Ali Erdem Doğanoğlu, "Cumhurbaşkanının Görev Süresinin Belirlenmesi Sorunu", Ankara Barosu Dergisi, Yıl 2011, Sayı 3.

“Yaşayan Anayasa”ya Dair Kişisel Bir Not

Yaklaşık on yıl önce yola çıkmıştık “Yaşayan Anayasa”yı yoktan var etmek için. “Yoktan var etmek” diyorum çünkü başlangıçta bu bir hayaldi. Bir internet sitesi için sanal ortamda yer bulmak, siteyi oluşturmak ve sürdürmek tamamen yabancı olduğum işlerdi. Ama bir yandan da bunu mutlaka yapmam gerektiğine inanıyordum. Türkiye’de anayasa hukuku en hızlı değişen ve gelişen hukuk alanlarından biriydi ve bu hıza ayak uydurmanın yolu teknolojiden geçiyordu. Hocalarımın ve genç meslektaşlarımın yardımı ve katkısıyla “Yaşayan Anayasa” (zaman içinde değişiklikler gerçirse de) bugüne kadar geldi.

Yıllar geçince insan yoruluyor, araya başka meşguliyetler giriyor. Bu hep ortak bir proje olsun, genç meslektaşlarım bu fikre sahip çıksın, bu site adı gibi uzun yıllar yaşasın istedim. Benden bu kadar. Bu siteye katkıda bulunan arkadaşlarım eminim yaptıklarıyla hep bir adım öteye geçecekler. Ben de onların yazdıklarını keyifle okuyacağım.

“Yaşayan Anayasa”yı geçmişte ve bugün takip eden herkese teşekkürlerimle…

LG

Anayasa Mahkemesi 6216 Sayılı Kanun’un Kanun Hükmünde Kararnamelerin Şekil Bakımından Denetlenmesinde Sınır Getiren Hükmünü İptal Etti

Bilindiği gibi Anayasa’nın 148. maddesinin 2. fıkrasıyla kanunların ve anayasa değişikliklerinin şekil bakımından denetiminde kapsam yönünden çeşitli sınırlar öngörülmüştür. Buna göre, Anayasa Mahkemesi, kanunların şekil bakımından denetiminde sadece son oylamanın öngörülen çoğunlukla yapılıp yapılmadığına, Anayasa değişikliklerinde ise teklif ve oylama çoğunluğuna ve ivedilikle görüşülemeyeceği şartına uyulup uyulmadığına bakabilir. Bu sınırlamalar sadece kanunlar ve Anayasa değişiklikleri ile ilgilidir, şekil yönünden denetime tabi diğer normlar, yani kanun hükmünde kararnameler ve TBMM İçtüzüğü değişiklikleri ile ilgili değildir. Doktrinde neredeyse oy birliğiyle kabul edilen bu hususun1, 03.04.2011 tarihinden önce yürürlükte bulunan 10.11.1983 tarihli ve 2949 sayılı “Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun”un “Şekil Bozukluğuna Dayalı İptal Davası ve Sınırı” başlıklı 21. maddesiyle teyit edildiği söylenebilir. Ancak Anayasa Mahkemesi’nin kuruluş ve görevlerine ilişkin önemli değişiklikler getiren 07.05.2010 tarihli ve 5982 sayılı “Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun” gereği çıkarılan ve 30.03.2011 tarihinde kabul edilip 03.04.2011 tarihli ve 27894 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren 6216 sayılı “Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun”la, bu konuda farklı bir düzenleme öngörülmüştür. 6216 sayılı Kanun’un “Şekil Bakımından İptal Davası ve Sınırı” başlıklı 36. maddesinin 1. fıkrasına göre “Şekil bakımından denetim… …Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün son oylamasının öngörülen çoğunlukla yapılıp yapılmadığı; kanun hükmünde kararnamelerin ise yetki kanununda öngörülen süre içinde çıkarılıp çıkarılmadığı ile Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu üyelerinin imzalarının bulunup bulunmadığı hususlarıyla sınırlıdır.”. Bu düzenlemede geçen TBMM İçtüzüğüyle ilgili bölüme ilişkin iptal talebi reddedilmiş, ancak “kanun hükmünde kararnamelerin ise yetki kanununda öngörülen süre içinde çıkarılıp çıkarılmadığı ile Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu üyelerinin imzalarının bulunup bulunmadığı ” ibaresi Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmiştir.2 Gerekçeli karar henüz Resmi Gazete’de yayınlanmadığından iptal edilen ibare yürürlükten kalkmamıştır.

