Ali Erdem Doğanoğlu, "Cumhurbaşkanının Görev Süresinin Belirlenmesi Sorunu", Ankara Barosu Dergisi, Yıl 2011, Sayı 3.

Bahçeşehir Toplantıları Üzerine Notlar - II (Aşamalı Anayasa Yapımı)

Bahçeşehir Üniversitesi tarafından “Yeni Anayasa Tartışmaları” vesilesiyle düzenlenen ve Harvard Üniversitesi’nden Prof. Dr. Marc Tushnet’in katılımı gerçekleştirilen çalıştayın ilk gününde, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Anayasa Hukuku Anabilim Dalı’ndan genç meslektaşım Arş. Gör. Gökhan Sümer, çok dikkat çekici bir soru/yorumuyla tartışmaya katıldı. Bu soru/yorum, daha önce bu sitede 25 Nisan 2011 tarihli notunda Levent Gönenç tarafından dile getirilen ve benim de 26 Mayıs 2011 tarihli notumla sorguladığım “aşamalı anayasa yapımı” (incrementalist aprroach to constitution-making) önerisinin (aynı isimle olmasa) Prof. Tushnet tarafından da Türkiye için düşünülebilecek yöntemler arasında sayılması üzerine gündeme geldi.

Hatırlanacağı üzere bu yaklaşım, temel olarak “etnik ve dini anlamda bölünmüş toplumlarda devletin üzerine yükseleceği temel ilkeler, kurumlar üzerinde önemli görüş ayrılıkları…” bulunduğu tespitinden hareket ediyor. Devamında ise önerilen husus; en azından kısa vadede çözümlenemeyeceği anlaşılan bu türden temel meselelerin, anayasa yapım sürecinin tıkanmaması adına “olağan siyasal süreçlere” bırakılması ve bu “olağan süreçlerin” işleyebilmesi için de, bahse konu temel meseleler hakkında anayasada yuvarlak ve belirsiz ifadeler kullanılması.

Gökhan Sümer, tam da bu noktada şu ilginç hususa dikkat çekiyor: Lerner, söz konusu yaklaşımı detaylı bir biçimde ele aldığı kitabında üç örnek üzerinde duruyor: Hindistan, İrlanda ve İsrail. Bu üç ülkenin kitapta örnek olarak alınan ve incelenen anayasa yapım süreçlerinin ortak özelliği ise, bu anayasa yapım süreçlerinin “aynı zamanda yeni bir devlet kurulumu ile eş zamanlı olarak ortaya çıkan süreçler olması”. Durum böyle olunca da, bu türden ülkeler açısından Lerner’in önerdiği aşamalı anayasa yapım sürecinin pratik bir faydası ortaya çıkmış oluyor: Yeni bir devlet oluşumu için vazgeçilmez kabul edilen anayasanın yapılabilmesi adına yukarıda değinilen türden temel anlaşmazlık konuları “erteleniyor” ve bu sayede, üzerinde uzlaşılabilen noktaların toplamından oluşan bir anayasanın ortaya konulması gibi somut bir hedefe ulaşılmış oluyor.

Ne var ki, aynı akıl yürütmenin Türkiye gibi hâlihazırda işleyen bir anayasası bulunan ülkeler için savunulabilmesi, yukarıdaki mantık çerçevesinde kolay görünmüyor. Zira yine Sümer’in ifadeleriyle söyleyecek olursak; Türkiye’deki anayasa yapım sürecinin “ontolojik temeli”, yani daha en başından itibaren bu işe kalkışılma nedeni, zaten bu “birkaç adet temel sorunu çözme” iddiası. O zaman, yanıtlanması gereken soru da şu oluyor kanımca: Zaten temel olarak bu “birkaç temel, can yakıcı sorunu çözme” iddiasıyla yola çıkılan bir anayasa yapım sürecinde, eğer bu “birkaç temel sorun” da ertelenecek veya “olağan siyasal süreçlere” bırakılacaksa, o zaman bu yola ne için çıkılmış oluyor?

Meseleye bu noktadan bakıldığında, aşamalı anayasa yapım yaklaşımının Türkiye açısından uygulanabilirliği; girişilebilecek bir anayasa yapım sürecinde masaya yatırılacak ve tartışılacak konuları “sıraya dizmek”le sınırlı kalıyor gibi görünmekte.

