Ali Erdem Doğanoğlu, "Cumhurbaşkanının Görev Süresinin Belirlenmesi Sorunu", Ankara Barosu Dergisi, Yıl 2011, Sayı 3.

23.01.2012-29.01.2012 Güncel Anayasa Mahkemesi Kararları

GÜNCEL ANAYASA MAHKEMESİ KARARLARI

25.01.2012

Anayasa Mahkemesinin E: 2010/51, K: 2011/137 Sayılı Kararı (1/7/2003 Tarihli ve 4915 Sayılı Kanunda Değişiklik Yapan 23/1/2008 Tarihli ve 5728 Sayılı Kanun ile İlgili)
Kara Avcılığı Kanunu’na göre, yasak avlanma ile yaban hayatında ve ekosistemde tahribat ve eksilme meydana getirilmesi halinde yasak avlanan aleyhine bir tazminata hükmedilebilecektir. Bu tazminatın değerinin av hayvanları türüne göre Çevre ve Orman Bakanlığı(Orman ve Su İşleri Bakanlığı,645 Sayılı KHK m.30) tarafından belirlenmesinin Anayasa’ya aykırı olduğu iddia edilmiştir. İddiaya göre, söz konusu hüküm kapsamında tazminat Bakanlık tarafından dava yoluyla talep edilecektir. Açılan davada da tazminatın miktarına karar verilirken, itiraz konusu hüküm uyarınca, aynı davanın davacısı olan Bakanlığın belirlediği miktara göre hüküm kurulacaktır. Bu da, kanun önünde eşitlik ilkesine ve bu nedenle Anayasa’nın 10. maddesine aykırıdır. Kuralı 10. madde değil de hak arama özgürlüğünü düzenleyen 36. madde yönünden değerlendiren Mahkeme, itiraz konusu hüküm kapsamında tazminat talebini inceleyecek olan olay mahkemesinin öncelikle tazminatın kanunda gösterilen koşullarının gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini inceleyeceğini ve itiraz konusu hükmün buna herhangi bir engel oluşturmadığını belirtmiş; böylece işin teknik boyutuyla ilgili olan tazminat miktarının belirlenmesinin Bakanlıkça gerçekleştirilmesinde Anayasa’ya aykırılık bulunmadığı sonucuna varmıştır. İptal talebi oyçokluğuyla reddedilmiştir.
Kararın tam metnine ulaşmak için tıklayınız.

Anayasa Mahkemesinin E: 2010/1, K: 2011/149 Sayılı Kararı (4/12/2004 Tarihli ve 5271 Sayılı Kanunda Değişiklik Yapan 6/12/2006 Tarihli ve 5560 Sayılı Kanun ile İlgili)
Ceza Muhakemesi Kanunu’nda düzenlenmiş olan “hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı”na karşı temyiz yolunun kapalı olması sonuncu doğuran hüküm ile hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmesi durumunda tüm yargılama giderlerinin sanığa yükleneceğini öngören hükmün Anayasa’ya aykırılığı iddia edilmiştir. Bunlardan ilki yönünden, daha önce işin esasına girilerek ret kararı verilmiş olduğu ve söz konusu kararın Resmi Gazete’de yayınlandığı 25.6.2009 tarihi üzerinden henüz 10 yıl geçmediği gerekçesiyle ilk inceleme aşamasında, başvuru reddedilmiştir. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması durumunda yargılama giderlerinin sanığa yüklenmesinin, hakkında hiçbir hukuki sonuç doğurmayacağı öngörülen kurumun işletilmesi halinde, temyiz imkanı dahi olmaksızın kesin mahkumiyetin sonuçlarından olan yargılama giderlerinin sanığa yüklenmesinin Anayasa’nın 2. 10. ve 38. maddelerine aykırı olduğu iddia edilmiştir. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması durumunda, aslında suçun sanık tarafından işlendiğinin tespit edildiği, bu nedenle bir beraat kararı gibi değerlendirilemeyeceği, aksine mahkûmiyetin söz konusu olduğu; kurumun işletilebilmesi için sanığın rızasının alınmasının şart olduğu; bu kararlara karşı itiraz yolunun açık olduğu ve denetim süresinde koşulların gerçekleşmesiyle hükmün açıklanması halinde temyiz yolunun açılmasının da söz konusu olacağı; ayrıca yasa koyucunun cezalandırma siyasetini belirleme yetkisi kapsamında bu türden bir hükmü getirmesinde bir sakınca bulunmadığı gerekçeleriyle iptal talebi oybirliğiyle reddedilmiştir.
Kararın tam metnine ulaşmak için tıklayınız.

Anayasa Mahkemesinin E: 2010/77, K: 2011/163 Sayılı Kararı (3/7/2005 Tarihli ve 5393 Sayılı Kanun ile İlgili)
İtiraz konusu düzenlemedeki atıfla belediyelere ait taşınmazlarla ilgili olarak devletin özel mülkiyetinde bulunan taşınmazlarla aynı ecrimisil ve tahliye usulünün uygulanacağı öngörülmüştür. İtiraz başvurusunda, iptali istenen kuralda, orantılılık ve adil denge ilkelerinin gözetilmediği, özel hukuk düzenlemelerinde birey karşısında idare lehine eşitsizlik oluşturulduğu ve idareye sözleşme (kira sözleşmesi)süresi sonunda tek taraflı olarak tahliye yetkisi verildiği, bu suretle hak arama özgürlüğünün engellendiği belirtilerek kuralın, Anayasa’nın 2. 5. 10. 11. ve 36. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. Mahkeme, özel kişiler ile idarenin aynı konumda bulunmadığını, idare lehine düzenleme getirmenin kamu yararının gereği olabileceğini ve buna yasa koyucunun karar verme yetkisinin bulunduğunu, farklı tahliye usulü öngörülmesinin yargıya başvurma imkanını ortadan kaldırmadığını ileri sürerek Anayasa’ya aykırılık bulunmadığına oybirliğiyle karar vermiştir.
Kararın tam metnine ulaşmak için tıklayınız.

