.2011 tarihinde Anayasa Hukuku Profesörleri ile yapılan toplantının ardından, 19.10.2011 tarihinde yapılan “Anayasa Uzlaşma Komisyonu”nun ilk toplantı tutanağı yayınlandı. Toplantının ana başlıklarını şu şekilde özetlemek mümkün:

1. Her aşamada mümkün olduğunca vatandaşların ve onların örgütlerinin katılımının sağlanmasının bir zorunluluk olduğu; bu anlamda ne kadar katılımcı bir süreç olursa, ortaya çıkacak metne de o ölçüde sahip çıkılacağı ve bu sayede daha şeffaf, daha demokratik bir metnin meydana geleceği, üzerinde görüş birliği olan konulardan bir tanesidir. Buna bağlı olarak, çalışmanın Parlamento dışındaki siyasi anlayışların, bugüne kadar yeni bir anayasa konusunda fikir yürüten, tartışan, çeşitli zeminler kurarak bunun metinlerini ortaya koyan tüm çalışmacıların, Komisyonun çalışma takvimi içerisinde sürece dâhil edilmesinin önerildiği görülmektedir.

2. Toplantıda, Anayasa çalışmalarında izlenecek usulün en az içerik kadar önemli olduğu; bu nedenle öncelikle buna ilişkin yöntemin Komisyonca belirlenmesi gerektiği ifade edilmiştir. Bununla bağlantılı olarak, Komisyonun bir tüzüğünün olması ve mutlaka bir çalışma takviminin belirlenmesi yönünde de görüş bildirilmiştir.

3. Üzerinde durulan bir diğer nokta, anayasa çalışmaları yapılırken bir taraftan da alt hukukumuzun zaman geçirmeden yeniden düzenlenmesi ihtiyacıdır. Önce anayasa çalışmalarının yapılması, daha sonra alt hukukun inşa edilebileceği düşüncesinin doğru olmadığı ifade edilmiş; bunların birbirini tamamlayan temel unsunlar olduğu ve bu konuda ölçünün, anayasal temel hak ve özgürlükleri hayata geçirecek mekanizmanın başka bir ifadeyle alt hukukun inşa edilebilirliği olduğuna değinilmiştir. Siyasi partiler hukuku, seçim hukuku, ceza hukuku, sendikal haklara ve daha genel anlamda örgütlenme özgürlüğüne ilişkin mevzuat bunlara örnek olarak verilmiştir.

4. Yapılacak yeni anayasanın hukukun üstünlüğü, hukuk devleti, yargı bağımsızlığı ve hâkim teminatı gibi ilkeleri gerçek anlamda içinde barındıran ve hayata geçiren bir yapıda olması gerektiği toplantıda değinilen bir diğer ana başlıktır.

5. Komisyonda tutanak tutulması konusunda görüldüğü kadarıyla fikir birliği olmakla birlikte, “çalışmanın selameti” bakımından bu tutanakların çalışmalar sonlandırılmadan yayınlanmaması ya da bu konuda “belli hassasiyetlerin gözetilmesi gerektiği” de ifade edilen görüşler arasındadır.

6. Son olarak, toplantıda aynı konu etrafında birbirinden farklı görüşlerin olduğu da göze çarpmaktadır. Örneğin bir taraftan “üniter ve milli devlet kavramlarını içeren bir anayasa olmalıdır” görüşü ileri sürülüp, ilk üç maddenin muhafaza edilmesi gerekliliği üzerinde durulurken; diğer yandan “ortak vatanda eşit, özgür bir birlikteliğin önünü açacak, tüm etnik kimliklerin, dinlerin ve inançların kendine ait hissedeceği bir anayasa metninin hazırlanması” görüşü ifade edilmiştir.

Anayasa Uzlaşma Komisyonun tutanakları ve genel olarak anayasa yapım süreci yenianayasa internet adresinden takip edilebilir.

DP

Anayasa Mahkemesinden Evlenen Kadının Soyadına İlişkin İlginç Karar

Anayasa Mahkemesi 21.10.2011 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanan kararında, evlenen kadının kocasının soyadını almasının kamu düzenine ilişkin olduğunu; sadece kendi soyadını kullanamayacağına hükmetmiştir. İşte 8′e karşı 9 oyla alınan ilginç kararın özeti…

“Soyadı, belli bir ailenin bireylerini diğer ailenin bireylerinden ayırmaya yarayan ve kuşaktan kuşağa geçen addır. Bir kimsenin kimliğinin belirlenmesinde en önemli unsur olan soyadı, vazgeçilemez, devredilemez, kişiye sıkı surette bağlı bir kişilik hakkıdır. Ayrıca 2525 sayılı Soyadı Kanunu’nun 1. maddesinde yer alan “Her Türk öz adından başka soy adını da taşımağa mecburdur” hükmü gereğince, soyadı kullanmak kişilere yüklenmiş bir yükümlülüktür. Türk hukukunda aile ismi ile eş anlamda kullanılan soyadının, kişinin kimliğini belirleme işlevi yanında, ailesini ve soyunu belirleme, kişiyi başka ailelerin bireylerinden ayırt etme işlevleri de bulunmaktadır. Bu işlevleri nedeniyle yasakoyucu, nüfus kayıtlarının düzenli tutulması, resmi belgelerde karışıklığın önlenmesi, soyun belirlenmesi, ailenin korunması gibi sebeplerle soyadı kullanımını yasal düzenlemelerle kural altına almaktadır.