Bu konudaki tartışmayı derinleştirebilmek için, kitabın kendisinin de dikkatle okunması gerekiyor elbette: Hanna Lerner, Making Constitutions in Deeply Divided Societies, Cambridge University Press, 2011. (http://www.amazon.com/Making-Constitutions-Deeply-Divided-Societies/dp/1107005159).

EK

Bahçeşehir Toplantıları Üzerine Notlar - I (Çoğunluk İradesi - Sınırlı İktidar Gerilimi)

Mensubu olduğum anabilim dalından arkadaşım Ali Erdem Doğanoğlu, Bahçeşehir Üniversitesi Hukuk Fakültesi tarafından düzenlenen ve birlikte katıldığımız bir toplantı öncesinde ve yine bu toplantı vesilesiyle ilginç bir makale tutuşturdu geçenlerde elime: Lawrence G. Sager, “Constitutonal Justice”, Legislation and Public Policy, Vol 6, No. 11 (2002), ss. 11-19. Makalede, esas olarak halen New York Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde görev yapan Prof. Jeremy Waldron’un Clerendon Press’ten çıkan 1999 tarihli Law and Disagreement başlıklı kitabında dile getirdiği görüşlerin eleştirisi konu alınıyor.

Bu makalenin benim için ilginç olan yönü; içinde, bu sıralar yazmayı düşündüğüm başka bir makalenin ana fikrine evrensel boyutta destek sağlayan bir dizi akıl yürütmeye yer verilmesi. Bu bağlamda makalede, aslen Yeni Zelanda doğumlu olmakla birlikte tipik bir Amerikan Liberali olarak görülebilecek olan Jeremy Waldron’un temsilciliğini yaptığı ve benim burada “naif liberalizm” diye adlandıracağım bir yaklaşımın eleştirisi konu alınıyor. Bu naif liberal yaklaşımın argümanları çok tanıdık: Her biri her anlamda ve mutlak olarak eşit olarak kabul edilen birey(ler)in doğasına ilişkin kimi iddia ve tespitlerden (ki bunlara, genel olarak “insan doğası varsayımları” da diyebiliriz) ve bunlardan güç alan kimi ahlâki yargılardan yola çıkılıyor ve “insanların kararlarına nasıl karışabilirsiniz ki?” türünden sonuçlara ulaşılıyor.

Waldron, benzer bir yol haritasını takip ettiği kitabında bireylerin “epistemik kapasitesi” (epistemic capacity) ve “müzakereye taraf olma haklarından” (deliberative entitlement) hareket ediyor ve buradan uzuun bir sıçrama yaparak; temsili demokrasiye dayanan sistemlerde temel siyasal karar alma zeminleri olan parlamentoların iradesinin yargısal denetim ve kontrol mekanizmalarıyla (yani özetle ve temel olarak Anayasa Mahkemeleri eliyle) sınırlandırılmasını öngören klasik anayasa hukuku teorisini şiddetle reddediyor.

Waldron’un bunu nasıl yaptığını ve Sager’in de bunu nasıl eleştirdiğini etraflıca düşünmeyi, ilgili yayınların müstakbel okuyucularına devrederek, ben burada kendi çalışma taslağıma dönmek istiyorum. Biraz da Türkiye’yi dışarıdan izleyen/dinleyen akademik çevrelere (bilgi kirliliğinden arındırılmış) bilgi sunma ihtiyacından hareketle İngilizce kaleme almayı arzu ettiğim çalışmanın başlığı: “Rediscovery of Counter-Majoritarian Institutions for the Survival of Turkish Democracy”.

Gerçekten, Türkiye için Rusya’da görülen türden bir demokrasinin(!) biraz daha “Ortadoğulu” bir sürümünden ibaret bir gelecek tasavvur etmiyorsak eğer; sistem içinde Yürütme Organı’nın sürekli ve ölçüsüz bir biçimde güçlenmesine ve Yasama ve Yargı’nın da bu derece işlevsiz, edilgen ve hatta bir adım öteye geçerek söyleyelim; Yürütme iktidarına “tâbi” konuma geldiği bir yapının dışındaki alternatifler üzerine düşünmeye başlamamız gerekiyor.

İşte ben de, düşünmeye buradan başlamayı öneriyorum bu çalışmada: “Türk Demokrasi’sinin Varlığını Sürdürebilmesi için, Çoğunluk-Karşıtı Kurumların Yeniden Keşfi”nden yani.