Anayasa Mahkemesinin E: 2010/20, K: 2011/166 Sayılı Kararı (4/11/1981 Tarihli ve 2547 Sayılı Kanun ile İlgili)
Yükseköğretim Kanunu’nda yer alan ve Yükseköğretim Kurulu’nun görevleri arasında sayılan öğretim elemanlarına yönelik olarak getirilen “denemek için atanma” kurumunun Anayasa’ya aykırılığı tartışılmıştır. İtiraz başvurusuna göre denemek için atama, Anayasa’nın 130. maddesinde düzenlenmiş olan bilimsel özgürlük, serbestçe yayın ve araştırmada bulunabilme gibi ilkelerle aynı hükümde gösterilen ve hukuk devleti ilkesinin de bir gereği olan ilgili hususlarda kanunla açık düzenleme yapma zorunluluğuna, dolayısıyla Anayasa’nın 130. ve 2. maddelerine aykırıdır. Mahkeme de düzenlemenin öğretim elemanlarına Anayasa’nın emrettiği şekilde özgürlük ve güvence sağlamadığını, düzenlemede gösterilen ve denemek için atamayı gerekli kılacak davranışların açıkça ve öngörülebilir şekilde gösterilmediğini, ayrıca disiplin cezası niteliğinde yaptırım öngörülmüş olmasına karşın savunma hakkı gibi bu alanda gözetilmesi gereken ilkelere uygun tedbirlerin alınmadığını, söz konusu yaptırımın uygulanması şartları, süresi ve sonlandırılması konularında açıklık bulunmadığını ve tüm bunların Anayasa’nın 2. ve 130. maddelerine aykırı olduğunu belirterek düzenlemeyi oybirliğiyle iptal etmiştir.
Kararın tam metnine ulaşmak için tıklayınız.

Anayasa Mahkemesinin E: 2010/65, K: 2011/169 Sayılı Kararı (31/5/2006 Tarihli ve 5510 Sayılı Kanun ile İlgili)
Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu hükümlerinin uygulanmasıyla ilgili uyuşmazlıklarda iş mahkemelerinin görevli olduğunu gösteren hükmün, Anayasa’da idari yargı - adli yargı ayrımına gidildiği, bu bakımdan idari işlem niteliğinde sayılabilecek çeşitli işlemlerden kaynaklanan uyuşmazlıkların adli yargı tarafından çözülemeyeceği gerekçesiyle Anayasa’nın 2. 37. 125. ve 155. maddelerine aykırı olduğu iddia edilmiştir. Mahkeme Anayasa’da yapılmış olan geleneksel adli yargı - idari yargı ayrımının haklı neden ve kamu yararı bulunması halinde idari nitelikli uyuşmazlıkların adli yargıda görülmesine engel olmayacağını, “özel hukuk niteliği ağır basan sosyal güvenlik hukuku” alanına ilişkin, idari nitelikli de olsa uyuşmazlıkların uzman mahkeme olarak iş mahkemelerinde görülmesinde anayasal bir engel bulunmadığını belirtmiş ve iptal talebini oyçokluğuyla reddetmiştir.
Kararın tam metnine ulaşmak için tıklayınız.

19.12.2011-22.01.2012 Güncel Anayasa Mahkemesi Kararları

GÜNCEL ANAYASA MAHKEMESİ KARARLARI

28.12.2011

Anayasa Mahkemesinin E: 2008/15, K: 2011/57 Sayılı Kararı (24/2/1983 Tarihli ve 2802 Sayılı Kanunda Değişiklik Yapan 29/6/2006 Tarihli ve 5536 Sayılı Kanun ile İlgili)
Hakimler ve Savcılar Kanunu’na tabi bir kısım görevlilerle ilgili olarak, sosyal güvelik ve özlük haklarına ilişkin mevzuat değişikliği sürecinde uygulanacak bir geçiş hükmü öngörülmüştür. Bu hükme göre bir kısım görevli geçiş sürecinde belirli hakları bakımından eski mevzuata tabi olacaktır. Düzenlemenin hukuk devleti ve eşitlik ilkeleri ile sosyal güvenlik hakkına aykırı olduğu iddia edilmiştir. Mahkeme, düzenlemenin ne anlama geldiğini açıklayarak bu türden bir düzenlemeyi yapmanın kanun koyucunun takdirinde olduğunu belirtmiş ve iptal talebini oyçokluğuyla reddetmiştir.
Kararın tam metnine ulaşmak için tıklayınız.

Anayasa Mahkemesinin E: 2008/56, K: 2011/58 Sayılı Kararı (31/5/2006 Tarihli ve 5510 Sayılı Kanunda Değişiklik Yapan 17/4/2008 Tarihli ve 5754 Sayılı Kanun ile İlgili)
Sosyal güvenlik mevzuatında bulunan, özellikle parasal hesaplamalara ilişkin esas ve yöntemleri gösteren birçok teknik ayrıntıyı düzenleyen hükmün sosyal güvenlik hakkı ve aynı bağlamda olmak üzere hukuk devleti, eşitlik gibi anayasal ilkelere aykırılık gerekçesiyle iptali talep edilmiştir. Mahkeme, dava konusu her bir hükmün tek tek ne anlama geldiğini açıklamış ve Anayasa’ya aykırılık iddialarına cevap vermiştir. Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’ndan yirmi farklı ve Hakimler ve Savcılar Kanunu’ndan bir hükmün konu edildiği kararda, hiçbir hükmün iptaline karar verilmemiştir.
Kararın tam metnine ulaşmak için tıklayınız.

Anayasa Mahkemesinin E: 2008/87, K: 2011/95 Sayılı Kararı (14/7/1973 Tarihli ve 1739, 2/3/1984 Tarihli ve 2985, 3/5/1985 Tarihli ve 3194, 22/2/2005 Tarihli ve 5302, 21/4/2005 Tarihli ve 5335 Sayılı Kanunlarda Değişiklik Yapan 24/7/2008 Tarihli ve 5793 Sayılı Kanun ile İlgili)
Kamuya ait çeşitli taşınmazların özelleştirilmesi, bu taşınmazlarla ilgili imar planı ve parselasyon işlemlerinin yapılması hususlarında yetkili makamları ve söz konusu iş ve işlemlerin hangi usullerle yapılabileceğini gösteren birçok hükmün Anayasa’ya aykırılığı iddia edilmiştir. Farklı kamu tüzel kişilerinin mülkiyetindeki ya da farklı bakanlıklara tahsisli taşınmazların özelleştirilmesiyle, ilgili makamlar arasında yetki paylaşımını ve işlemlerin yapılma usullerini gösteren dava konusu hükümlerin Anayasa’ya aykırılıkları, esas olarak merkezi yönetim - yerinden yönetim ilkeleri çerçevesinde tartışılmıştır. Sonuçta dava konusu hükümlerden sadece söz konusu işlemlerin yapılma usulleri kapsamında değerlendirilebilecek ve ilgililerin idari ve yargısal başvuru imkanlarını düzenleyen bir hüküm hak arama özgürlüğüne aykırı görülerek iptal edilmiş, diğer tüm hükümler yönünden iptal talepleri geri çevrilmiştir.
Kararın tam metnine ulaşmak için tıklayınız.