AED

Dipnotlar

  1. Kanun hükmüne kararnameler ve TBMM İçtüzüğü değişikliklerinin şekil yönünden denetiminde sınır öngörülmediğine ilişkin olarak Bkz. Ergun ÖZBUDUN, Türk Anayasa Hukuku, Yetkin Yayınları, Gözden Geçirilmiş 10. Baskı, Ankara, 2008, s. 407,408.; Bülent TANÖR –Necmi YÜZBAŞIOĞLU, 1982 Anayasasına Göre Türk Anayasa Hukuku, Beta Yayınları, 8. Bası, İstanbul 2006, s.504.; Erdoğan TEZİÇ, Anayasa Hukuku, Beta Yayınları, 8. Bası, İstanbul 2003, s.183.; Kemal GÖZLER, Türk Anayasa Hukuku, Ekin Kitabevi Yayınları, Bursa 2000, s. 888,889.; Yılmaz ALİEFENDİOĞLU, Anayasa Yargısı ve Türk Anayasa Mahkemesi, Yetkin Yayınları, Ankara 1996, s.79. ^Yukarı
  2. Kaynak Anayasa Mahkemesi’nin resmi internet sitesinde yayınlanan “1 Mart 2012 Perşembe Günü Saat 09.30’da Yapılan Mahkeme Toplantısında Görüşülen Dosyalar ve Sonuçları”na ilişkin duyurudur. Erişim için: http://www.anayasa.gov.tr/index.php?l=gundem&id=366 Son Erişim Tarihi: 15.03.2012. ^Yukarı

13.02.2012-26.02.2012 Güncel Anayasa Mahkemesi Kararları

14.02.2012

Anayasa Mahkemesinin E: 2010/55, K: 2011/140 Sayılı Kararı (31/5/2006 Tarihli ve 5510 Sayılı Kanunda Değişiklik Yapan 17/4/2008 Tarihli ve 5754 Sayılı Kanun ile İlgili)
5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 102. maddesinde yer alan itiraz konusu düzenlemeyle aynı kanun uyarınca verilecek idari para cezalarına karşı yapılacak yargısal başvurularda idare mahkemeleri görevli kılınmıştır. Söz konusu kanundan kaynaklanan uyuşmazlıkların çoğunda adli yargının görevli olması karşısında itiraz konusu düzenlemenin getirdiği farklılıkla karmaşa, düzensizlik ve belirsizlik yarattığı; aynı konunun farklı uyuşmazlıklara vücut verip uyuşmazlıkların farklı mahkemelerde görülmesinin yargıyı yavaşlattığı ve bunların hukuki güvenlik, adil yargılanma hakkı, etkili başvuru hakkı gibi kurumlara ve dolayısıyla Anayasa’nın 2. 36. 125. 141. ve 155. maddelerine aykırı olduğu iddia edilmiştir. Mahkeme, kanun kapsamındaki tüm uyuşmazlıkları tek bir yargı kolunun görev alanına dahil etmenin yasama organının gerçekleştirebileceği bir olanak olduğunu ve Anayasa’nın, 153. maddesiyle Mahkeme’yi özellikle bu tür bir şeyi sağlamaya yönelik bir davranıştan alıkoyduğunu da belirterek, hükümde Anayasa’ya aykırı bir yön bulunmadığı sonucuna oybirliğiyle varmıştır.
Kararın tam metnine ulaşmak için tıklayınız.

Anayasa Mahkemesinin E: 2010/75, K: 2011/150 Sayılı Kararı (29/6/2001 Tarihli ve 4708 Sayılı Kanunda Değişiklik Yapan 30/6/2004 Tarihli ve 5205 Sayılı Kanun ile İlgili)
4708 sayılı Yapı Denetimi Kanunu’nun 1. maddesinde yer alan itiraz konusu düzenlemeyle, tek parselde, bodrum katı dışında en çok iki katlı ve toplam ikiyüz metrekareyi geçmeyen müstakil yapılar, bu kanunda öngörülen yapı denetiminden muaf tutulmuştur. İtiraz gerekçesinde, her tür yapının belirli esaslara göre denetlenmesinin sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkının gereği olduğu, ayrıca aynı durumda bulunan özel hukuk kişileri arasında sahip oldukları yapıların niteliğine göre ayrım yapmanın eşitlik ilkesine aykırılık teşkil ettiği gerekçeleriyle düzenlemenin Anayasa’nın 2. 5. 10. ve 56. maddeleriyle çatıştığı iddia ve hükmün iptali talep edilmiştir. Mahkeme, itiraz başvurusunda öne sürülenlere ek olarak sırf ekonomik gerekçelerle Anayasa’nın 56. ve 57. maddelerinde devlete yüklenen ödevlere aykırı düzenleme yapılamayacağını belirterek, itiraz konusu düzenlemeyi oybirliğiyle iptal etmiştir.
Kararın tam metnine ulaşmak için tıklayınız.