EK

TBMM BAŞKANININ MEDYA TEMSİLCİLERİYLE YAPTIĞI YENİ ANAYASA ÇALIŞMA TOPLANTISI

TBMM Başkanı Cemil Çiçek ve Anayasa Uzlaşma Komisyonu Üyelerinin Dolmabahçe Sarayında Gazete, Televizyon ve Dergilerin Genel Yayın Yönetmenleriyle 3.11.2011 tarihinde Yaptığı Toplantının Tutanakları yayınlandı. Öncelikle, Uzlaşma Komisyonu\’nda yapılan toplantılar sonucu nelere karar verildiği şu şekilde açıklanmıştır: \”Görüş alma sürecini koordine etmek üzere, partilerin önerdiği birer uzman ve Meclis Başkanının görevlendireceği en az bir uzmanın katılımıyla beşer kişiden oluşan üç teknik heyetin kurulmasına karar verilmiştir. Teknik heyetler 15 Kasım itibariyle tamamlanmış olacak ve çalışmalarına başlayacaktır. Birinci heyet, siyasi partiler ile Anayasal kuruluşları; ikinci heyet, meslek örgütleri ve sendikaları; üçüncü heyet de, sivil toplum kuruluşları -dernekler, vakıflar- ve cemaat temsilcilerinden gelen görüşleri inceleyecektir. Katılım, veri toplama ve değerlendirme olarak belirlenen ilk aşamanın 2012 yılı Nisan ayı sonunda tamamlanması planlanmakta; ancak, yazılı görüşlerin 31 Aralık 2011 tarihine kadar komisyona iletilmesi konusunda hassas olunduğu belirtilmektedir. Çünkü teknik heyetlerin analiz edeceği görüşler, Anayasa Uzlaşma Komisyonu üyesi milletvekillerinden oluşacak ve her partiden birer üyenin olacağı üç farklı alt komisyon tarafından değerlendirilecektir. Alt komisyon üyeleri yapacakları değerlendirmeler sonucunda uygun gördükleri kurum, kuruluş veya sivil toplum temsilcilerini davet edip, sözlü olarak da bilgi alacaktırlar.\”

Toplantıda ikinci olarak, Anayasa Uzlaşma Komisyonu bünyesinde oluşturulan alt komisyonda görüşülen ve Uzlaşma Komisyonu\’nun çalışma esaslarını belirten 15 maddelik metin hakkında bilgi verilmiştir. Bu esaslara göre:

1. Komisyonun adı \”Anayasa Uzlaşma Komisyonu\”dur.
2. Komisyonun görevi Anayasa yapım sürecini yönetmek ve Anayasa taslak metnini hazırlamaktır.
3.Komisyonun Başkanı Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanıdır. Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanının yokluğunda Meclis Başkanının görevlendirdiği komisyon üyelerinden birisi oturuma başkanlık edecektir.
4.Komisyon haftada en az iki gün toplanacak, gerektiğinde haftalık toplantı sayısı artırılabilecektir. Toplantılar salı ve perşembe günleri yapılacak ve Ankara dışında da toplanılabilecektir.
5.Komisyon en az üç siyasi partinin 1’er üyesinin katılımıyla toplanacaktır.
6.Komisyon, komisyonu oluşturan bütün siyasi partilerin mutabakatı, görüş birliğiyle karar alacaktır. Yani oybirliği esası geçerli olacaktır.
7.Bu sürecin külliyatı oluşturulacak, ancak Komisyon çalışmaları sona ermedikçe hiçbir tutanak kamuoyuna açıklanamayacaktır.
8.Her siyasi partinin önereceği birer uzmandan oluşan üç teknik heyet kurulacaktır.
9.Her siyasi parti toplantılara en çok 2’şer danışmanla katılabilecektir.
10.Komisyon toplantıları basına kapalı olarak yapılacak ve komisyon toplantılarına komisyon üyeleri toplantıya davet edilen kişiler ve görevlendirilenler dışında kimse katılamayacaktır.
11.Komisyon çalışmalarını 2012 yılı sonuna kadar tamamlamayı hedeflemekte ve dört aşamadan oluşmaktadır. Buna göre aşamalar şu şekildedir: Birinci aşama: Katılım, veri toplama ve değerlendirmedir. İkinci aşama: İlkelerin belirlenmesini ve metnin oluşturulması. Üçüncü aşama: Metnin kamuoyuna sunulması ve kamuoyunca tartışılması. Dördüncü aşama: Komisyonda beliren görüşlere göre taslağın gözden geçirilerek teklif hâline getirilmesi.
12.Toplumun bütün katmanlarının Anayasa Uzlaşma Komisyonu’nun Anayasa yapım sürecine katılımı sağlanacaktır.
13.“Anayasa taslak metninin değiştirilememesi” kuralı getirilmiştir. Anayasa taslak metni gerek uzlaşma ve yasama komisyonlarında ve gerekse Genel Kurulda partilerin mutabakatı olmadıkça değiştirilemeyecek; metne ekleme yapılamayacaktır.
14.Komisyon, uyguladığı hukuku mutabakatla gözden geçirebilecek ve değiştirebilecektir. Ayrıca hakkında hüküm bulunmayan haller için de hukuk kuralı oluşturabilecektir. Anayasa taslak metninin ve kanunlaşma süreçlerinin bağlı olduğu hukuk metnin tamamlanmasından sonra siyasi partilerin mutabakatıyla oluşturulacaktır.
15.: Anayasa teklifinin Genel Kurulda kabul edilip kanunlaşmasıyla veya siyasi partilerin çekilmesi ya da çekilmiş sayılmasıyla Komisyonun görevi sona erecektir.