Anayasa Mahkemesinin E: 2008/12, K: 2011/104 Sayılı Kararı (27/12/2007 Tarihli ve 5726 Sayılı Kanun ile İlgili)
Tanık Koruma Kanunu’nun birçok hükmünün Anayasa’ya aykırılığı iddia edilmiştir. Bunlara kısaca tek tek bakalım. Belirli suçlar bakımından dava konusu kanunun uygulanabileceğini öngören hükmün, duruşmada hazır bulunma hakkına sahip olanlar olmadan tanık dinlenmesini mümkün kıldığı; bunun açıklık, silahların eşitliği, yüzyüzelik, doğrudanlık gibi ceza yargılamasına ilişkin ilkeleri zedelediği; savunma hakkı ve hukuk devleti ilkelerini ihlal ettiği; dolayısıyla Anayasa’nın 2. 11. 13. 36. ve 90. maddelerine aykırı olduğu iddia edilmiştir. Mahkeme, ceza siyasetini belirleme yetkisinin yasakoyucunun takdirinde olduğunu, düzenlemenin bu kapsamda değerlendirilebileceğini gerekçe göstererek iddiayı oybirliğiyle reddetmiştir. Dava konusu diğer bir düzenlemeye göre, kanun kapsamında, tanıkların yakın ilişki içinde olduğu kişilerin de haklarında koruma tedbiri uygulanabilecektir. Tanıkların yakın ilişki içinde olduğu kişilerin kimler olabileceğine ilişkin hiçbir somutlaştırmaya gidilmediği, böylece, belirlilik, genellik, soyutluk, öngörülebilirlik özelliklerini taşımayan düzenlemenin Anayasa’nın 2. ve 87. maddelerine aykırı olduğu iddia edilmiştir. Mahkeme, ilgili hususta kapsamı belirleme imkanının uygulamaya verildiği ve bunda Anayasa’ya aykırı bir yan olmadığı gerekçesiyle iptal talebini oybirliğiyle reddetmiştir. Dava konusu diğer bir düzenlemeye göre, tanık dinleyen mahkemenin belirleyeceği şekilde tanığın fiziksel görünümü gizlenerek tanık dinlenebilir. Bu hükmün, keyfi uygulamalara yol açabileceği; kuralın, belirlilik, soyutluk, öngörülebilirlik özelliklerini taşımadığı ve Anayasa’nın 2. ve 11. maddelerine aykırı olduğu iddia edilmiştir. İlgili hususta olay mahkemesine takdir yetkisi veren hükmün belirsiz olmadığını gerekçe gösteren Mahkeme, iptal talebini oyçokluğuyla reddetmiştir. Dava konusu başka bir hüküm ile, kanun kapsamındaki belirli tanıklara soru sorma imkanının olay mahkemesinin belirleyeceği biçimde sınırlanabileceği öngörülmüştür. Bu hükmün, keyfi uygulamalara yol açabileceği ve belirsiz olduğu gerekçesiyle Anayasa’nın 2. ve 11. maddelerine aykırı olduğu iddia edilmiştir. Düzenlemenin kanunun amacına uygun olduğu, belirsiz olmadığı ve keyfi uygulamalara yol açmayacağı gerekçeleriyle iptal talebi oyçokluğuyla reddedilmiştir. Bu kanuna göre alınan ifadelerin, duruşma sırasında hazır bulunanlar huzurunda verilmiş ifade hükmünde olduğunu gösteren düzenlemenin açıklık, silahların eşitliği, yüzyüzelik, doğrudanlık gibi ceza yargılamasına ilişkin ilkeleri zedelediği; savunma hakkı ve hukuk devleti ilkelerini ihlal ettiği; dolayısıyla Anayasa’nın 2. 11. 13. 36. ve 90. maddelerine aykırı olduğu iddia edilmiştir. Kararın geneline hakim olan tespit ve beyanların tekrarıyla, bu hükmün de Anayasa’ya aykırı olmadığı sonucuna oyçokluğuyla varılmıştır. Kanun kapsamında çeşitli hususların yönetmelikle düzenleneceğini gösteren hükmün zorunlu ilkesel belirlemeleri yapmadan yürütmeye düzenleyici işlem yapma yetkisi verdiği ve bunun idarenin kanuniliği ilkesine aykırı ve “asli düzenleme yetkisi”nin devri niteliğinde olduğu gerekçeleriyle Anayasa’nın 2. 6. 7. 8. ve 11. maddelerine aykırılık teşkil ettiği iddia edilmiştir. Mahkeme, yönetmelikle düzenleme yetkisi verilirken zorunlu ilkesel belirlemelerin yapıldığını ve idarenin içini dolduracağı çerçevenin çizildiğini belirterek iptal talebini oybirliğiyle reddetmiştir. İlgili düzenlemelerle, söz konusu Kanun hükümlerine göre mahkemenin veya cumhuriyet savcısının vermiş olduğu tanık koruma tedbirlerinin uygulanmasını ve yerine getirilmesini denetleme görev ve yetkisine sahip Tanık Koruma Kurulu meydana getirilmiştir. Bu düzenlemelerin yargı yetkisi bakımından yetki gaspı niteliğinde olduğu ve yargı bağımsızlığına aykırı bir durum meydana getirdiği gerekçeleriyle Anayasa’nın 2. 11. 138. ve 140. maddelerine aykırılık iddia edilmiştir. Mahkeme, Kurul’un görevlerinin iddia edildiği mahiyette olmadığını gerekçe göstererek iptal talebini oybirliğiyle reddetmiştir.
Kararın tam metnine ulaşmak için tıklayınız.