Anayasa Mahkemesinin E: 2010/11, K: 2011/153 Sayılı Kararı (25/10/1984 Tarihli ve 3065 Sayılı Kanunda Değişiklik Yapan 4/6/2008 Tarihli ve 5766 Sayılı Kanun ile İlgili)
3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu’nun 29. maddesinde yer alan itiraz konusu düzenlemeyle katma değer vergisinin mahsuben veya nakden iade edilmesi hakkının kaldırılması yetkisinin Bakanlar Kurulu’na verildiği, Kanun ile verilen iade hakkını kaldırma yetkisinin Bakanlar Kurulu’na verilmesiyle hukuk devleti ilkesinin ihlal edildiği ve Anayasa’nın 73. maddesinin dördüncü fıkrasında Bakanlar Kurulu’na verilen ve anayasal sınırları çizilen yetkinin dışına çıkıldığı, bu nedenlerle söz konusu kuralın Anayasa’nın 2. ve 73. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. Mahkeme, de paralel gerekçelerle düzenlemeyi Anayasa’nın 73. maddesine aykırı bularak oybirliğiyle iptal etmiştir.
Kararın tam metnine ulaşmak için tıklayınız.

Anayasa Mahkemesinin E: 2010/119, K: 2011/165 Sayılı Kararı (21/6/1934 Tarihli ve 2525 Sayılı Kanun ile İlgili)
2525 sayılı Soyadı Kanunu’nun 4. maddesindeki itiraz konusu düzenlemeye göre “Evliliğin feshi veya boşanma hallerinde çocuk anasına tevdi edilmiş olsa bile babasının seçtiği veya seçeceği adı alır.”. Hükmün Anayasa’nın, ailenin eşler arasında eşitliğe dayandığını ifade eden 41., genel olarak cinsiyet yönünden herkesin eşit olduğunu belirten ve özel olarak da kadın erkek eşitliğini vurgulayan 10. ve temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin 13. maddelerine aykırı olduğu iddia edilmiştir. Mahkeme, evliliğin devamı boyunca ve boşanmada sahip oldukları hak ve yükümlülükler bakımından aynı hukuksal konumda olduklarını belirttiği eşlerden erkeğe velayet hakkı kapsamında tanınan çocuğun soyadını seçme hakkının kadına tanınmamasını, velayet hakkının kullanılması bakımından cinsiyete göre ayırım yapılması sonucunu doğurduğu gerekçesiyle Anayasa’nın 10. ve 41. maddelerine aykırı görmüş; düzenlemeyi oybirliğiyle iptal etmiştir.
Kararın tam metnine ulaşmak için tıklayınız.
Ayrıca karara ilişkin olarak sitemizde yayınlanan bir yazıya ulaşmak için tıklayınız.

Anayasa Mahkemesinin E: 2010/96, K: 2011/168 Sayılı Kararı (14/7/1965 Tarihli ve 657 Sayılı Kanun ile İlgili)
657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun itiraz konusu 212. maddesine göre devlet memurlarına yapılacak yiyecek yardımına ilişkin usul ve esaslar Maliye Bakanlığı ve Başbakanlık Devlet Personel Başkanlığı’nın birlikte hazırlayacağı yönetmelikle belirlenecektir. İddiaya göre, Anayasa’nın 128. maddesi gereğince kamu personelinin aldığı maddi karşılık kanunla düzenlenir, bu konuda hiçbir ölçü ve sınırlama öngörülmeksizin idareye yetki verilemez. Ayrıca idareye böyle bir yetki verilmesi ücrette adaletin sağlanmasına yönelik sosyal yardımları etkisiz kılabilir. Bu nedenlerle hüküm Anayasa’nın 7. 55. ve 128. maddelerine aykırıdır. Mahkeme, teknik ve ayrıntılı düzenlemelerin yapılmasının genel çerçevesi yasa tarafından çizilmiş olmak koşuluyla idareye bırakılmasının Anayasa’ya aykırı olmadığını belirtmiş ve bu nitelikte olduğu kanaatine vardığı itiraz konusu düzenlemenin iptali istemini oyçokluğuyla reddetmiştir.
Kararın tam metnine ulaşmak için tıklayınız.

Anayasa Mahkemesinin E: 2010/7, K: 2011/172 Sayılı Kararı (31/12/1960 Tarihli ve 193 Sayılı Kanunda Değişiklik Yapan 4/6/2008 Tarihli ve 5766 Sayılı Kanun ile İlgili)
193. sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nun itiraz konusu Geçici 73. maddesine göre, “gelir vergisi stopajı teşviki” adı verilen teşvikin hesaplanmasına ilişkin bir değişiklik yapılmış ve bu değişikliğin belirli bir süre geçmişe dönük olarak da uygulanacağı öngörülmüştür. Bu düzenlemenin hukuki belirlilik ve hukuk güvenliği, dolayısıyla hukuk devleti ilkesine aykırı olduğu iddia edilmiştir. Mahkeme de aynı yöndeki gerekçe ile düzenlemeyi oybirliğiyle iptal etmiştir.
Kararın tam metnine ulaşmak için tıklayınız.