DP

Anayasa Uzlaşma Komisyonunun İlk Toplantı Tutanağı Yayınlandı

Bilindiği gibi Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Cemil Çiçek başkanlığında oluşturulan bir komisyon, yeni anayasa çalışmalarına başladı. 19.09.2011 tarihinde Anayasa Hukuku Profesörleri ile yapılan toplantının ardından, 19.10.2011 tarihinde yapılan “Anayasa Uzlaşma Komisyonu”nun ilk toplantı tutanağı yayınlandı. Toplantının ana başlıklarını şu şekilde özetlemek mümkün:

1. Her aşamada mümkün olduğunca vatandaşların ve onların örgütlerinin katılımının sağlanmasının bir zorunluluk olduğu; bu anlamda ne kadar katılımcı bir süreç olursa, ortaya çıkacak metne de o ölçüde sahip çıkılacağı ve bu sayede daha şeffaf, daha demokratik bir metnin meydana geleceği, üzerinde görüş birliği olan konulardan bir tanesidir. Buna bağlı olarak, çalışmanın Parlamento dışındaki siyasi anlayışların, bugüne kadar yeni bir anayasa konusunda fikir yürüten, tartışan, çeşitli zeminler kurarak bunun metinlerini ortaya koyan tüm çalışmacıların, Komisyonun çalışma takvimi içerisinde sürece dâhil edilmesinin önerildiği görülmektedir.

2. Toplantıda, Anayasa çalışmalarında izlenecek usulün en az içerik kadar önemli olduğu; bu nedenle öncelikle buna ilişkin yöntemin Komisyonca belirlenmesi gerektiği ifade edilmiştir. Bununla bağlantılı olarak, Komisyonun bir tüzüğünün olması ve mutlaka bir çalışma takviminin belirlenmesi yönünde de görüş bildirilmiştir.

3. Üzerinde durulan bir diğer nokta, anayasa çalışmaları yapılırken bir taraftan da alt hukukumuzun zaman geçirmeden yeniden düzenlenmesi ihtiyacıdır. Önce anayasa çalışmalarının yapılması, daha sonra alt hukukun inşa edilebileceği düşüncesinin doğru olmadığı ifade edilmiş; bunların birbirini tamamlayan temel unsunlar olduğu ve bu konuda ölçünün, anayasal temel hak ve özgürlükleri hayata geçirecek mekanizmanın başka bir ifadeyle alt hukukun inşa edilebilirliği olduğuna değinilmiştir. Siyasi partiler hukuku, seçim hukuku, ceza hukuku, sendikal haklara ve daha genel anlamda örgütlenme özgürlüğüne ilişkin mevzuat bunlara örnek olarak verilmiştir.

4. Yapılacak yeni anayasanın hukukun üstünlüğü, hukuk devleti, yargı bağımsızlığı ve hâkim teminatı gibi ilkeleri gerçek anlamda içinde barındıran ve hayata geçiren bir yapıda olması gerektiği toplantıda değinilen bir diğer ana başlıktır.

5. Komisyonda tutanak tutulması konusunda görüldüğü kadarıyla fikir birliği olmakla birlikte, “çalışmanın selameti” bakımından bu tutanakların çalışmalar sonlandırılmadan yayınlanmaması ya da bu konuda “belli hassasiyetlerin gözetilmesi gerektiği” de ifade edilen görüşler arasındadır.