Anayasa Mahkemesinin E: 2010/12, K: 2011/135 Sayılı Kararı (10/11/2005 Tarihli ve 5429 Sayılı Kanunda Değişiklik Yapan 25/11/2008 Tarihli ve 5813 Sayılı Kanun ile İlgili)
Türkiye İstatistik Kanunu’nun itiraz konusu düzenlemelerine göre, Türkiye İstatistik Kurumu tarafından kendisinden bilgi istenen herkes, Kuruma eksiksiz ve doğru bilgiyi ücretsiz ve Kurum’un belirleyeceği şekil ve usule uygun olarak vermek zorundadır; yükümlülüğün yerine getirilmemesi ise idari para cezası ile müeyyidelendirilmiştir. Bu hükümlerin, eşitlik ilkesi, temel hak ve hürriyetlerin niteliği, kişi hürriyeti ve güvenliği, özel hayatın gizliliği, düşünce ve kanaat hürriyetine ilişkin düzenlemelere aykırı olduğu; temel hak ve hürriyetlerin kanunla sınırlanabileceği ve bu sınırlamanın demokratik toplum düzeninin gereklerine aykırı olamayacağı, kişilerin her ne sebeple ve amaçla olursa olsun düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanması ve buna uymayanların idari yaptırımla karşı karşıya bırakılmasının hukuk devleti ilkesine aykırılık teşkil edeceği gerekçeleriyle Anayasa’nın Başlangıç’ı ile 2., 5., 10., 11., 12., 13., 17., 19., 20., 24. ve 25. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. Mahkeme, daha önceden benzer hükmün benzer gerekçelerle önüne geldiğini ve iptal kararı verdiğini hatırlatmış, ancak iptal kararından sonra yapılan ve itiraz konusu düzenlemede, öncekinden farklı olarak, bilgi isteme yetkisinin kısıtlandığını belirtmiştir. İtiraz konusu düzenlemeye göre Anayasa’da belirlenen temel hakların ve ödevlerin ihlal edilmemesi koşuluyla bilgi istenebilir. İstenilen bilgilerin temel hak ve ödevlerini ihlal eder nitelikte olduğunu düşünen ilgililer, nedenini açıklayarak bilgi vermekten kaçınabilecekleri gibi haklarında idari para cezası uygulanması halinde buna itiraz ederek istenilen bilginin temel haklarını ihlal edecek nitelikte olduğunu mahkemeler önünde de ileri sürebilirler. Ayrıca kurala göre bilgi istenebilecek kişiler arasında da ayrım yapılmamıştır, tüm ilgililerden bilgi istenebilir. Mahkeme, bu gerekçelerle, oyçokluğuyla düzenlemelerin Anayasa’ya aykırı olmadığına hükmetmiştir.
Kararın tam metnine ulaşmak için tıklayınız.

29.12.2011

Anayasa Mahkemesinin E: 2010/25, K: 2011/136 Sayılı Kararı (4/6/1937 Tarihli ve 3201 Sayılı Kanunda Değişiklik Yapan 26/4/2005 Tarihli ve 5336 Sayılı Kanun ile İlgili)
Emniyet Teşkilatı Kanunu’ndaki, polis meslek eğitim merkezinde eğitim aldıktan sonra atanan polislerin 6 yıl boyunca nakil yoluyla başka bir kuruma atanamayacağını düzenleyen hükmün, Anayasa’nın 70. maddesinde gösterilen kamu hizmetine girme hakkı kapsamında ve aynı kurlada öngörülen sınırlama nedenleri dışında sınırlanmış olduğu için sınırlamanın Anayasa’nın 13. maddesine aykırılık teşkil ettiği ve ayrıca kısıtlamanın kişinin maddi ve manevi varlığını geliştirme hakkıyla ilgili olduğundan Anayasa’nın 5. maddesine de aykırılığın söz konusu olduğu gerekçeleriyle iptali istenmiştir. Konunun kamu görevlilerinin statüleriyle ilgili olduğunu; bu statülerin kanunla belirlendiğini ve dolayısıyla bu konuda yasakoyucunun takdir yetkisinin bulunduğunu; zorunlu hizmet süresinin de statünün bir gereği sayıldığını; ayrıca statünün baştan belirlendiğini ve istemeyen kişilerin bu statüye girmeyebileceklerini gerekçe gösteren Mahkeme, oyçokluğuyla hükmün Anayasa’ya aykırı olmadığına karar vermiştir.
Kararın tam metnine ulaşmak için tıklayınız.

Anayasa Mahkemesinin E: 2011/54, K: 2011/142 Sayılı Kararı (31/3/2011 Tarihli ve 6217 Sayılı Kanun ile İlgili)
Kararda ilk olarak kategorik olarak ceza yargısında harç alınmasının Anayasa’ya aykırılığı tartışılmıştır. Bir anlayışa göre ceza yargılamasında harç alınması hukuk devleti ilkesine ve hak arama özgürlüğü ile adil yargılanma hakkına; yani Anayasa’nın 2. ve 36. maddelerine aykırıdır. Mahkeme’ye göre ise, harç, kamu hizmetlerinden yararlananlardan bunun karşılığında alınan bir tür bedeldir; yargı hizmeti de en önemli kamu hizmetlerindendir; Anayasa’da gösterilen “kanunla getirilmiş olmak“ koşuluna uyularak harç öngörülebilir; daha önceden ceza yargılamasında harç alınmaması, tümüyle kanun koyucunun aksine davranma imkanı da varken takdir yetkisini o yönde kullanmasının bir sonucudur; yoksa, ceza yargılamasında harç alınmasının Anayasa’ya aykırı bir yönü yoktur. Mahkeme bu gerekçelerle iptal talebini oyçokluğuyla reddetmiştir. İkinci olarak, ceza yargılamasında temyiz başvurusunu harca tabi kılan düzenlemenin, kendi iradesi dışında yargılanan sanığa bir yükümlülük getirdiği, bunun çeşitli gerekçelerle Anayasa’nın 2. 5. 10. 11. 12. 13. 17. 19. 36. 38. 40. 65. ve 141. maddelerine aykırı olduğu iddia edilmiştir. Mahkeme, ceza yargılamasında temyiz başvurusu için harç öngörülmesinin kural olarak Anayasa’ya aykırılık oluşturmayacağını ancak bunun başka belirli koşullara da uyularak yapılması gerektiğini belirtmiştir. Mahkemeye göre, bu koşullardan birisi, mahkemeye erişim hakkını ve dolayısıyla hak arama özgürlüğünü sağlayabilmek için, ödeme gücü olmayan kimselere etkili adli yardımın sağlanmasıdır. Sistem içerisinde, ceza yargılamasındaki temyiz başvurularının harca tabi olması bakımından bunu ödeme gücü olmayanların durumunu gerektiği gibi düzenleyen bir tedbirin bulunmaması nedeniyle ilgili hüküm Anayasa’nın 2. 5. ve 36. maddelerine aykırıdır. Böylece düzenleme oyçokluğuyla iptal edilmiştir.
Kararın tam metnine ulaşmak için tıklayınız.