İtiraz konusu “Kadın evlenmekle kocasının soyadını alır” kuralının da aile birliğinin korunması ve aile bağlarının güçlendirilmesi başta olmak üzere, nüfus kayıtlarının düzenli tutulması, resmi belgelerde karışıklığın önlenmesi ve soyun belirlenmesi gibi kamu yararı ve kamu düzeni gerekleri nedeniyle kabul edildiği anlaşılmaktadır.

Milletlerin ayırıcı vasıflarının, değer yargılarının, inanç ve düşünce kalıplarının aktarılması ve kuşaklar arası bağın sürdürülmesini sağlayan aile, üstlendiği rol ve işlevleri ile geçmişten günümüze hemen her toplumun özelliklerini yansıtmaktadır. Bu bakımdan ailenin toplumdaki etkinliği ve algılanışı da toplumdan topluma değişmektedir. Toplumun temel ögesi olan aile, sevgi, saygı, hoşgörü ve benzeri insani ve ahlaki değerlerin, gelenek, görenek, dil, din ve diğer özelliklerin yaşandığı ve gelecek nesillere aktarıldığı kutsal bir kurumdur.

İtiraz konusu kural ile aile ismi olarak kullanılan soyadının kuşaktan kuşağa geçmesiyle, Türk toplumunun temeli olan aile birliği ve bütünlüğünün devamı sağlanmış olmaktadır.

Soyadının kişilik haklarından olması, ona hiçbir müdahalede bulunulamayacağı anlamına gelmez. Yasakoyucunun soyadı kullanımına kamu yararı ve kamu düzeni gerekleri uyarınca Anayasa’ya uygun olmak koşuluyla müdahalede takdir hakkının bulunduğu açıktır.

Bu kapsamda, yasakoyucunun aile soyadı konusundaki takdir hakkını, aile birliği ve bütünlüğünün korunması ve aile bağlarının güçlendirilmesi başta olmak üzere, kamu yararı ve kamu düzeninin gerektirdiği kimi zorunluluklar nedeniyle, eşlerden birisine öncelik tanıyacak biçimde kullanmasının hukuk devletine aykırı bir yönü bulunmamaktadır. Kaldı ki itiraz konusu kuralda kadının başvurusu durumunda önceki soyadını kocasının soyadının önüne ekleyerek kullanabileceği belirtilerek, kişilik hakkı ile kamu yararı arasında adil bir dengenin kurulması da sağlanmıştır.

Kadının evlenmekle kocasının soyadını almasının cinsiyet ayırımına dayanan bir farklılaşma yarattığı savı da yerinde değildir. Durum ve konumlarındaki özellikler, kimi kişiler ya da topluluklar için değişik kuralları gerekli kılabilir. Belirtilen gerekçelerle yasakoyucunun takdir yetkisi kapsamında aile soyadı olarak kocanın soyadına öncelik vermesi eşitlik ilkesine aykırılık oluşturmamaktadır.”

Kararın tam metni için tıklayınız.

DP

HOŞGELDİNİZ

“Yaşayan Anayasa”ya hoşgeldiniz. Bu web günlüğünü güncel anayasa gelişmelerini takip etmek için tutmaya başlamıştık. Böylece hem kendimiz hem okuyucularımız için bir “anayasal hafıza” oluşturmayı amaçlıyorduk. Bugüne kadar bu günlük, en azından bizim açımızdan, bu amaca layığıyla hizmet etti.
Zaman içerisinde, hukuk alanında internet kaynakları çeşitlendi. Dolayısıyla anayasa haberlerini takip etmek isteyen okuyucular için seçenekler çoğaldı. Biz artık anayasa haberlerini takip etme işini, aşağıda “Bağlantılar” bölümünde adreslerini verdiğimiz bu sitelere bırakıp, “anayasal hafıza”nın oluşumuna farklı bir biçimde katkıda bulunmak istiyoruz.
Bu sitede bundan böyle ağırlıklı olarak anayasal konulara ilişkin kısa yorumlara yer vereceğiz. Bu yorumları, dijital okur-yazarlığın gerekli kıldığı biçimde, kısa ve olabildiğince açıklayıcı bir üslupla kaleme almaya çalışacağız. Günlük notlarının yetmediği yerde yorum ve analizler devreye girecek. Sitemizdeki bir başka yenilik de “Anayasa Okumaları” olacak. Bu başlık altında postalayacağımız notlarla karşımıza çıkan yeni ve ilginç anayasa çalışmalarını okuyucularımızla paylaşacağız.
İyi okumalar…

DİĞER ÇALIŞMALAR

Doç. Dr. Levent GÖNENÇ’in diğer yayınlarına ulaşmak için tıklayınız.

Dr. Ersoy KONTACI’nın yayınlarına ulaşmak için tıklayınız.

Sitemizde daha önce yayımlanan “Analizler” ve “Yorumlar” için tıklayınız.

KATKILAR

Sitemize katkıda bulunan akademisyenlerin çalışmaları için tıklayınız.

HAZIRLAYANLAR

Levent GÖNENÇ [LG]
Ersoy KONTACI [EK]
Deniz POLAT [DP]
Ali Erdem DOĞANOĞLU [AED]

İLETİŞİM

yasayananayasa@gmail.com

Yönetici Alanı