Anayasa Mahkemesinin E: 2010/97, K: 2011/173 Sayılı Kararı (14/7/1965 Tarihli ve 657 Sayılı Kanun ile İlgili)
657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 146. maddesinde yer alan itiraz konusu düzenlemeyle, devlet kurumlarında sürekli olarak çalışan avukatlar ile bir takım hukuk işleri yürüten görevlilerin yürüttükleri davalar dolayısıyla hükmedilecek yasal vekalet ücretlerinden alacakları parasal miktara bir üst sınır getirilmiştir. Düzenlemenin, serbest çalışan avukatlar ile avukatlık mesleği bakımından aynı hukuki durumda bulunan hazine avukatları arasında eşitsizliğe yol açtığı ve mülkiyet hakkına kamu yararına aykırı biçimde bir sınırlama getirdiği gerekçeleriyle Anayasa’nın 10. ve 35. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. Mahkeme, serbest çalışan avukatlar ile kamu avukatlarının durumları arasında farklılık olduğunu, kamu avukatları yönünden maaş güvencesiyle Anayasa’nın 55. maddesinde öngörülen adaletli ücret gerekliliğinin de sağlandığını belirtmiş, düzenlemenin Anayasa’ya aykırı olmadığı sonucuna oybirliğiyle varmıştır.
Kararın tam metnine ulaşmak için tıklayınız.

18.02.2012

Anayasa Mahkemesinin E: 2009/1, K: 2011/82 Sayılı Kararı (4/12/2004 Tarihli ve 5271 Sayılı Kanunda Değişiklik Yapan 25/5/2005 Tarihli ve 5353 Sayılı Kanun ile İlgili)
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 135. maddesinde yer alan itiraz konusu iki düzenlemeden ilki ile ceza yargılamasında telekomünikasyon yoluyla iletişimin denetlenmesi kurumu temel hükümleri, diğeriyle de kurumun işletilmesine ilişkin süreler belirlenmiştir. İlk düzenlemenin, hakkında söz konusu tedbire başvurulacağına ilişkin karar verilmiş olanlarla iletişime geçen ancak kendisi yönünden öngörülen koşullar yerine getirilmemiş kişilerin de bu yolla hükümde geçen tedbirlere maruz bırakılmalarına olanak verdiği; ikinci düzenlemenin ise örgütlü suçlar yönünden hükümde geçen tedbirlere ilişkin azami üst süre sınırı belirlenmediği gerekçeleriyle her iki hükmün özel hayatın gizliliği ile haberleşme hürriyetine, dolayısıyla Anayasa’nın 20. ve 22. maddelerine aykırı olduğu iddia edilmiştir. Mahkeme özel hayatın gizliliği ile haberleşme özgürlüğünün mutlak ve sınırsız olmadığını; itiraz konusu düzenlemelerin ilgili hükümlerde gösterilen sınırlama nedenlerine, ek güvencelere ve Anayasa’da öngörülen genel sınırlama rejimine uygun olarak sınırlandığını belirtmiş, iptal talebini reddetmiştir. Karar, örgütlü suçlarda nihai üst süre sınırını ortadan kaldıran cümle dışındaki ifadeler yönünden oybirliğiyle verilmiştir.
Kararın tam metnine ulaşmak için tıklayınız.

Anayasa Mahkemesinin E: 2010/10, K: 2011/110 Sayılı Kararı (19/3/1969 Tarihli ve 1136 Sayılı Kanunda Değişiklik Yapan 23/1/2008 Tarihli ve 5728 Sayılı Kanun ile İlgili)
1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 35. maddesinde yer alan itiraz konusu düzenleme ile, sermayesi belirli miktarın üzerindeki anonim şirketler için sürekli sözleşmeli avukat çalıştırma zorunluluğu getirilmiş, bu zorunluluğa uyulmamasının yaptırımı idari para cezası olarak gösterilmiştir. Bu düzenleme ile anonim şirketler yönünden getirilen avukat çalıştırma zorunluluğunun avukatların yapabileceği çeşitli işlerin bulunması karşısında belirsiz olduğu gerekçesiyle hukuki belirlilik ve dolayısıyla hukuk devleti ilkesine; sözleşme özgürlüğüne ve dolayısıyla Anayasa’nın 48. maddesine; aynı durumda bulunan şirketler arasında sermaye farklılığı nedeniyle eşitsizlik yaratıldığı gerekçesiyle Anayasa’nın 10. maddesine ve öngörülen yaptırımın Asgari Ücret Tespit Komisyonu’nun belirlemelerine endekslenmesi nedeniyle cezaların yasallığı ilkesine ve dolayısıyla Anayasa’nın 38. maddesine aykırılık iddia edilmiştir. Mahkeme, büyük sermayeli anonim şirketlerin kamuyu ilgilendiren bir yanlarının bulunduğunu ve devletin bu alana müdahale edip çeşitli düzenlemeler getirmesinin zorunlu sayılabileceğini; bu şirketlerin sosyal ve ekonomik işlevleri bakımından diğer şirketlerden farklı olduklarını ve bu nedenle farklı hükümlere tabi kılınmalarının eşitlik ilkesine aykırılık oluşturmayacağını; öngörülen yaptırımlar yönünden bir belirsizliğin söz konusu olmadığını ve suçun işlenmesinden önce cezanın açıkça saptanabileceğini belirterek iptal talebini oybirliğiyle reddetmiştir.
Kararın tam metnine ulaşmak için tıklayınız.