6. Son olarak, toplantıda aynı konu etrafında birbirinden farklı görüşlerin olduğu da göze çarpmaktadır. Örneğin bir taraftan “üniter ve milli devlet kavramlarını içeren bir anayasa olmalıdır” görüşü ileri sürülüp, ilk üç maddenin muhafaza edilmesi gerekliliği üzerinde durulurken; diğer yandan “ortak vatanda eşit, özgür bir birlikteliğin önünü açacak, tüm etnik kimliklerin, dinlerin ve inançların kendine ait hissedeceği bir anayasa metninin hazırlanması” görüşü ifade edilmiştir.

Anayasa Uzlaşma Komisyonun tutanakları ve genel olarak anayasa yapım süreci yenianayasa internet adresinden takip edilebilir.

DP

TBMM Başkanı Cemil Çiçek Başkanlığı’nda Anayasa Hukuku Profesörleri ile Yapılan Toplantının Tutanakları

TBMM Başkanı Cemil Çiçek başkanlığı’nda anayasa hukuku profesörleri ile yapılan toplantının tutanakları TBMM tarafından hazırlanan “Yeni Anayasa” internet sitesinde yayımlandı. Tutanakların tem metnine ulaşmak için tıklayınız. Aşağıda, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Anayasa Hukuku Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Merih Öden‘in konuşmasına yer veriyoruz:

Yeni bir anayasanın münhasıran bu amaçla ve barajsız nispi temsil sistemiyle oluşturulacak bir kurucu meclis tarafından yapılmasının daha isabetli olacağı görüşünü korumakla birlikte, olağan yasama meclislerinin de bazı şartları yerine getirmeleri hâlinde yeni bir anayasayı yapabileceğini, bunun bir siyasal tercih sorunu olduğunu ve bu tercihin de Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından yapılabileceğini düşünüyorum. Bu bağlamda anayasa yapımı süreci ve yöntemine ilişkin görüşlerimi şöyle ifade etmek istiyorum:

Bir kere, anayasanın olabildiğince geniş bir temsil tabanına dayanan müzakereler sonucu uzlaşmayla yapılmasının büyük bir önem taşıdığının altını çizmek istiyorum.

Bu düşünceden hareketle, anayasa değişikliği için, Türkiye Büyük Millet Meclisinde temsil edilen siyasal partilerin katılımıyla bir partilerarası komisyon oluşturulmasının yararlı olacağı görüşündeyim. Söz konusu komisyondan, kanımca, şu görevleri yerine getirmesini bekleyebiliriz:

• Her şeyden önce, Anayasada tartışma konusu olan, dolayısıyla aynı zamanda tartışma konusu olmayan konuları, noktaları, başlıkları belirlemek;

• Tartışmalı noktalara ilişkin temel siyasal tercihleri belirleyerek bu konuda partiler arasında bir uzlaşma aramak;

• Böylece tümüyle yeni bir anayasa yapma veya yürürlükteki Anayasa’da kısmi değişikliklere gitme konusundaki genel eğilimi belirlemek. Bu bağlamda, tümüyle yeni bir anayasanın kurucu meclis kurularak mı, yoksa Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından mı yapılacağı konusunda da genel eğilimi belirlemek;

• Dördüncü nokta: Üzerinde uzlaşma sağlanan temel siyasal tercihlere uygun olarak bunlara ilişkin hukuki formülleri ve önerileri değerlendirerek belli formüller üzerine uzlaşma aramak. Bu yepyeni bir anayasa yapılması yönünde ise formüller ona göre farklı olacaktır. Kurucu meclis veya Türkiye Büyük Millet Meclisi eliyle anayasa yapılmasında veya Anayasa’da kısmi değişikliklere gidilmesi konusunda tercihe uygun formüller olacaktır, kuşkusuz;

• Nihayet, anayasa yapımı konusunda ortaya çıkacak genel eğilime ve benimsenen hukuki formüllere uygun olarak anayasa yapımında esas alınacak teklif metnini bir taslak hâlinde hazırlamak.

Kanımca, anayasa yapımına geniş tabanlı bir katılımın sağlanabilmesi bakımından partilerarası komisyonda sendikalar ve meslek kuruluşları başta olmak üzere belli başlı sivil toplum kuruluşlarının ve son genel seçimlere katılmış ama Türkiye Büyük Millet Meclisinde temsil olanağına kavuşamamış partilerin görüş ve önerilerinin de alınıp değerlendirilmesi büyük bir önem taşımaktadır.