21.01.2012

Anayasa Mahkemesinin E: 2010/90, K: 2012/1 (Yürürlüğü Durdurma) Sayılı Kararı (9/6/1932 Tarihli ve 2004 Sayılı Kanunda Değişiklik Yapan 17/7/2003 Tarihli ve 4949 Sayılı Kanun ile İlgili)
Kararla 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 88. maddesinin ikinci fıkrasının sonundaki cümlede yer alan “… alacaklının muvafakatı ve…” ibaresinin yürürlüğü durdurulmuştur.
Kararın tam metnine ulaşmak için tıklayınız.

12.12.2011-18.12.2011 Güncel Anayasa Mahkemesi Kararları

GÜNCEL ANAYASA MAHKEMESİ KARARLARI

15.12.2011

Anayasa Mahkemesinin E: 2009/86, K: 2011/70 Sayılı Kararı (31/5/2006 Tarihli ve 5510 Sayılı Kanun ile İlgili)
Sosyal güvenlik mevzuatına göre, belirli koşullar altında, babası ölen kadına ve çocuklarına babasının hak sahipliği nedeniyle ölüm aylığı bağlanmaktadır. Bu koşullardan birisi de kadının evli olmamasıdır. İtiraz konusu hükme göre ise, babasının hak sahipliği nedeniyle ölüm aylığı alan kadın evlenmiş ve boşanmış ancak fiilen boşandığı kişiyle birlikte yaşıyorsa ölüm aylığı kesilir, yapılan ödemeler de geri alınır. Hükmün ölüm aylığı alan ve boşandığı eşten başka birisiyle birlikte yaşayan kişiyle itiraz konusu düzenlemede gösterilen duruma uyan kişi arasında eşitsizlik yarattığı; mahkeme kararıyla boşanmanın gerçekleşmiş olmasına rağmen boşanmanın esas alınmayıp fiili durumun göz önünde bulundurulmasının mahkeme kararını uygulamamak anlamına geldiği; resmi evlilik ile fiilen birlikte yaşamanın kişi bakımından aynı şey olmadığı, fiilen yaşamanın hiçbir güvence sağlamadığı ve bu halde itiraz konusu hükmün hakkaniyete aykırı bir durum oluşturduğu; muvazaanın mahkeme kararlarına karşı ileri sürülemeyeceği gerekçeleriyle, Anayasa’nın 2. 5. 10. 11. 12. 17. 20. 35. 60. ve 138. maddelerine aykırılık iddia edilmiştir. Mahkeme, evli olmayan kadının babasının hak sahipliği nedeniyle ölüm aylığı alma imkanının uygulamada mevcut evliliklerin sadece hukuken sona erdirilmesi suretiyle suistimal edildiğini ve düzenlemenin bunu engellemek için getirilmiş olduğunu, bunun da hakkın kötüye kullanılmasını önlemek adına yapıldığı için hukuk devleti anlayışına uygun olduğunu; itiraz gerekçesinde sözü edilen durumlardaki kişilerin farklı konumda bulunmaları nedeniyle eşitlik karşılaştırmasının yapılamayacağını ve bu nedenle eşitlik ilkesine aykırılık bulunmadığını; hakkın kötüye kullanılmasının sosyal güvenlik hakkıyla bağdaşmayacağını; düzenlemenin Anayasa’nın 65. maddesinin öngördüğü biçimde bir denge kurulması için getirilmiş olduğunu gerekçe göstererek iptal talebini oyçokluğuyla reddetmiştir.
Kararın tam metnine ulaşmak için tıklayınız.