Anayasa Mahkemesinin E: 2010/93, K: 2012/9 (Yürürlüğü Durdurma) Sayılı Kararı (31/12/1960 Tarihli ve 193 Sayılı Kanun, 13/12/1983 Tarihli ve 178 Sayılı KHK, 9/1/1985 Tarihli ve 3146, 1/6/1989 Tarihli ve 3568, 29/6/2001 Tarihli ve 4706, 22/5/2003 Tarihli ve 4857 Sayılı Kanunlarda Değişiklik Yapan 23/7/2010 Tarihli ve 6009 Sayılı Kanun ile İlgili)
Karar ile çeşitli kanun hükümlerine ilişkin yürürlüğün durdurulması talepleri sonuca bağlanmıştır. Bunlardan sadece, 193 sayılı Kanun’un geçici 69. maddesinin birinci fıkrasına eklenen “Şu kadar ki, vergi matrahlarının tespitinde yatırım indirimi istisnası olarak indirim konusu yapılacak tutar, ilgili kazancın % 25’ini aşamaz.” biçimindeki cümlenin, 9.2.2012 günlü, E.2010/93, K.2012/20 sayılı kararla iptal edildiği ve bu cümlenin, uygulanmasından doğacak sonradan giderilmesi güç veya olanaksız durum ve zararların önlenmesi ve iptal kararının sonuçsuz kalmaması gerekçeleriyle kararın Resmî Gazete’de yayımlanacağı güne kadar yürürlüğü oybirliğiyle durdurulmuştur.
Kararın tam metnine ulaşmak için tıklayınız.

Anayasa Mahkemesinden Sürpriz Karar

Anayasa Mahkemesi, 2525 Sayılı Soyadı Kanunu’nun ‘“Evliliğin feshi veya boşanma hallerinde çocuk anasına tevdi edilmiş olsa bile babasının seçtiği veya seçeceği adı alır” cümlesini Anayasa’ya aykırı bularak iptal etti. Kararda “Kadına Karşu Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi” gibi çeşitli uluslararası sözleşmelere de atıf yapılarak, eşitlik ilkesinin, aynı konumda bulunan kadın ve erkeğin yasalar önünde eşit haklara sahip olmasını gerektirdiği belirtildi. Mahkeme kararında şu ifadeler yer aldı: “Kişinin cinsiyeti nedeniyle karşı cinse göre ayrıcalıklı duruma getirilmesi bu ilkeye aykırı düşer. Ayrıca eşitlik, bireyler arasındaki farklılıkların göz ardı edilerek herkesin her bakımdan aynı kurallara bağlı tutulması anlamında da algılanamaz. Kimi kişilerin başka kurallara bağlı tutulmalarında haklı nedenler varsa, yasa önünde eşitlik ilkesine aykırılıktan söz edilemez. Bu nedenle, yaradılış ve işlevsel özelliklerin zorunlu kıldığı kimi ayırımlar haklı bir nedene dayandığı ölçüde eşitliği bozmadığı halde, sadece cinsiyete dayalı ayrımlar eşitlik ilkesine açık bir aykırılık oluştururlar. Eşler, evliliğin devamı boyunca ve boşanmada sahip oldukları hak ve yükümlülükler bakımından aynı hukuksal konumdadırlar. Erkeğe velayet hakkı kapsamında tanınan çocuğun soyadını seçme hakkının kadına tanınmaması, velayet hakkının kullanılması bakımından cinsiyete göre ayırım yapılması sonucunu doğurur. Bu nedenle itiraz konusu kural, Anayasa’nın 10. ve 41. maddelerine aykırıdır, iptali gerekir.” (Karar metni için tıklayınız)

Anayasa Mahkemesi, 10.3.2011 tarihli kararında, evli kadının yalnız önceki soyadını kullanması istemiyle önüne gelen davada buna engel teşkil eden 4721 Sayılı Medeni Kanun’un 187. maddesini Anayasaya ve eşitlik ilkesine aykırı bulmayarak; “kamu düzeni”nin bunu gerektirdiği yönünde ifadeler kullanmıştı. Bu kararın üzerinden henüz 1 yıl dahi geçmeden eşitlik ilkesi temelinde ve benzer bir konuda farklı bir karar vermesi oldukça sürpriz bir gelişme. Kuşkusuz, verilen bu son karar, kadına karşı ayrımclılığın önlenmesi yönünden çok daha ileri bir aşamadır. Ancak, madem böyle bir mantık yürütülebiliyordu, keşke bir önceki soyadı kararında da aynı yönde bir karar görebilseydik demeden edemiyor insan. Bu kadar kısa bir sürede görülen fikir değişikliği bu nedenle şaşırtıcı..