Anayasa yapımı sürecinde önemli gördüğüm diğer bazı noktaları da çok teknik ayrıntılara girmeden şu şekilde sıralamak istiyorum:

Geniş tabanlı bir uzlaşmayı sağlayabilmek için Anayasa’nın kabulünde 2/3 gibi belki de uzlaşmayla daha yüksek bir nitelikli çoğunluğun aranması ve diğer şartlara ek olarak uygulandığında, yeni anayasanın halkoyuna sunularak kabul edilmesi yolunun tercih edilmesi. Bunlar önemli gördüğüm noktalar.

Bu bağlamda, anayasa yapımı sürecinde başlatılacak bir çalışma içerisinde anayasa yapımında özel bir usul uygulanmasının gerekip gerekmediği, sürecin gelişimine bağlı olarak, partilerarası komisyondan çıkacak eğilime bağlı olarak özel kuralların konulması ve belki de tümüyle yeni bir anayasanın kurucu meclis eliyle yapılması kararlaştırılıyor ise o takdirde özel bir kanunun hazırlanması düşünülebilir.

Anayasa dışında kuşkusuz İçtüzükte, halkoylamasına ilişkin kanunda birtakım değişiklikler uzlaşma üzerinde durarak, uzlaşma yoluyla yapılabilir, bunlar düşünülebilir.

Yine kanaatimce önemli bir diğer nokta, anayasa yapımında uygulanacak usulün akla uygun bir takvime bağlanarak önceden kamuoyuna açıklanması. Bunu çok önemsiyorum.

Bir diğer nokta da, anayasanın kabulünden sonra gerekli kanuni düzenlemelerin yapılabilmesi için bir geçiş dönemine ihtiyaç olup olmayacağının anayasa yapımı sürecinde özellikle üzerinde durularak değerlendirilmesi gerekir.

Bütün bunların ötesinde, demokratik bir anayasa yapımında serbest ve özgür tartışma ortamının sağlanmasının ve garanti edilmesinin yaşamsal önem taşıdığının altını çiziyor ve bu noktalara değinmekle yetiniyorum.

Teşekkür ediyorum.

HOŞGELDİNİZ

“Yaşayan Anayasa”ya hoşgeldiniz. Bu web günlüğünü güncel anayasa gelişmelerini takip etmek için tutmaya başlamıştık. Böylece hem kendimiz hem okuyucularımız için bir “anayasal hafıza” oluşturmayı amaçlıyorduk. Bugüne kadar bu günlük, en azından bizim açımızdan, bu amaca layığıyla hizmet etti.
Zaman içerisinde, hukuk alanında internet kaynakları çeşitlendi. Dolayısıyla anayasa haberlerini takip etmek isteyen okuyucular için seçenekler çoğaldı. Biz artık anayasa haberlerini takip etme işini, aşağıda “Bağlantılar” bölümünde adreslerini verdiğimiz bu sitelere bırakıp, “anayasal hafıza”nın oluşumuna farklı bir biçimde katkıda bulunmak istiyoruz.
Bu sitede bundan böyle ağırlıklı olarak anayasal konulara ilişkin kısa yorumlara yer vereceğiz. Bu yorumları, dijital okur-yazarlığın gerekli kıldığı biçimde, kısa ve olabildiğince açıklayıcı bir üslupla kaleme almaya çalışacağız. Günlük notlarının yetmediği yerde yorum ve analizler devreye girecek. Sitemizdeki bir başka yenilik de “Anayasa Okumaları” olacak. Bu başlık altında postalayacağımız notlarla karşımıza çıkan yeni ve ilginç anayasa çalışmalarını okuyucularımızla paylaşacağız.
İyi okumalar…

DİĞER ÇALIŞMALAR

Doç. Dr. Levent GÖNENÇ’in diğer yayınlarına ulaşmak için tıklayınız.

Dr. Ersoy KONTACI’nın yayınlarına ulaşmak için tıklayınız.

Sitemizde daha önce yayımlanan “Analizler” ve “Yorumlar” için tıklayınız.

KATKILAR

Sitemize katkıda bulunan akademisyenlerin çalışmaları için tıklayınız.

HAZIRLAYANLAR

Levent GÖNENÇ [LG]
Ersoy KONTACI [EK]
Deniz POLAT [DP]
Ali Erdem DOĞANOĞLU [AED]

İLETİŞİM

yasayananayasa@gmail.com

Yönetici Alanı