Anayasa Mahkemesinin E: 2008/80, K: 2011/81 Sayılı Kararı (1/6/1989 Tarihli ve 3568 Sayılı Kanunda Değişiklik Yapan 10/7/2008 Tarihli ve 5786 Sayılı Kanun ile İlgili)
Serbest Muhasebecilik, Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanunu’ndaki çeşitli hükümlerin Anayasa’ya aykırılıkları iddia edilmiştir. Dava konusu hükümler, Anayasa’ya aykırılık iddialarının gerekçeleri ile Mahkeme’nin kararları ve gerekçeleri her bir konuyla ilgili ayrı ayrı olmak üzere şu şekilde özetlenebilir:
1- Dava konusu hükme göre, serbest muhasebeci mali müşavirlik ve yeminli mali müşavirlik meslekleri yönünden milli savunmaya ve devlet sırlarına karşı suçlar ile casusluk suçundan kast ve süre koşulu aranmaksızın hüküm giymiş olmak, sürekli hak yoksunluğuna neden olmaktadır. Bu kapsamda değerlendirilebilecek kimi suçlarla, bu suçlardan hüküm giymiş olmanın sürekli hak yoksunluğuna neden olacağı görev ve hizmetlerin icrası arasında günün koşullarına ve gerçeklerine uygun bir neden sonuç ilişkisinin bulunmadığı; yaptırımın orantısız, adaletsiz ve hakkaniyete aykırı olduğu; yaratılan durumun eşitlik, ölçülülük, demokratik toplumun gereklerine uygunluk ilkeleriyle çalışma hakkına da uygun düşmediği gerekçeleriyle Anayasa’nın ilgili hükümlerinin ihlal edildiği iddia edilmiştir. Mahkeme, dava konusu hak yoksunluğu düzenlemesinde mesleklerin özellikleri, suçların niteliği, bu suçlara verilen cezalar ve cezaların süresi, suçların kasıtla veya taksirle işlenip işlenmediği gibi hususlar gözetilmediği, bu suçlardan mahkûm olanların söz konusu meslekleri sürekli olarak icra edememeleri sonucunun doğduğu ve bu durumun kişilerin işledikleri suçlara göre eylemle orantılı olmayan adaletsiz ve ölçüsüz bir hak yoksunluğuna yol açtığı gerekçeleriyle hukuk devleti ilkesine aykırılığın söz konusu olduğu sonucuna varmış, düzenlemeyi oyçokluğuyla iptal etmiştir. Ancak iptal kararının yürürlüğü bir yıl ertelenmiştir.
2- Kamuda çalışan ve kendi kanunlarına göre yeterlilikleri tespit edilip atanmış vergi denetim ve inceleme elemanlarının da yeminli mali müşavirlik yapma imkanları bulunmaktadır. Değişiklik öncesi mevzuata göre bu kişilerin yeminli mali müşavirlik yapabilmeleri için ayrıca bir sınav koşulu öngörülmemiştir. Dava konusu değişikle birlikte bu kişilerin Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler ve Yeminli Mali Müşavirler Odaları Birliği tarafından yapılacak yeterlilik sınavından başarılı olmaları koşulu getirilmiştir. Başvuru gerekçesinde, yeminli mali müşavirlik mesleğinin, kamusal yetkiyi kullanan vergi inceleme ve denetim elemanlarının birtakım fiili imkansızlıklar nedeniyle bir tür ikamesi olduğu, yeminli mali müşavirliğin vergi inceleme ve denetim görevinden daha nitelikli bir iş olmadığı ve bu durumda ek sınav koşulu öngörmenin haklı bir gerekçesinin bulunmadığı, sınav koşulunun hakkaniyet, hukuk güvenliği ve hukuk devleti ilkelerine ve Anayasa’nın 2.ve 11. maddelerine aykırı olduğu iddia edilmiştir. Mahkeme, sınav koşulunun kamu yararı ve mesleğin uluslararası standartlarda niteliğinin artırılması ve korunmasına yönelik olarak getirildiği, öte yandan geçiş hükümleriyle kazanılmış hakların korunduğu gerekçeleriyle iptal talebini oybirliğiyle reddetmiştir.
3- Yeminli mali müşavirlik sınavının tarafsız ve mevzuata uygun bir şekilde yapılması için gerekli tedbirleri alma görevi Maliye Bakanlığına verilmiştir. Alınabilecek tedbirler konusunda bir belirleme yapılmadığı, Maliye Bakanlığına keyfi uygulamalara yol açabilecek nitelikte sınırsız bir yetki verildiği gerekçeleriyle Anayasa’nın 2. ve 7. maddelerine aykırılık iddia edilmiştir. Mahkeme hükümle Bakanlığa herhangi bir düzenleme yetkisi verilmediği gerekçesiyle Anayasa’ya aykırılığın söz konusu olmadığı sonucuna oybirliğiyle varmıştır.
4- Dava konusu hükümle, yeminli mali müşavirlik sınav komisyonu üyelerinin Maliye Bakanlığı tarafından seçileceği, sınava mahkeme yoluyla itiraz olması halinde de görevlendirilecek bilirkişi heyetinin kimlerden oluşacağı(hangi görevlerde bulunan kişilerden kurulacağı) belirlenmiştir. Bu düzenlemenin, bilirkişi heyetinin tarafsız kişilerden oluşmasının şart olduğu gerekçesiyle Anayasa’nın 2. 9. 13. 36. ve 138. maddelerine aykırı olduğu iddia edilmiştir. Mahkeme, bir bilirkişi heyetinin hangi nitelikte kişilerden kurulacağını belirlemenin yasama organının takdirinde olduğunu, ayrıca kuralın ilgili olduğu konuda Maliye Bakanlığının doğrudan taraf sayılamayacağını ve Maliye Bakanlığından bir merkezi vergi denetim elemanının bilirkişi heyetinde bulunmasının heyeti tarafsız kılmayacağını, ayrıca kanunun gösterdiği nitelikleri taşımak koşuluyla somut olarak kimin bilirkişi heyetinde bulunacağını belirleme yetkisinin hala itirazın yapılacağı mahkemelerde olduğunu gerekçe göstererek iptal talebini oybirliğiyle reddetmiştir.
5-İptali istenen düzenlemelere göre, odalarda ve Birlik’te iki dönem üst üste başkanlık yapan kişi takip eden iki dönem yönetim kurulu üyeliği yapamaz. Bu hükümlerin, geçmiş dönemde yapılan görevleri kapsamadığı belirtilmiş olmadığı için geçmişe de etkili olacağı, bunun da hukuki güvenlik, hukuki istikrar ve hukuk devleti ilkelerine, dolayısıyla Anayasa’nın 2. ve 11. maddelerine aykırı olduğu iddia edilmiştir. Mahkeme, kuralın ne zaman yürürlüğe girmiş sayılacağı ve ne zaman uygulanacağının başka bir sorun olduğunu belirtmiş, kanun koyucunun söz konusu hükümlerde belirtildiği gibi bir koşul getirme yetkisinin bulunduğu gerekçesiyle, iptal talebini oyçokluğuyla reddetmiştir.
6- Odaların ve Birlik’in organlarının seçimine ilişkin çeşitli hükümler getirilerek, nispi temsil ilkesini esas alan düzenlemeler yapılmıştır. İddiaya göre söz konusu hükümlerin öngördüğü biçimde oluşturulacak karar ve yönetim organları, istikrarlı bir biçimde çalışamaz, bu durumda odalar ve Birlik toplumsal işlevini yerine getiremez, bu da kamu yararına ve Anayasa’nın 2. maddesine aykırıdır. Mahkeme’ye göre, adil katılım, serbest, eşit ve genel oy gibi demokratik ilkelere bağlı kalmak koşuluyla yasama organının odalar ve Birlik organlarının seçimi sistemini belirleme yetkisi vardır. Dava konusu hükümlerle getirilen yeni sistem, azınlıkta kalanların da temsil edilebilmeleri amacına yönelik olup Anayasa’ya aykırı değildir. Bu hükümler yönünden iptal talepleri oybirliğiyle reddedilmiştir.
7- Birlik yönetim kurulu üyeliği için uç yıllık mesleki kıdem koşulu aranırken, yönetim kurulu üyeleri arasından seçilecek olan yönetim kurulu başkanı için beş yıllık mesleki kıdem koşulu aranmaktadır. Hiçbir üyenin beş yıllık kıdeme sahip olmaması durumunda yönetim kurulu başkanının seçilemeyeceği, ayrıca hukuken aynı statüde bulunan üç yıl kıdemli üyeler ile beş yıl kıdemli üyeler arasında bir farklılık yaratıldığı gerekçeleriyle Anayasa’nın 2. ve 10. maddelerine aykırılık iddia edilmiştir. Mahkeme, belirli görevlerin niteliğine bağlı olarak kıdem koşulu getirmenin yasa koyucunun takdirinde olduğunu, üç yıl kıdemli kişilerle beş yıl kıdemli kişilerin aynı durumda bulunmadıklarını ve dolayısıyla farklı hükümlere tabi kılınmalarının eşitlik ilkesine aykırılık teşkil etmeyeceğini belirterek iptal talebini oybirliğiyle reddetmiştir.
8- İptali istenen düzenlemeye göre yeminli mali müşavirlik için aranan on yıllık hizmet koşulunu tamamlamamış ancak vergi inceleme yetkisini almış kişiler, Maliye Bakanlığınca özel yeminli mali müşavirlik sınavına tabi tutulur. Kural olarak yeminli mali müşavirlik sınavını Birlik yapar, buna karşılık Maliye Bakanlığı’nın söz konusu düzenlemeye göre sınav yapmasının, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşunun yerine geçerek faaliyette bulunmak anlamına geldiği ifade edilmiş ve bunun Anayasa’nın 135. maddesine aykırı olduğu sonucuna oybirliğiyle varılarak düzenleme iptal edilmiştir.
9- Dava konusu geçici hükme göre, iki dönem peş peşe yönetim kurulu başkanlığı yapmış kişilerin iki dönem yönetim kurulu üyeliğine seçilemeyecekleri kuralı 1.4.2008 tarihinden sonra yapılacak seçimlerden itibaren uygulanacaktır. Oysa kanun 26.7.2008 tarihinde yayınlanmış ve yürürlüğe girmiştir, yani bir geriye yürütme söz konusudur. Kanunun geriye yürütülmesi hukuki güvenlik ve hukuki istikrar, dolayısıyla hukuk devleti ilkesine aykırı görülerek, kural oybirliğiyle iptal edilmiştir.
Kararın tam metnine ulaşmak için tıklayınız.