DP

30.01.2012-12.02.2012 Güncel Anayasa Mahkemesi Kararları

GÜNCEL ANAYASA MAHKEMESİ KARARLARI

03.02.2012

Anayasa Mahkemesinin E: 2004/10, K: 2009/68 Sayılı Kararı (10/12/2003 Tarihli ve 5018 Sayılı Kanun ile İlgili)
5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu’nun ilgili olduğu konuya ilişkin temel ilke ve kurumları düzenleyen bazı hükümleri ile teknik ayrıntıları düzenleyen birçok hükmünün Anayasa’ya aykırılığı iddia edilmiştir. Bunlardan sadece, Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu’nda düzenlenecek hususları gösteren hükümde yer alan ve bütçe kanununa o kanunun ilgili olduğu yıl için başka birtakım kanun hükümlerinin uygulanamayacağı yönünde hüküm koyma yetkisi veren ibare, bütçe kanunu dışındaki söz konusu birtakım kanunlarda değişiklik yapmak anlamına geldiği ve bunun Anayasa’nın 88. 89. ve 161. maddelerinde gösterilen esaslara aykırı olduğu gerekçesiyle iptal edilmiştir.
Kararın tam metnine ulaşmak için tıklayınız.

07.02.2012

Anayasa Mahkemesinin E: 2009/89, K: 2011/40 Sayılı Kararı (4/1/1961 Tarihli ve 213 Sayılı Kanunda Değişiklik Yapan 23/1/2008 Tarihli ve 5728 Sayılı Kanun ile İlgili)
İtiraz konusu ilk düzenlemeye göre, vergi incelemesi yapan çeşitli farklı statülerdeki görevlilerden bir kısmı, yaptıkları inceleme sonucunda suç işlendiği kanaatine varırlarsa doğrudan savcılığa suç duyurusunda bulunurlar; diğer görevlilerin ise durumu savcılığa taşıyabilmeleri için ilgili vergi dairesi başkanlığı ya da defterdarlığın mütalaasını almaları şarttır. Bu şekilde ilgili kamu görevlileri arasında yaratılan farklılığın eşitlik ilkesine aykırı olduğu iddia edilmiştir. Mahkeme, farklı statülerde bulunanların farklı hükümlere tabi kılınmasının eşitlik ilkesine aykırılık oluşturmayacağı gerekçesiyle iptal talebini oybirliğiyle reddetmiştir. İtiraz konusu diğer düzenlemelere göre de, savcılığın, başka bir yolla vergi suçu işlendiğine ilişkin bilgi edinmesi durumunda, konuyu ilgili vergi dairesine bildirip inceleme yapılmasını isteyeceği ve dava açılmasının inceleme sonucunun savcılığa bildirilmesine erteleneceği öngörülmüştür. Bunun, idarenin yargıya müdahalesini olanaklı kıldığı gerekçesiyle Anayasa’nın 2. 11. ve 138. maddelerine aykırı olduğu iddia edilmiştir. Mahkeme, savcılığın vergi dairesi kanalıyla alacağı mütalaanın teknik bir gereklilik olarak savcılığa yardım edecek nitelikte olduğunu ve savcılığı bağlamayacağını gerekçe göstererek iptal talebini oybirliğiyle reddetmiştir.
Kararın tam metnine ulaşmak için tıklayınız.

Anayasa Mahkemesinin E: 2010/28, K: 2011/139 Sayılı Kararı (14/7/1965 Tarihli ve 657 Sayılı Kanunda Değişiklik Yapan 12/5/1982 Tarihli ve 2670 Sayılı Kanun ile İlgili)
Devlet Memurları Kanunu’nda yer alan itiraz konusu düzenlemeyle, belirlenen durum ve sürelerde mal bildiriminde bulunmamak, kademe ilerleme cezasını gerektiren bir disiplin suçu olarak gösterilmiştir. Bu hüküm nedeniyle hiçbir kötü niyeti olmaksızın sırf dikkatsizlik, özensizlik ve hatta sürece ilişkin teknik ayrıntılarla ilgili kabul edilebilir bir bilgisizlik nedeniyle yükümlülüğünü yerine getiremeyenlerin de ağır bir yaptırımla karşılaşma olasılığının bulunması ve ayrıca hükümdeki belirsizlikler nedeniyle Anayasa’nın 2. ve 38. maddelerine aykırılık iddia edilmiştir. Mahkeme, düzenlemenin yasama organının takdir yetkisi kapsamında değerlendirilebileceğini ve düzenlemede iddia edilen türden bir belirsizliğin olmadığını ileri sürerek, iptal talebini oybirliğiyle reddetmiştir.
Kararın tam metnine ulaşmak için tıklayınız.

Anayasa Mahkemesinin E: 2010/71, K: 2011/143 Sayılı Kararı (22/11/2001 Tarihli ve 4721 Sayılı Kanun ile İlgili)
İtiraz konusu kuralla, kayyım atanmamışsa erginliğinden başlamak üzere çocuğa bir yıl içerisinde babalık davası açma hakkı verilmiştir. İtiraz başvurusunda, kişinin soybağını bilmesinin en temel haklarından birisi olduğu belirtilmiş, dava açma hakkının itiraz konusu kural ile belli bir süreyle sınırlandırılmasının Anayasa’nın temel ilkeleri ve demokratik toplum düzeninin gereklerine ve dolayısıyla Anayasa’nın birçok hükmüne aykırı olduğu iddia edilmiştir. Mahkeme hukuk devleti ve hukuk devletinin birer unsuru olarak hukuki belirlilik ve öngörülebilirlik ilkeleri uyarınca kanun koyucunun dava açma hakkını kesin bir süreyle sınırlandırma yetkisinin bulunduğunu, ancak bunun ölçülülük gibi başka anayasal sınırlar dahilinde yapılabileceğini, sonuçta çocuğa tanınan bir yıllık sürenin yeterli, makul ve orantılı olmadığını belirtmiş, düzenlemenin Anayasa’nın 2. 17. ve 36. maddelerine aykırı olduğuna ve iptaline hükmetmiştir.
Kararın tam metnine ulaşmak için tıklayınız.

Anayasa Mahkemesinin E: 2010/114, K: 2011/148 Sayılı Kararı (25/10/1963 Tarihli ve 353 Sayılı Kanunda Değişiklik Yapan 19/6/2010 Tarihli ve 6000 Sayılı Kanun ile İlgili)
Askeri ceza yargısında mahkemelerin görevlerine ilişkin düzenlemedeki itiraz konusu hükme göre, yargılamanın tek hakim ya da üç hakim tarafından yapılması suçun niteliğinden başka sanığın rütbesine göre de değişmektedir. Bunun Anayasa’nın 2. ve 10. maddelerine aykırı olduğu iddia edilmiştir. Mahkeme, askeri ceza yargılamasında göreve ilişkin hususları belirlemenin kanun koyucunun yetkisinde olduğunu ve farklı statülerde bulunanların farklı hükümlere tabi kılınmasının da eşitlik ilkesine aykırılık yaratmayacağını belirterek iptal talebini oybirliğiyle reddetmiştir.
Kararın tam metnine ulaşmak için tıklayınız.

Anayasa Mahkemesinin E: 2011/11, K: 2011/151 Sayılı Kararı (26/5/2005 Tarihli ve 5355 Sayılı Kanunda Değişiklik Yapan 29/12/2005 Tarihli ve 5445 Sayılı Kanun ile İlgili)
İtiraz konusu düzenlemeyle “mahalli idare birlikleri” adı verilen ve yerinden yönetim esası doğrultusunda kurulmuş birimlerin çeşitli kararlarına karşı merkezi yönetime bağlı birim ve görevlilerce idari yargıya başvurulabileceği hükme bağlanmıştır. Bunun idarenin bütünlüğü ilkesine ve dolayısıyla Anayasa’nın 123. ve 127. maddelerine aykırı olduğu iddia edilmiştir. Mahkeme, düzenlemenin idari vesayet kapsamında değerlendirilebileceğini ve idari vesayetin en önemli iki özelliğinin kanunilik ve istisnailik olduğunu belirtmiş, bu esaslara uygun düzenlemenin Anayasa’ya aykırı olmadığı sonucuna varmıştır.
Kararın tam metnine ulaşmak için tıklayınız.

Anayasa Mahkemesinin E: 2010/26, K: 2011/161 Sayılı Kararı (4/1/1961 Tarihli ve 213 Sayılı Kanunda Değişiklik Yapan 25/6/2009 Tarihli ve 5917 Sayılı Kanun ile İlgili)
Daha önce, Maliye Bakanlığı ile bağlı kuruluşların merkez ve taşra teşkilatında çalışan memurlar ve sözleşmeli personele maaşlarının dışında ek ödeme yapılması konusunda Maliye Bakanına yetki verip de kadroları Maliye Bakanlığı’nda olmayan döner sermaye saymanlarına ek ödemede bulunulabilmesi için herhangi bir düzenlemeye yer vermeyen kanun hükmü Anayasa Mahkemesi tarafından eşitlik ilkesine aykırı görülerek iptal edilmiştir. Aynı içerikte bir hüküm yasama organı tarafından tekrar çıkarılmıştır. Mahkeme, söz konusu hükmün lafzı değil ama içeriği itibariyle daha önce iptal edilen hükümle aynı olduğunu tespit ederek, Anayasa’nın 153. maddesinde gösterilen Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcı olduğuna ilişkin düzenlemeye aykırılığın gerçekleştiği sonucuna varmıştır. Düzenlemeyi oybirliğiyle iptal etmiştir.
Kararın tam metnine ulaşmak için tıklayınız.