Anayasa Mahkemesinin E: 2011/60, K: 2011/147 Sayılı Kararı (6/4/2011 Tarihli ve 6223 Sayılı Kanun ile İlgili)
Bakanlar Kuruluna kamu kurum ve kuruluşlarının teşkilat, görev ve yetkileri ile kamu görevlilerine ilişkin konularda kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi veren yetki kanununun Anayasa’ya aykırı olduğu ileri sürülmüştür. İddiaya göre, yetki kanununda kanun hükmünde kararname çıkarma yetkinsin verildiği konular çok geniş belirlenmiş, yetki kanununa dayanılarak hangi kanunlarda değişiklik yapılabileceği sayıldıktan sonra “ve ilgili diğer kanun ve kanun hükmünde kararnameler” gibi ifadelerle kapsam iyice genişletilip belirsizleştirilmiştir. Böylece, yürütme organına çerçevesi çizilmemiş, kapsamı belirsiz ve sınırsız bir yetki verilmiştir. Bunlar, kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi verilmesi hususunda Anayasa’nın 87. maddesinde belirtilen “belirli konu” ve Anayasa’nın 7. maddesinde gösterilen “yasama yetkisinin devredilmezliği” ilkelerine aykırıdır. Ayrıca yetki kanunu 6 ay süre için çıkarılmıştır ve bu süre içerisinde milletvekili genel seçimleri yapılacak ve yürütme organı da değişecektir. Böylece bir sonraki dönem yürütme organının “ipotek” altına alındığı, bunun demokratik hukuk devleti anlayışına, dolayısıyla Anayasa’nın 2. maddesine de aykırı olduğu ileri sürülmüştür. Bir de “önemlilik”, “ivedilik” ve “zorunluluk” koşullarının da gerçekleşmediği öne sürülmüştür. Mahkeme, kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisinin hangi konularda verildiğinin açıkça gösterildiğini, konu yönünden bunun dışında bir anayasal koşulun bulunmadığını, hatta yetki kanununa dayanılarak çıkarılacak kanun hükmünde kararnamelerle hangi kanunlarda değişiklik yapılabileceğinin gösterilmesinin dahi şart olmadığını ifade ederek bu yöndeki Anayasa’ya aykırılık iddialarına cevap vermiştir. Kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisinin yürütme organını bu konuda zorlamayacağı ve yürütme organının isterse kanun hükmünde kararname çıkarmayabileceği gerekçeleriyle yetki kanununun süresinin bir sonraki yürütme organının görev süresine taşmasının bir sorun yaratmayacağını ifade etmiştir. Dava konusu yetki kanununun olağan dönem kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi verdiğini ve bu nedenle “zorunluluk, ivedilik, önemlilik” koşullarının aranamayacağını; kaldı ki zorunluluk ve önemlilik gibi sübjektif değerlendirmelere konu olabilecek hususlarda Anayasa Mahkemesi’nin karar vermesinin onun işlevine uygun düşmeyeceğini beyan etmiştir. Sonuçta iptal taleplerini oyçokluğuyla reddetmiştir.
Kararın tam metnine ulaşmak için tıklayınız.

Anayasa Mahkemesinin E: 2006/8 (Siyasi Parti Mali Denetimi), K: 2011/33 Sayılı Kararı
İşçi Partisi’nin 2005 yılı kesinhesabı incelenmiş ve ilgili karar yayınlanmıştır.
Kararın tam metnine ulaşmak için tıklayınız.

Anayasa Mahkemesinin E: 2007/16 (Siyasi Parti Mali Denetimi), K: 2011/34 Sayılı Kararı
İşçi Partisi’nin 2006 yılı kesinhesabı incelenmiş ve ilgili karar yayınlanmıştır.
Kararın tam metnine ulaşmak için tıklayınız.

Cumhurbaşkanının Görev Süresinin Belirlenmesi Sorunu

Ali Erdem Doğanoğlu’nun “Cumhurbaşkanının Görev Süresinin Belirlenmesi Sorunu” başlıklı makalesi, Ankara Barosu Dergisi, Yıl 2011, Sayı 3’te yayımlandı. Makalenin tam metnine ulaşmak için tıklayınız.