Anayasa Mahkemesinin E: 2010/113, K: 2011/164 Sayılı Kararı (7/5/1987 Tarihli ve 3359 Sayılı Kanunda Değişiklik Yapan 21/6/2005 Tarihli ve 5371 Sayılı Kanun ile İlgili)
İtiraz konusu düzenlemeyle, devlet hizmeti yükümlülüğünü yerine getirmek üzere ataması yapılan tabipler ve uzman tabiplerden, belge ile ispatı mümkün zorunlu sebepler olmaksızın süresi içinde göreve başlamayanlar ile başladıktan sonra ayrılanların görev yapmadıkları gün sayısının Devlet hizmeti yükümlülük süresine ilave edileceği, ancak ilave edilen sürenin atama yerine göre belirlenen asıl süreden fazla olamayacağı öngörülmüştür. Bu düzenlemenin çalışma özgürlüğünün ölçüsüz bir şekilde sınırlandırılmasına yol açabilecek nitelikte olduğu ve söz konusu yükümlülük ile ulaşılmak istenen amaç arasında orantısızlık bulunduğu belirtilerek Anayasa’nın 13. ve 48. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. Mahkeme, daha önceden tabiplere getirilen zorunlu hizmet yükümlülüğünün Anayasa’ya aykırılığını tartıştığına dikkat çekmiş, bu kapsamda yapılan değerlendirmede bu yükümlülüğün Anayasa’nın 18. maddesinde belirtilen vatandaşlık ödevi niteliğinde kabul edildiğini ve bu nedenle zorla çalıştırma yasağına aykırılık görülmediğini hatırlatmıştır. Ancak bu yükümlülüğe süreler eklenmesini öngören ve kamu hizmeti ihtiyacını karşılamak amacına yönelik olmayıp, yükümlülüğü yerine getirmeyen kişilere bir yaptırım niteliğinde olan itiraz konusu düzenlemenin, bu özellikleri itibariyle zorla çalıştırma yasağı ve çalışma özgürlüğüne aykırılık meydana getirdiği sonucuna varılmış ve iptal kararı verilmiştir.
Kararın tam metnine ulaşmak için tıklayınız.

Anayasa Mahkemesinin E: 2011/17, K: 2011/171 Sayılı Kararı (26/9/2004 Tarihli ve 5237 Sayılı Kanun ile İlgili)
Görevi kötüye kullanma suçunun cezasının alt ve üst sınırlarında indirim öngören düzenlemenin, suç ve ceza arasındaki adil dengeyi bozduğu, yargıya güveni sarstığı, çeşitli derdest dosyaların zamanaşımına uğraması ihtimalini doğurduğu gibi gerekçelerle Anayasa’nın 2. ve 10. maddelerine aykırılık teşkil ettiği ileri sürülmüştür. Mahkeme, ceza siyasetini belirleme yetkisi kapsamında cezaların miktarını değiştirmenin yasa koyucunun takdirinde olduğunu belirterek iptal talebini oybirliğiyle reddetmiştir.
Kararın tam metnine ulaşmak için tıklayınız.

HOŞGELDİNİZ

“Yaşayan Anayasa”ya hoşgeldiniz. Bu web günlüğünü güncel anayasa gelişmelerini takip etmek için tutmaya başlamıştık. Böylece hem kendimiz hem okuyucularımız için bir “anayasal hafıza” oluşturmayı amaçlıyorduk. Bugüne kadar bu günlük, en azından bizim açımızdan, bu amaca layığıyla hizmet etti.
Zaman içerisinde, hukuk alanında internet kaynakları çeşitlendi. Dolayısıyla anayasa haberlerini takip etmek isteyen okuyucular için seçenekler çoğaldı. Biz artık anayasa haberlerini takip etme işini, aşağıda “Bağlantılar” bölümünde adreslerini verdiğimiz bu sitelere bırakıp, “anayasal hafıza”nın oluşumuna farklı bir biçimde katkıda bulunmak istiyoruz.
Bu sitede bundan böyle ağırlıklı olarak anayasal konulara ilişkin kısa yorumlara yer vereceğiz. Bu yorumları, dijital okur-yazarlığın gerekli kıldığı biçimde, kısa ve olabildiğince açıklayıcı bir üslupla kaleme almaya çalışacağız. Günlük notlarının yetmediği yerde yorum ve analizler devreye girecek. Sitemizdeki bir başka yenilik de “Anayasa Okumaları” olacak. Bu başlık altında postalayacağımız notlarla karşımıza çıkan yeni ve ilginç anayasa çalışmalarını okuyucularımızla paylaşacağız.
İyi okumalar…

DİĞER ÇALIŞMALAR

Doç. Dr. Levent GÖNENÇ’in diğer yayınlarına ulaşmak için tıklayınız.

Dr. Ersoy KONTACI’nın yayınlarına ulaşmak için tıklayınız.

Sitemizde daha önce yayımlanan “Analizler” ve “Yorumlar” için tıklayınız.

KATKILAR

Sitemize katkıda bulunan akademisyenlerin çalışmaları için tıklayınız.

HAZIRLAYANLAR

Levent GÖNENÇ [LG]
Ersoy KONTACI [EK]
Deniz POLAT [DP]
Ali Erdem DOĞANOĞLU [AED]

İLETİŞİM

yasayananayasa@gmail.com

Yönetici Alanı