21.11.2011-11.12.2011 Güncel Anayasa Mahkemesi Kararları

GÜNCEL ANAYASA MAHKEMESİ KARARLARI

10.12.2011

Anayasa Mahkemesinin E: 2004/85, K: 2009/69 Sayılı Kararı (7/5/1987 Tarihli ve 3359 Sayılı Kanunda Değişiklik Yapan 14/7/2004 Tarihli ve 5220 Sayılı Kanun ile İlgili)
Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu ek madde 2’nin birinci fıkrasındaki dava konusu hükümle, Hazine adın kayıtlı ve Sağlık Bakanlığı’na tahsisli taşınmazlar ile Sağlık Bakanlığı’nın kullanımında olan taşınmazların bu konuda genel koşulları gösteren ilgili yasa hükmüne bağlı olmaksızın tamamen Maliye Bakanı’nın inisiyatifiyle satılması olanaklı hale getirilmiştir. Bu düzenlemenin mülkiyet hakkına ve dolayısıyla Anayasa’nın 35. ve 11. maddelerine aykırı olduğu iddia edilmiştir. Dava konusu düzenleme belirli özelliklerdeki kamuya ait taşınmazların daha önceden belirlenmiş diğer yasal koşullar aranmaksızın satışını mümkün kılmaktadır. İki tür taşınmaz bu kapsamda değerlendirilmiştir; bunlardan ilki “Hazine adına kayıtlı ve Sağlık Bakanlığı’na tahsisli taşınmazlar” diğeri de “başka hangi özellikleri gösterirse göstersin ve hangi hukuki statüde bulunursa bulunsun Sağlık Bakanlığı’nın kullanımında bulunana taşınmazlar”dır. Mahkeme düzenlemeyi bu ayrımı esas alarak incelemiştir. Sonuçta Hazine adına kayıtlı ve Sağlık Bakanlığı’na tahsisli taşınmazlar yönünden satış için istisna getirilip diğer koşulların aranmamasını yasa koyucunun takdirinde bir husus olarak değerlendirmiş, buna ilişkin bir anayasal koruma bulunmadığını belirterek iptal talebini oybirliğiyle reddetmiştir. Sağlık Bakanlığı’nın kullanımında bulunan taşınmazlar yönünden ise, hukuki belirsizliğin söz konusu olduğunu ve idareye çerçeve ve ilkeler gibi zorunlu görülen yasal sınırlar belirlenmeksizin bir yetki verildiğini, bunun yasama yetkisinin devredilmezliği kuralına aykırılık teşkil ettiğini gerekçe göstererek Anayasa’nın 2. ve 7. maddelerine aykırılık tespit ederek oyçokluğuyla iptal kararı vermiştir.
Kararın tam metnine ulaşmak için tıklayınız.

Anayasa Mahkemesinin E: 2008/111, K: 2010/22 Sayılı Kararı (14/7/1965 Tarihli ve 657 Sayılı Kanun ile İlgili)
Devlet Memurları Kanunu’nda “toplu müracaat ve şikayet etmek” şeklinde bir disiplin suçu düzenlenmesinin Anayasa’nın 2. 13. ve 74. maddelerine aykırı olduğu iddia edilmiştir. Mahkeme, toplu dilekçe ve şikayet hakkının demokratik bir toplumun vazgeçilmez unsurlarından olduğunu ve Anayasa’nın 74. maddesinde de açıkça korumaya alındığını, bu haktan memur - memur olmayan vatandaş ayrımı yapılmaksızın tüm yurttaşların, hatta karşılıklılık koşulu ile yabancıların da yararlanabileceğinin düzenlendiğini ifade ederek bir karşı oy ve oyçokluğuyla iptal kararı vermiştir.
Kararın tam metnine ulaşmak için tıklayınız.

Anayasa Mahkemesinin E: 2007/97, K: 2010/32 Sayılı Kararı (2/7/1993 Tarihli ve 485 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapan 9/2/2006 Tarihli ve 5456 Sayılı Kanun ile İlgili)
İlgili kanun hükmünde kararnamede kanunla yapılan değişikliklerle, “Gümrük Başmüdürlükleri” ve “Gümrük Muhafaza Başmüdürlükleri” kaldırılmış, yerlerine “Gümrük ve Muhafaza Başmüdürlükleri” kurulmuştur. Bu kapsamda, görevlerine devam eden “Gümrük Başmüdürleri” ve “Gümrük ve Muhafaza Başmüdürleri”nin görevlerine son verilerek bu kişiler “Müsteşarlık Müşaviri” kadrolarına atanmıştır. Kendiliğinden bu atamaların gerçekleşmesi sonucunu doğuran kanun hükmünün Anayasa’nın Başlangıcı ile 2. ve 36. maddelerine aykırılığı iddia edilmiştir. Mahkeme, görevleri devam eden başmüdürlerin kariyer, liyakat ve kadro dereceleri gözetilmeksizin düzenleme yapılarak, kaldırılan başmüdürlükler yerine kurulan başmüdürlüklerde görev yapmalarının engellenmiş olmasını ve tüm bunların kanun hükmüyle yapılmasının hak arama özgürlüğünü kısıtladığını gerekçe göstererek bir karşıoyla ve oyçokluğuyla hükmü Anayasa’nın 2. ve 36. maddelerine aykırı bulmuş ve iptal etmiştir.
Kararın tam metnine ulaşmak için tıklayınız.

HOŞGELDİNİZ

“Yaşayan Anayasa”ya hoşgeldiniz. Bu web günlüğünü güncel anayasa gelişmelerini takip etmek için tutmaya başlamıştık. Böylece hem kendimiz hem okuyucularımız için bir “anayasal hafıza” oluşturmayı amaçlıyorduk. Bugüne kadar bu günlük, en azından bizim açımızdan, bu amaca layığıyla hizmet etti.
Zaman içerisinde, hukuk alanında internet kaynakları çeşitlendi. Dolayısıyla anayasa haberlerini takip etmek isteyen okuyucular için seçenekler çoğaldı. Biz artık anayasa haberlerini takip etme işini, aşağıda “Bağlantılar” bölümünde adreslerini verdiğimiz bu sitelere bırakıp, “anayasal hafıza”nın oluşumuna farklı bir biçimde katkıda bulunmak istiyoruz.
Bu sitede bundan böyle ağırlıklı olarak anayasal konulara ilişkin kısa yorumlara yer vereceğiz. Bu yorumları, dijital okur-yazarlığın gerekli kıldığı biçimde, kısa ve olabildiğince açıklayıcı bir üslupla kaleme almaya çalışacağız. Günlük notlarının yetmediği yerde yorum ve analizler devreye girecek. Sitemizdeki bir başka yenilik de “Anayasa Okumaları” olacak. Bu başlık altında postalayacağımız notlarla karşımıza çıkan yeni ve ilginç anayasa çalışmalarını okuyucularımızla paylaşacağız.
İyi okumalar…

DİĞER ÇALIŞMALAR

Doç. Dr. Levent GÖNENÇ’in diğer yayınlarına ulaşmak için tıklayınız.

Dr. Ersoy KONTACI’nın yayınlarına ulaşmak için tıklayınız.

Sitemizde daha önce yayımlanan “Analizler” ve “Yorumlar” için tıklayınız.

KATKILAR

Sitemize katkıda bulunan akademisyenlerin çalışmaları için tıklayınız.

HAZIRLAYANLAR

Levent GÖNENÇ [LG]
Ersoy KONTACI [EK]
Deniz POLAT [DP]
Ali Erdem DOĞANOĞLU [AED]

İLETİŞİM

yasayananayasa@gmail.com

Yönetici Alanı